Siyasetin de eski tadı yok

Bu defa siyasetçiler ile gazeteciler bir oldular ve bizi, seçimden de, siyasetten de, kimin Çankaya'ya çıkacağı konusundan da adeta uzaklaştırdılar, soğuttular desem, yanlış bir belirleme mi olur?

Bu defa siyasetçiler ile gazeteciler bir oldular ve bizi, seçimden de, siyasetten de, kimin Çankaya'ya çıkacağı konusundan da adeta uzaklaştırdılar, soğuttular desem, yanlış bir belirleme mi olur?
Şimdi gücüm yetmiyor, vakit de bulamıyorum; bir zamanlar Le Monde'dan, Fransa'da olup bitenleri takip ederdim. Bu arada siyaseti ve seçimleri de...
Yadırgamayacağınızı umarak bir gözlemimi söyleyeceğim: Onların, siyasete özgü bir dilleri ve üslupları da vardır.
Ben buna benzer bir hazzı, İsmet Paşa'nın siyasî konuşmalarını dinlerken duyduğumu hep yazdım. Şimdi dikkatimi çeken, üslup sahibi bir siyasî hatibe (ve niye saklamalı, yazarlara...) rastlamıyorum. Oysa hitabet, özellikle siyasî mücadele alanında, parlak örneklerini sergileyen bir maharet ve marifet sanatıdır.
Bizde de ustaları vardı kürsü hitabetinin.
Ben, en ünlülerinden biri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver'le uzun sohbetlerin tadını da çıkardım. Ama burada, siyaset dünyasının kürsü hatiplerini konuşuyoruz; konuşma tarz ve üslupları kadar, konuşma içeriklerini de dikkate alarak.
Kimler var şimdi? İsmet İnönü, Adnan Menderes, Osman Bölükbaşı, Bülent Ecevit, Faik Ahmet Barutçu, Samet Ağaoğlu, Süleyman Demirel vd... ile kıyaslayabileceğimiz kim var?
Siz söyleyin!
Alıntı

  • Mehmet Ali Kışlalı: «Şimdi yavaş yavaş, sadece emekli subayların kurdukları derneklerin değil, hiç alışık olmadıkları halde, emekli generallerin, emekli komutanların da, yeni bir bilinçle siyaset sahnesine çıkmakta oldukları görülüyor.
    «Emekli askerin bu yeni yaklaşımını yadırgayanlar haksızlar. STÖ'lerin demokrasiler içinde yer ve işlevinden ne hakla emekli olmuş subayları mahrum etmeye kalkıyorlar?
    «Emekli askerlerin, emekli komutanların, Genelkurmay başkanlarının TV ekranlarında ya da toplumu uyarmak için düzenlenen toplantılarda konuşmaya başlamalarının demokratik rejime güç katacağını düşünüyorum.
    «Türk Emekli Subaylar Derneği'nin, harekete geçmek için bu konuda geç bile kaldığı kanısındayım» (Radikal, 21 mart).
  • Avni Özgürel: «Ordunun Türkiye'nin NATO üyeliğini takip eden yıllarda savunma konseptindeki değişiklik yanında zihniyet değişikliği yaşadığını düşünüyorum. Ve pakt üyeliğinin tek etkisinin askerî doktrin üretmede sığlaşmayla sınırlı kalmadığını. Son Irak savaşı öncesi TV kanallarında değerlendirme yapan emekli subayların öngörülerindeki isabetsizlik, medyada Türkiye iç siyaseti üzerine yorum yapan emekli subayların birikim ve sağduyuları konusunda tereddüt doğuran beyanları, terör mücadelesinde görev üstlendikleri döneme ilişkin anılarını yazan kimi emekli komutanların türünden açıklamaları... bunun işaretidir. Denilebilir ki bu kişiler emekliye ayrılmışlar, dolayısıyla onların faaliyetlerini orduyla özdeşleştirmek ve hükme varmak yanıltıcı olur» (Radikal, 21 mart).
    Akıl verenin dediğine bakın!
    Ne kadar alıngan olduk böyle! Televizyonda Cennet Mahallesi dizisinin başrol oyuncusu Melek Baykal'la konuşuyorduk. Dizi dolayısıyla (ki şimdi Romantika adıyla bir müzikal olarak da sahneleniyor), evet bu vesileyle, dizide Cennet bir Çingene mahallesinin adı olduğu için, biraz da onları konuştuk.
    Bir, yakıştırma «Roman» adı yerine bildiğimiz «Çingene» kelimesinin kullanılması doğruydu. Yoksa itiraz eder, ne bu züppelik böyle diye mesele çıkarırdım.
    İki, bu vesileyle Çingenelere beslediğim sevgiyi dile getirdim. Çatalca'nın bir Çingene nüfusu da vardır, dedim. Ben orada on küsur yıl yaşadım. Onlar düzenli çalışmayı pek sevmese de ben onları çok severim. Kısa süreli ağır işleri tercih ederler. Ama kahvelerine gittiniz mi, duvarda asılı duran kemanı, klarneti, darbukayı görürsünüz. Neşelidirler.
    İlave ettim, hadisenin ilgi çekici bir yanı da Çatalca Çingenelerinin Selanik muhaciri olmasıdır. Osmanlı onları orada iskân etmiş demek ki, herkesle birlikte onlar da muhacir olarak dönmüşler.
    *
    Bir Çatalcalıdan mektup aldım. Telefonla söyledim ona söyleyeceğimi. Bu satırları Çatalcalı dostlarım için yazıyorum, fazla alıngan Çatalcalı umurumda değil.
    Dediği şu bu zatın (tanıdığım biri değil, onu da söyleyeyim):
    – «Bir grup Çatalcalı Atatürk'ün memleketinden gelmiş (Bakındı hele!) Selanik göçmeni vatandaşız. Bu hafta MAKİNA'yı izlerken çok üzüldük. Kusura bakmayın ama lafınızın nereye gideceğini düşünmeden konuştunuz. Memleketimizi Çingenelerle bağdaştırdınız. Çingene değiliz, ama Çingeneleri severiz. Fakat Selanik'ten gelen ve Çatalca'ya yerleşenlerin tamamı Çingene değil tabii... (Kim hepsi Çingenedir, demiş anlayamadım.)
    «Sayın Hakkı Devrim, bizim nişanlı, sözlü, evli bir yığın evladımız var... (Allah layığını versin! deyip, burada keseyim. Sevsinler, bir de tehdidi var, onu da aktarayım): Bir şekilde bu lafınızı düzeltin, yoksa bu iş uzayacak. Çatalcalılar bu hafta sizi konuşuyor.
    *
    Benim yerim yurdum var Çatalca'da. Çiftlik işletmesinde Çatalca'dan tek bir aile vardı kadromuzda, bir Çingene ailesi. Babaları sizlere ömür, anaları ve çocukları hâlâ çok yakınlarımızdır. Bana yazan adını bilmediğim veya hatırlamadığım biri. Aradan on beş-on altı yıl geçti, yeni yetmelerden biri olmalı.
    Bu vesileyle, benim ikinci yurdum Çatalca'ya ve çatalcalılara selam ederim!