Sezer, Büyükanıt ve bir sual

Siyasî gelişmeler bakımından yorumlar cümbüşüne elverişli bir ortama girdik. Köşekadıları yaşadı diye, ben de köşemde kıs kıs gülüyorum.

Siyasî gelişmeler bakımından yorumlar cümbüşüne elverişli bir ortama girdik. Köşekadıları yaşadı diye, ben de köşemde kıs kıs gülüyorum.
Şöyle oldu böyle oldu, sonunda Abdullah Gül dün, gidip Çankaya'da boşalan koltuğa oturdu. Gazetelerimizin manşet haber cümlelerinden bana kalırsa en başarılısı İngilizce Turkish Daily News'un manşetiydi: Gül nihayet ipi göğüsledi. (President Gül finally crosses.)
Yorumlar cümbüşünden manşetler de nasibini almıştı:

  • Renk vermek istemeyenler: «11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül» (Sabah). «Gül 11. Cumhurbaşkanı» (Millî Gazete).
  • Sadece haber verenler: «Çankaya'da (veya Köşk'te) Gül devri (veya ...dönemi)» (Milliyet, Zaman, Star, Ortadoğu, Bizim Gazete, Birgün).
  • Sonucu olumlu bulanlar: «İlk sözü laiklik oldu» (Hürriyet). «Yeni Türkiye» (Vatan). «Laiklik yemini» (Posta).
  • Uyarma ihtiyacı duyan: «Bu yemini hiçbir zaman unutmayın!» (Radikal).
  • Sevindiğini belli eden ve sonucu alkışlayanlar: «Cumhur Köşk'te» (Bugün). «Cumhur, başkanına kavuştu» (Vakit). «Gül gibi başladı» (Yeni Şafak).
  • Sonuçtan hazzetmeyenler: «Başkomutanı askerler izlemedi» (Akşam). «AKP adayını Çankaya'ya çıkardı» (Önce «Gül Cumhurbaşkanı» diyorsa da, belli ki Cumhuriyet'in asıl manşeti bu.). «Gül, Başkomutan» (Tercüman).
  • O kadar da önemli değil diyen: «Gül Çankaya'da» (dese de, Evrensel dün bu haberi ikinci planda veren tek gazeteydi; asıl manşetinde «Sefalet isyan ettirdi» ibaresi).
    Durumu ben, gazeteler bu sonuca bakarak (Sonunda Gül'ün Çankaya'ya çıkmış olmasına) sevinmek mi lazım, yerinmek mi, net bir karara varamadı, diye yorumluyorum. Gül'ün yüksek rakımlı tepedeki tutumuna bakarak, kararlarını zamanla pekiştirecekler.
    Duraksamalarının başka sebepleri de olabilir; biz sıradan insanların gözünde, ucu ortası pek belli olmayan derin sebepler. Esaslı köşekadılarının (Aramızda biliminsanları var) tam söze gireceği zaman değil mi?
    Ben mesela son günlerde şu sualin cevabını arıyor, ama bulamıyorum (Daha doğrusu bilmiyorum):
    – Onuncu Cumhurbaşkanımız Sezer'i, bütün tarafları kapsayacak kadar tarafsız olamadı, diye eleştirdik. Genelkurmay Başkanımız Büyükanıt'ın üzerine vazife olmayan konularda düşündüğünü yüksek sesle söylemesinden rahatsızız.
    Peki felsefenin ve mantığın, sosyal ve tarihî uygulamalarda çözümü hazırlayan çelişkilere dair bir kuramı, bir hatırlatması yok mudur? Sezer ile Büyükanıt'ın günübirlik tedirginliklere yol açan hatalı tutumlarıyla, bir yandan da olumlu gelişmelere yol açmış olmaları söz konusu edilmeye değmez bir faktör müdür sizce?
    Bilmeye ihtiyacımız var.
    Dil Yâresi
  • Besmeleyle başlayalım.
    Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bir kelimeyi telaffuzunu oldum olası yadırgarım. Gül İHL mezunu değil biliyorsunuz. Ama Türkçe'yi doğru ve güzel konuşur. Meclis kelimesini «i» sesini uzatarak mecliiisi diye söyler, ki yanlıştır.
    Defile, kabine kelimelerinde de «i» sesi uzun değil kısadır.
    Programın adı «Kare As» olur
    Türk televizyonlarında sahici sohbet programları yazık ki itibar görmüyor. Vaktiyle İstanbul Radyosu'nda, son yıllarda CNN Türk'te ben de denedim bu yayın türünü. Beceremedim. Sebepler, şartlar üzerinde saatlerce konuşabilirim. Bir işe yaramaz. Ama düşünmeden de edemiyorum işte...
    Aylardır, cumhurbaşkanı seçimini konuşuyoruz. Sonuç dün ilan edildi. Artık başka konularla da ilgilenebileceğimizi umarım.
    Ama bu noktaya kadar gelmişken, diyorum; devam etmekte olan bir sohbet programım bulunsaydı da, ben bu hafta üç eski cumhurbaşkanımızı birden davet etseydim. Demirel'i, Evren'i ve Sezer'i. Onlar kabul ettiyse, bir dördüncü cumhurbaşkanından daha ricada bulunsaydım: yeni Cumhurbaşkanımız Gül'den.
    Daha önce «üç eski cumhurbaşkanı» ile bir arada yaşadığımız olmadı. Ve düşündüm ki ne çok soracağımız vardır onlara: Çankaya'daki yalnızlığa dair. Yabancı devlet başkanlarına dair. Sualin sonu gelmez... Evren'e mesela:
    – Bu nitekim kelimesi nereden girdi sizin lugatinize, diye sormakla başlayabilirdik. Paşa, işi hikâyelere döküp anlatmayı sever. Dinlerdik.
    Üçü de izan sahibidir. «Ben Çankaya'nın eski sakiniyim. Elbette bana söylemek, millete dinlemek yaraşır» diye düşünüp lafı uzatan olmazdı aralarında.
    Bu tür programlar için Demirel bulunmaz misafirdir. Suale sahiden cevap verir. Evren'i susturmak, Sezer'i konuşturmak zor olabilir. Gül de havaya hemen giren, çok (Kelimeyi mazur görsün!) kullanışlı bir televizyon sohbetçisi olabilir, diye düşünüyorum. Denemedim.
    Mümkün olsa çalımımdan geçilmezdi artık. Eskiden ve halen cumhurbaşkanlığı makamında bulunan dört tarihî kişiliği sohbet için bir araya getirmiş televizyoncu!.. Az fiyaka mıdır?
    Niye yazdım bunları?
  • Bir defa aklıma geldi, kendi kendime güldüm. Okurlarımla birlikte de gülelim istedim.
  • Sonra, ben yapamayacak olsam da televizyonlarımızda usta veya yetenekli nice sohbetçi var. Onlara bir fikir vermiş olurum. Bu güç işi (Dördünden de olumlu cevap almak, deve... diyecektim ayıp olur, güç iştir yani!) yapan olursa ben de fikir veren sıfatıyla şişinirim.
  • Nihayet, bir bakarsınız eski-yeni bu dörtlü «Haydi şu ihtiyarı sevindirelim» diye harekete geçip onlar beni davet ederler.
    Olacak şey mi bu? Olsun, ben bir taraftan sualleri hazırlayayım gene de!