Sevinilecek haber değil!

Bir kararı uygulamaya koymadan, hatta açıklamadan önce, o konuda kamuoyunu bilgilendirmek diye de bir görevi var, yöneticinin. Siyasetçinin, işinin bir yarısı budur dersek, abartmış olmayız.

Bir kararı uygulamaya koymadan, hatta açıklamadan önce, o konuda kamuoyunu bilgilendirmek diye de bir görevi var, yöneticinin. Siyasetçinin, işinin bir yarısı budur dersek, abartmış olmayız.
Anlaştıysak devam edeyim.
Ertuğrul Özkök dün Hürriyet'te, AKP ve DTP başkanlarının çakışan sözlerini yan yana getirmeye özen göstermişti:

  • Tayyip Erdoğan'ın dediği şuydu: «(DTP'lilerin) Siyasallaşma sürecine girmelerini özellikle teşvik etmeliyiz. Anayasal düzende siyaset yapsınlar, daha iyi! Eğer Meclis dışına itersek, onlar da dağa çıkarlar.»
  • Nurettin Demirtaş da, DTP Genel Başkanı sıfatıyla ve hepsi kendi arasında uyumlu olmayan açıklamaları meyanında: «Nasıl sekiz askeri getirme iradesini gösterdiysek, silahları susturma iradesini ve insiyatifini de gösterebilecek durumdayız. Bunu başarmak için bizim bir projemiz var.» demişti.
    Ben genç liderin bu sözlerini, Ertuğrul Bey gibi «Zaten biz ateş ettiriyoruz, istersek gene biz sustururuz» diye, irkiltici bir tehdit olarak algılamadım. Bir gün önce işittiğimde, Demirtaş galiba Başbakan Erdoğan ile baş başa bir konuşmaya talip, diye yorumlamıştım bu sözleri kendimce.
    Daha doğrusu bu iki parti başkanını, uzaktan uzağa birbirine flama işaretiyle seslenen iki denizciye benzetmiştim ben. Bu anlamda son sözlerini, olumlu bir gelişmenin işaretiydi. Amerikalının, Iraklının, şunun bunun dediğine kulaklarımızı tıkayıp, kendi meselemizi kendi aramızda çözüme ulaştırmanın ilk adımlarıydı.
    İktidar partisinin başkanı ile Meclis'in taa öbür ucunda mevziye girmiş gibi duran, yeni muhalefet partisinin çiçeği burnunda başkanı arasında bir buluşma noktasına hayli yaklaştığımızı düşünmekle hata ettiğimi, vakit öğleyi bulmadan, televizyon spikerlerinden öğrendim. Hepimiz öğrendik de, içimizde, DTP hakkında Anayasa Mahkemesi'nde kapatma davası açılmasından üzüntü duyanların oranı nedir, bunu kestirmek kolay değildi.
    Aslında ben, herhalde ümitlenme ihtiyacı ile, bir önceki hayal kırıklığının üzerinde ısrar etmemeyi iyimserliğin icabı saymıştım.
    DTP kongresinde Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk'un, partili arkadaşlarına «Bize biraz müsaade!» diyerek görevlerinden uzaklaşmaları (Bilemiyorum, belki de uzaklaştırılmaları) hiç de iyiye işaret değildi.
    Demirtaş dün, «Kapatma davası sürpriz değil», demiş; partisi aleyhindeki linç kampanyalarından söz etmiş.
    Bana, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in «Kapatma davası beni mutlu etmedi» sözü daha gerçekci geldi.
    Erdoğan'ın tepkisini olduğu kadar, kamuoyunun gelinen bu nokta hakkındaki düşüncesini de merak ederim.
    Teşrifat şaka kaldırmaz derler
    Suudî Arabistan Emiri, derdik. Son zamanlarda Kralı demek tercih ediliyor. Ben kısaca Suud diyorum. Aile adı.
    Suud Ankara'daydı. Meydanda Cumhurbaşkanımız karşıladı. Gül vaktiyle Suudî Arabistan'da çalışmış. Ama şahsen Suud'la, belki Dışişleri Bakanlığı sırasında tanışmıştır, diye düşünürüm.
    Başbakan Erdoğan'la buluştuğunda Suud, Cumhurbaşkanı da bizimle birlikte olmayı ister miydi acaba, demiş. Ben «Herhalde üçü birlikte konuşmak istediler. Ayrıca Gül'ün İngilizcesi Erdoğan'ınkinden daha işlektir diye...» düşünmüştüm kendimce.
    Protokoldan bihaber bir köşe kadısının saçma sapan lafları, diyebilirsiniz. Ortada Suud evsahibi pozunda, bizimkiler iki yanında uslu uslu otururken çekilmiş fotoğraflar herkesin canını sıktı. Ben de beğendim veya yadırganacak hal değildi, demiyorum.
    Cumhurbaşkanı, başbakan o makamlara basamakları adım adım çıkarak gelmiyorlar bizde. Sebep kendileri değil, yolda protokola rastlamamış olmaları.
    Eski Başbakan Tansu Çiller de Erdal İnönü'nün cenaze törenine kar beyazı bir mantoyla katıldı. Dikkati çekmek için diyenler oldu. Bence onunki de «Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü» meselinin yeni bir tezahüründen ibarettir.
    Dil Yâresi
  • İstanblu'da Malî Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürlüğü, Kuzey Irak ve Suriye'den getirilen 353 714 kutu kaçak sigaraya el koymuş; kaçakçılık zanlısı 21 kişiyi 19 ayrı adresten aynı anda toplayarak gözaltına almış. Matbaa makinaları içki şişeleri ve bandrolleri, purolar, uyarı etiketleri de müsadere edilmiş (Akşam, 6 kasım).
    Hayır, yerimi şaşırmadım, Dil Yâresi köşeciğindeyim.
    Gazetenin bu haberi niye büyüttüğünü söyleyeceğim size. Sigara paketlerinin uyarı etiketini kimler bastıysa, orada akciğer yerine «ç» ile akçiğer yazmaktaymış.
    Bu dikkat beni, bilirsiniz ki çok sevindirir. Biraz da neşelendim doğrusu. Yeni Sabah'ta, bu etikette olduğu gibi «c»ler ile «ç»leri birbirine karıştıran bir spor muhabiri vardı: bıçak yerine bıcak, bacak yerine baçak yazan. Nezih Demirkent'le işbirliği etmiş, çok uğraşmış, çocuğun bu kusurunu giderememiştik.
    Kasım kasım kasılarak ortalarda gezindiğini görüyorum. Köşe kadılığına terfi etmiş. Kuyruklu ve kuyruksuz «c»leri doğru yazmayı, yani birbirinden ayırmayı da öğrenmiş.
    Bunca yıldır çeşidini gördüm, ama «kuyruk yerini şaşırma» hastalığına yakalanmış bildiğim tek gazeteci odur. Hindiler gibi kabarmasını da hoş görüyorum. Eee «c» ile «ç»yi birbirine karıştırmadan yazabilmek az şey mi?