Seçime sekiz gün kaldı. İnsan olarak diyorum, liderleri ne kadar tanıyorsunuz?

Bana -farzımuhal- Türk Basını üzerine bir araştırma yap deseler, işe nereden başlardım bilir misiniz?</br>&#8211; Sizlerden! Yani okurdan!

Bana -farzımuhal- Türk Basını üzerine bir araştırma yap deseler, işe nereden başlardım bilir misiniz?
– Sizlerden! Yani okurdan!
Gazetelere, dergilere bakarak, radyoları, televizyonları dinleyerek, seyrederek de bir fikir edinilir, basın-yayın'ın durumu hakkında. Ama bu meslek ve mensupları ne ölçüde başarılıdır, amaçlarını gerçekleştirme dereceleri nedir, diye pahalı suallere de cevap arayacaksanız, bu çalışmayı okuyarak, dinleyip seyrederek yapamazsınız.
Yıllar ve yıllar önce, Basın ve Reklamcılık Dünyasından Akisler adlı, Fransızca, meslekî bir dergiye aboneydim. Orada okudum, İngiltere Kraliyet Basın Enstitüsü'nün bir basın araştırmasını nasıl yaptığını.
*
Diyelim ki uzun süre gündemde kalan alengirli bir dolandırıcılık vakası oldu. Enstitü, hukukçu, iktisatçı, borsacı uzmanlardan, tecrübeli işinsanlarından, kıdemli gazetecilerden oluşan bir ekiple hadiseyi mahallinde, ilgilileriyle de konuşarak didik didik inceletiyorlar.
Bitti mi, o dosyaları bir kenara koyup, bu defa gidiyorlar gazete okurlarıyla tek tek mülakatlar yapmaya.
– Hangi gazeteyi okursunuz efendim, diye başlayan bir sorgulama. Maksat, falanca gazetenin okuru filancanın zihnine, söz konusu hadise nasıl yansımıştır, bunu belirlemek.
Öyle böyle değil, araştırmacıların gidip kahramanlarıyla konuşarak, dosyaları görerek, yerinde inceleyip öğrendikleri hadise, bir kere de okurlara anlattırılıyor. Bir iki kişi sanmayın, denek olarak özenle seçilmiş yüzlerce okur bu süzgeçten geçirilip bir karara varılıyor.
Benim okuduğum yazıda İngiliz basını bu imtihandan alnının akıyla çıkabilmiş görünmüyordu. Raporun son satırına göre, hadisenin gerçeği basın aracılığıyla okurun zihnine aktarılırken yüzde 70 oranında çarpıtılmıştı. (Bunda okurun ihmalinin, baştan savma okuma alışkanlığının ve okumaktansa bir okuyandan dinleme tembelliğinin de dahli bulunduğu, ayrıca belirtiliyordu.)
*
İletişim fakültelerinde olup bitenden haberdar değilim. Benzer çalışmaları varsa, önce bu konuda bilgi edinmediğim için özür dilerim. Ama onları kınamaktan da geri durmam; niye bu araştırmaların sonuçlarını duyurmak için de bir gayret sarf etmiyorsunuz, diye.
Biz gazeteci taifesi, evet araştırıyoruz, peşini kovalıyoruz, haberleştirdiklerimizi yorumlamakta çoğu zaman aşırıya da kaçıyoruz. Ama bu gayretten alınan sonuç nedir, dürüstçe söylemek gerekirse, ciddî bir fikir sahibi değiliz.
Oysa bunu, herkesten önce bizim bilmemiz lazım. Bizden bekleneni, hakkını vererek yerine getirebilmek ve görevimizi yaptık diye rahat bir nefes alabilmek için.
İşimizi gereği gibi yapamadığımızı güncel bir misalle anlatayım size. Gene size sorarak başlayacağım:
– Tayyip Erdoğan'ı, Deniz Baykal'ı, Devlet Bahçeli'yi, Mehmet Ağar'ı... ve diğerlerini; çok değil sekiz gün sonra hayatınızı, mutluluğunuzu, geleceğinizi birinden birine emanet edeceğiniz bu insanları, sahiden siz ne kadar tanıyorsunuz?
Bu suali küçümsemeyin sakın! İngiltere'deki yüzde 70'i unutmayın! O ada, insanın ve onunla birlikte gazetelerin çok geliştiği bir ülkedir. Benim sorduğuma cevap vereceklerin, ülkeyi dirayetine teslim edecekleri siyaset liderlerini, yüzde 30 ölçütünde tanıdıklarını söylemek bile zor.
Nesil meselesi filan değil bu.
Demokrasiye niyetlenişimizden önceki liderleri, evet tanıyorduk; savaş kahramanı, tarihî kişiliklerdi. 1950'de başbakan olan Adnan Menderes'in, 1946 öncesi adını bile bilmezdik. Süleyman Demirel'i bize, iyi kötü 15 günlük bir (adeta) kampanya ile Hürriyet tanıttı. Bülent Ecevit bizim meslektendir, sizi bilmem, bizim yabancımız değildi. Kasketi, mavi gömleği, Rahşan Hanım, çay tiryakiliği, şiirleri dışında onu, insan olarak ne kadar tanıyorsunuz, desem? Turgut Özal'ı aile efradının hareketliliği sayesinde biraz tanır gibi olmadık değil.
Ne demek istediğimi, Pijama Gaffur'un jargonuyla söyleyeyim, siz anladınız.
– Tayyip Erdoğan'ın asıl dostları ve akıl hocaları kimdir, sualine bilginize güvenerek verecek cevabınız var mı?
– Diğerlerinden farklı olarak Olcay Hanım eşi Deniz Baykal'ın siyasî hareketliliğine hemen hiç katılmaz. Bu tavrının sebebine veya açıklamasına dair bir şey biliyor musunuz?
– Sorsam çoğunuz, Mehmet Ağar derin devletin adamıdır, diyeceksiniz. Seçimi kazanacağından ve başbakan olacağından pek emin görünüyor. Acep nedendir?
– Devlet Bahçeli varlıklı aile çocuğuymuş, Üniversitedeki lakabı kolejli. Ona ilk milliyetçi kitapları, eski Genelkurmay Başkanları'ndan Cemal Tural Paşa'nın eşi olan öğretmeni Suna Hanım tavsiye etmiş. Ankara'daki İktisadî, Ticarî İlimler Akademisi'nde Ülkü Ocakları'nı o kurmuş. Portakal sandığı içinde iki makinalı tüfek onun arabasının bağajında bulunmuş... Bunları biliyor muydunuz? Bahçeli de başbakan olması ihtimali söz konusu edilenlerden biri. (Bilmiyordum, Can Dündar'ın Lider Portreleri diye başladığı yazı dizisinde okuyup öğrendim. Ama gördüm ki, Devlet Bey'in niye hiç evlenmediğine dair, onun da ciddî bir bilgisi yok. «Memleket meseleleri nedeniyle hep ertelenmesi»nden söz etmekle yetiniyor. Milliyet, 12 temmuz.)
Türkiye, her kim olursa, yeni başbakanını da (insan olarak) tanımamakta devam edecek, demek istiyorum.