Siyasetçilerdense, onların sesine kulak vermeyi tercih ettiklerimiz var artık

Türkçe'de ...tay diye bir fiilden isim yapma eki yok. Nasreddin Hoca yöntemiyle «Ben yaptım oldu!» demişiz, ee olmuş da: Sayıştay ve Danıştay kelimeleri pekâlâ benimsendi.

Türkçe'de ...tay diye bir fiilden isim yapma eki yok. Nasreddin Hoca yöntemiyle «Ben yaptım oldu!» demişiz, ee olmuş da: Sayıştay ve Danıştay kelimeleri pekâlâ benimsendi. Dilciler der ki, bu ...tay eki Moğolca Kurultay (kuriltai) kelimesinden esinlenerek icat edilmiştir. O da akla yakın. Sayıştay ile Divânımuhâsebat, Danıştay ile Şurâyıdevlet kelimelerini yan yana yazıp yüksek sesle söylerseniz, teklif edilen yeni kelimelerin niçin hemen benimsendiğini anlamakta da güçlük çekmezsiniz.
Bu uygulamadan olumlu sonuçlar alındığına göre, ...tay ekli yeni kelimeler de üretilebilir. Meselâ işçi-işveren arası ücret pazarlığı toplantılarına Kesiştay, bizimkine benzer parlamentolara Dövüştay veya Sövüştay, iftar çadırı genişliğindeki toplu yemeklere Tıkıştay, alışveriş merkezi zorlaması yerine Alışveriştay, piknik ve mesire karşılığında Geziştay, kalabalık dostlar arası buluşmalara Seviştay, Ali Kırca'nın Siyaset Meydanı'na benzer kalabalık sohbet programlarına Konuştay... demeyi deneyebiliriz. (Bu teklifler hoşuna gittiyse, Türk Dil Kurumumuzun mücahit başkanı Şükrü Haluk Akalın Bey dostum, işaret buyursun, tekliflere devam edelim.)
*
Çenesi düşüklerden olmasa sizin bu köşekadınız, yazının buraya kadarı, «Ankara'da 83 sivil toplum kurumunun katıldığı Anayasa Çalıştayı 36 ilke belirledi» diye on bir kelimelik bir cümleye sığdırabilirdi.
Bu benim iyi tarafımdan kalktığım bir gün. Olumsuz laflarla, müzmin şikâyetler ve ürkütücü kurgularla tıka basa doldurulduğunuzu da biliyorum. Olup bitenlere farklıca bir gözle bakmak okuruma iyi gelir mi acaba, dedim.
Bakın neden!
Kötü yapılmış, hor kullanılmış bir mobilya gibi hurdaya dönmüş Anayasa'mızı yıllardır yenilemeyi dü-şün-mek-te-yiz. AKP Hükûmetinin bu işe niyetlenmesiyle itikâfa çekilmesi bir oldu. Anayasa taslağını kapalı kapılar ardında tasarılaştırmayı tercih ettiler. Bir gün «Cee!» diye karşımıza çıkıverecek Anayasa metnini heyecan ve endişeyle bekliyoruz. İçimiz rahat değil.
Hep yapageldiğimizle, yani şikâyet etmekle mi yetiniyoruz?
Önce, eski usul şikâyet ve eleştiriye bu defa da hamle ettik. İktidar pek oralı olmadı. Biz, kurduğumuz heyetle hazırlığımızı tamamlayalım, siz diyeceğinizi tasarıyı gördükten sonra söylersiniz, demekte ısrar ettiler.
Ne oldu? İş ve bilim dünyası oturup beklemeyi reddederek, kendiliğinden harekete geçti bu sefer. Anayasa Çalıştayı girişimi beni de çok heyecanlandıran bir hareketti. Çalışıp hazırlanmış olsaydım, davet beklemeden gider, aralarına ben de karışırdım. Anayasa Uzlaşma Platformu toplantısına beni de çağırdılar. Hiç hazırlığım yok diye beni affedin, dedim. Hazırlanmayı vaktinde akıl edemediğim için üzgünüm. Melek, toplantılar ertesi yapılan açıklamanın tam metnini bulacak bana.
İktidar, Çalıştay'a katılan vasıflı, tecrübeli insanlarımızı, her zaman olduğu gibi yok saymayı denedi. Hayır biz buradayız ve şöyle şöyle düşünüyoruz, diye ses verdiler. Göreceksiniz, AKP iktidarı da, muhalefet de söylenenlerden ciddî boyutlarda faydalanmak zorunda kalacaklardır. Siyaset ve yönetim dünyamızda önemli ve hayırlı bir yeniliktir bu.
Küçük bir not daha.
Rifat Hisarcıklıoğlu'nun, Arzuhan D. Yalçındağ'ın, Mustafa Koç'un, Güler Sabancı'nın, Ferit Şahenk'in ve benzer noktalardaki o nesil mensuplarının sesine kulak vermeyi, giderek siyasetçileri dinlemeye tercih eder oldum ben. Siz de kendinizi bir tartın bakalım. Bu yaygın bir duygu ve tercih midir, doğrusu merak ediyorum. Eğer öyleyse iyiye işarettir.
Fazla gürültü etmeden, bir taraftan da YÖK Başkanlığı'na seçilen biliminsanı hakkında bir fikir edinmeye çalışıyoruz.
İş dünyasının olduğu kadar, biliminsanlarının ve kurumlarının da, Türkiye'nin genel gidişinde söz ve etki sahibi olmasına ihtiyacımız var. Meselemiz asla, İktidar'a da hoş görünecek bir YÖK başkanı bulmak değildi.
Evet, siyaset, devlet, bilim, iş ve üretim, askerlik, basın-yayın, sanat ve edebiyat dünyalarının insanlarından oluşacak ve toplumsal beyin işlevi görecek birlikteliğe âcil ihtiyacımız var.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ahmet Demirel)

  • Bir dost meclisinde Kıl pranga kızıl çengi deyiminin anlamı ve kökeni konusunda merak hasıl oldu. İnternette, Orhan Veli'nin bu deyimi bir şiirinde kullandığını görebildik. Bu konuda bizlere ışık tutabilirseniz minnettar olacağız.
    – Kökenini bilmiyorum. Ne anlama geldiğine dair sözlüklerimizde iki farklı tarif var: 1. «Hafifmeşrep, oynak (kadın)». (Meydan Larousse). 2. «Giyimine çok özenmiş, çok özenli giyinmiş kimseler için kullanılır» (Ayverdi Sözlüğü).

    (Aynur Özdoğan)
  • Arkadaşlarla konuşurken feşmekan kelimesinin anlamını çıkaramadık. Aradık bulamadık. Bizi aydınlatırsanız seviniriz.
    – «Herhangi biri» anlamına gelen Arapça fulan kelimesi falan'a dönüşmüş; filan da denir. Söylenen şeyden veya şeylerden sonra, ayrı ayrı belirtilmesine lüzum görülmeyen şeyler için «Bunun gibi, bunlar gibi bir takım şeyler daha» anlamında falan filan, filan falan, falan festekiz, falan feşmekân, falan fıstık da denir. Yani feşmekân anlamsız bir tekrar kelimesidir.