Sezer'den son 7 yılın hikâyesi

Ahmet Sezer bu göreve davet edildiği için geldi. Daha önce böyle bir hevesi, bir niyeti olduğuna dair hiçbir bilgimiz yoktu.

Ahmet Sezer bu göreve davet edildiği için geldi. Daha önce böyle bir hevesi, bir niyeti olduğuna dair hiçbir bilgimiz yoktu. Uzaktan uzağa da olsa onu tanıdıktan sonra, yarışmalara meraklı biri olmadığını, Çankaya gibi bir makamı aklından bile geçirmediğini tahmin etmekte hiç sıkıntı çekmedik.
Dün sayfalar ve kanallar arasında gezinirken fark ettim. Yürütmenin en üst basamağındaki iki kişide hissedilir bir ferahlamışlık hali vardı.
Makamları itibariyle «haletiruhiyesi» milletçe hepimizi etkileyen ve ilgilendiren iki çok önemli kişiden söz ediyoruz. Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer ile Başbakan Tayyip Erdoğan'dan. Onlar ferahladıysa biz de rahat bir nefes alabilir miyiz, diye düşündüm.
Önce Başbakan'ı söyleyeyim. Bir yerde gazetecilerle, hem de cumhurbaşkanı kim olacak konusunda ayaküstü iki laf ederken güldüğünü, bizim çocuklarla şakalaştığını gördüm. Benzer sualleri bir gün öncesine kadar, cebinde metelik yokken bir alacaklısı ondan borç verdiği parayı istemiş gibi, öfkeyle de değil neredeyse nefretle cevaplıyordu. Dün baktım neşeli. Tahmin ettiğimiz üzre (Ben böyle bir hal ve hava hissettim, yanılıyor muyum?) sanki sırtından ağır bir yük indirilmiş gibiydi.
Bundan sonra basireti bağlanmaz inşallah! Ferahlamanın etkisiyle aday konusunda bir sürprizden bile söz etti dün.
– Tayyip Bey! Geldiğimiz noktada «sevindirici» bir sürpriz millet nezdinde makbule geçecektir. Bundan da haberiniz olsun, istedim.
*
Gelelim Cumhurbaşkanımız Sezer'e!
Dün gazetecilerle sanırım ilk defa, Ahmet Bey olarak da konuşmuş. Arkadaşlarımın şikâyeti var. Evet, cevaplar verdi, ama daha çok «Düşünmüyorum, bilemem, ayaküstü konuşmayı sevmiyorum» gibi olumsuz cevaplardı bunlar, dediler.
Haklı değiller. Yedi yıldır susan biri nihayet konuşmaya karar verdi diye, ondan, bülbül gibi şakıması beklenemez ki!
– Başbakan size adaylığıyla ilgili bir şey söyledi mi, diye sormuşlar.
– Hayır söylemedi. Benden önce size söyler, demiş. (Belki kısa, ama güzel cevap.)
– Sizce ilk oylama turunda 367 milletvekili gerekir mi?
– Bir şey diyemem, bilemem.
– Ama siz de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı yaptınız.
– O zaman başkandım, bilirdim. Şimdi cumhurbaşkanıyım, bilemem.
– Siyasete atılmayı düşünüyor musunuz?
– Hayır! (demiş Sezer. Ben olsam asıl, bir süre dinlendikten sonra Çankaya hatıralarınızı yazarak tarihe bir belge bırakmayı düşünüyor musunuz, diye sorardım. Onun, camları pırıl pırıl tertemiz gözlükleriyle siyaset dünyasının nasıl göründüğünü merak etmez misiniz?)
Ve şu sual ile cevabı:
– Seçim sürecini medya nasıl yürüttü size göre?
– Çok kötü! söylemeden neler yazılıyor. Yazmanız için söylemeye gerek yok.
(Hiç fena değil! Sezer kalemiyle mesela «Neler hayal ederdim, ama yakından tanıyınca nasıl bir Ecevit gördüm?» başlıklı beş on sayfa... İnsan okumaya doyamazmış gibi geliyor bana. Az konuşanlar iyi gözlemci olur. Eminim, Sezer'in hafızasında son yedi yıldan tarihe aktarılacak çok değerli malzeme birikmiştir.)
Çocuk sual de sorar annesine
Mülakat yapan gazetecilerin daha çoğu hanım meslektaşlarımız. Çok başarılı olanlar da onlardan çıkıyor, dememek haksızlık sayılır. Ama Leyla Kömürcü'yle son konuşmayı Demirhan Hararlı yaptı. Benim aklımdan geçenleri de sormuş, eksik olmasın (Hürriyet-Kelebek, 20 nisan).
Leyla Kömürcü'yü hatırladınız mı? Hani Amerika'daki bir sperm bankasından hamile kalan kızımız. Karnındaki yavru 6 ayı geride bırakmış bile.
Hayır, erkeklerden nefret etmem, diyor. Dost bildiği erkek arkadaşları da varmış.
– Doğru babayı bulamadım. Birini sevip, ona güvenip «Bu adamdan bir çocuk istiyorum» diyebilseydim, zaten böyle bir yola başvurmazdım. Çocuğumu Türkiye'de doğuracağım. Bu bebek Türkiye'nin bebeği olacak.
Bu dediklerine, daha önce sözünü etmediği yeni bilgiler de eklemiş:
– 29 yaşındayım. Bu adımı atmamın asıl sebebi, diyor; sağlık sorunlarıdır. Doktorlar bir an önce anne olmazsam, anne olma şansımı tamamen yitirebileceğimi söylediler.
Ve rahminde bir kistten, guatr hastası olduğundan söz ediyor. Bu hastalık ilerlerse bir daha çocuk sahibi olunamıyormuş. (Bu arada henüz bir biyopsi yapılmadığını da söylüyor.)
Leyla Hanım'ın doğacak çocuğu için bir dediği de şu:
– Belki büyüdüğünde «Benim çok cesur bir annem varmış» diyecektir, kim bilir?
*
Leyla Kömürcü'nün yaptığı heves edilecek bir örnek değil, diyebilmek için aldım kalemi elime. Ona söyleyeceğim bir şey yok. Hakkım da yok elbette. Aynı yoldan gitmeyi düşüneceklere şu kadarını olsun söyleyeyim:
– Çocuklar sualler de sorar analarına, babalarına.
Dil Yâresi

  • Bülent Forta, «Muassır medeniyet» yazıp, sonra «yeni Türkçe»ye çeviriyor: «Çağdaş uygarlık» (Birgün, 16 nisan).
    Anlayamadığım, muasır kelimesinin niye muassır diye, iki «s» ile yazıldığı. Haydi takiye yerine inatla takıyye yazanlar (Gazetelerinin adını Hürriyyet, Milliyyet, Cumhuriyyet yazamasalar da), Ferit Devellioğlu'ndan cesaret alarak doğru yazdıklarını sanıyorlar. Muasır'ı Devellioğlu da iki «s» ile yazmaz.
    Forta Bey nereden esinlendi dersiniz?