Sıra Patriğin sıfatına geldi

Bilge siyasetçiyle önce, şu yazması da, söylemesi de zor ekümeniklik terimini konuştuk. Daha doğrusu ben sordum:

Bilge siyasetçiyle önce, şu yazması da, söylemesi de zor ekümeniklik terimini konuştuk. Daha doğrusu ben sordum:
- Bunun yerine evrensellik ve sıfat olarak da evrensel dememizde bir sakınca var mı?
- Fransız ökümenism, diyor (œcuménisme). Bütün kiliselerin birleşmesi amacını güden bir hareketin adı. Bu ad altında Protestanlar ile Ortodokslar 1948'de bir konsey de kurdular, diye biliyorum. Merkezi Cenevre'deydi. 1962'den sonra Vatikan da bu girişimi destekler göründü. Elle tutulur bir sonuç aldıklarını sanmam.
- Hareketin adından ve tarihinden çok, özellikle ekümenik sıfatının anlamını sormak istedim. Gündemin tartışılır konularından biri oldu bugünlerde. Evet, biz sıfat olarak evrensel desek, diyordum...
- Niye olmasın! Ekümenizm «meskûn toprak» anlamında Yunanca bir kelimeden türemiş. Demek ki asıl anlamı «insanların oturduğu her yer». Evrensel derken de ciddiyetle bütün âlemi, kainatı kastetmiyoruz herhalde. Öyle deyin, münasiptir. Evrensel Patrik Hazretleri! Kulağa fena gelmiyor.
- Siz latife ediyorsunuz amma, mesele giderek vahamet kesp etmeye başladı. Düşünürlerimiz ile yazarlarımız, siyasetçilerin de önüne geçerek farklı yorumlarda bulundular. Bu yüzden Vaşington ile Ankara arasında elense hamleleri bile başladı.
- Neler deniyor?
- Türkiye'de unvanları biz belirleriz. Laik devlette halifelerin yeri yoktur. Lozan Antlaşması hâlâ yürürlükte. Diğer ülkelerdeki Ortodoks kiliselerinin Fener Patrikliği'ni tanıdığı yok zaten. Evrensellikten sonra bunlar bizden, Vatikan gibi bağımsız bir alan da isterler. İstanbul'un bir şehir devleti haline gelmesini de isterlerse şaşmayın. Evrensel Patriklik'ten maksat, Ankara'yı tanımayan, başına buyruk bir makam talebidir, diyenler var.
- Gerçekler de var bütün bu söylediklerinde.
- Ama farklı düşünenler de var. Türkiye bu talebi ya reddetmek, ya kabul etmek zorunda değil, diyorlar. Hem patriğin sıfatı şu olmuş, bu olmuş ne değişir ki... Bırakın istediği unvanı taşısın, biz de başımıza yeni bir mesele çıkarmayalım. Makedonya adı konusunda Yunanistan'ın düştüğü duruma düşmek ister miyiz? Patriğin siyasî parti lideri gibi konuşmaya başlamasına öfkelenecek yerde, bu çıkışa cüret edebilmesi Türkiye'de demokrasinin artık yerleştiğine işarettir diye üstelik sevinmeliyiz. Lozan Antlaşması'nda «Patrik evrensel sıfatını kullanamaz» diye bir hüküm de yok, diyorlar.
- İş münazaraya döndü desene. Tartışanlar arasında şunu söyleyen yok mu: Biz burada kendi din okullarımız konusunda hâlâ bir karara varamamanın sıkıntısını çekiyoruz. Siz tutmuş Ruhban Okulu'nu yeniden açalım, diyorsunuz. Gidip, Ortodoksların çoğunlukta olduğu bir ülkede açsanıza okulunuzu! Laf ola beri gele.. Sence bu laf kalabalığında daha akıllıca laf edenler de yok mu?
- Şimdi sırası değil. Diplomaside önemli olan, meseleleri sizin için elverişli zamanda ve uygun şartlar oluştuğunda dile getirmektir, diyen de var.
- Sözünü dinletecek güçte olmak diye de bir şart daha var. Söyleyen onu unutmuş.
Çiçekli hâkim, kameralı dost
Olur şey mi bunlar demeyeyim, ama inanmakta güçlük çektiğimi de saklamayacağım. İki ayrı haberdi:

  • Ankara'da 9. Aile Mahkemesi'nin hâkimi İlyas Altan, duruşma salonunu bir kış bahçesine çevirmiş. Elli çeşide yakın çiçek, kimi ağaç boyunda; ve saksılar... Kuş kafeslerinde kanaryalar.
    Hâkim Bey bu sıcak salonda kabul ettiği davacıları (ve davalıları elbette) ağırlarken, bir yandan da gözlemliyormuş; boşanma niyetini kıracak sevgi kırıntıları, dışa vurulmadık karar değiştirme eğilimi bulabilir miyim, diye.
    Avukatlar memnun: bu mahkemelerin asıl amacı boşanmaları önlemek, diyorlar. Hâkim Bey'in çocuklara şeker ikram etmesi bile bir olumluluk (Sabah, 3 aralık).
    İyi niyetin bu derecesine inanmakta güçlük çekerim.
  • Çiftliktekilerden sonra Uzanlar'ın dillere destan yatlarındaki misafir yatak odalarında da dinleme cihazları ve gizli kameralar bulundu. Olup bitenleri uydu üzerinden saniyesi saniyesine seyretmek ve dinlemek mümkünmüş (Vatan, 3 aralık).
    Kimler ağırlanıyor bu lüks yatak odalarında? Yakın dostlar ve arkadaşlar değil mi? Ailece!
    Gizli kasalarda ele geçirilen kucak dolusu kasetlerdeki görüntülerin kahramanları da okuyor bu haberleri elbette. Şimdi ne düşünürler, dersiniz?
    Ben kötü niyetin bu derecesini düşünebilmekte bile güçlük çektiğimi söyleyeceğim.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Burçin Tetik)
  • Avrupa Yakası'nın oyuncuları (Levent Üzümcü, Bülent Polat, Yavuz Seçkin ve Veysel Diker) Boğaziçi Üniversitesi'nde bir söyleşiye katıldılar. Neşeli bir sohbet toplantısıydı, ama Veysel Diker beni çok rahatsız eden bir tavır sergiledi. Şu cümle mesela:
    - Burada edükasyon alıyorlar.
    Sorma ihtiyacı duydum:
    - Neden (eğitim değil de) edükasyon?
    - Açıkçası ben Türkçe'yi pek sevmiyorum, diye cevap verdi. Beni obsesif (neden takıntılı değil acaba?) bulduğunu söylemeyi de ihmal etmedi.
    *
    - Meslektaşlardan beni «dil zaptiyesi», «imla puvantörü» diye küçümsemeye çalışanlar olur. Böylelerine rastladığımda içimden bir atasözünü tekrarlar (Aslını inkâr eden haramzâdedir) geçerim. Siz de öyle yapın!