Siz, Chavez'i sever misiniz?

Anglo-Sakson gazeteciliğinin özdeyişlerinden biriymiş, «Dünya her sabah yeniden kurulur. Her sabah yeni bir başlangıçtır» sözü.

Anglo-Sakson gazeteciliğinin özdeyişlerinden biriymiş, «Dünya her sabah yeniden kurulur. Her sabah yeni bir başlangıçtır» sözü. Cihat Baban da 1954'te yayımladığı Tercüman gazetesinin giriş kapısının alnına (Hayrettin İskelesi'ndeki binada) bu sözü yazdırmıştı.
Bence de anlamlı bir laftır.
Gelin, dün sabah gazetelerinin gözünde yeniden kurulan dünyamızın haline birlikte, bu gözle bir bakalım.
Seçim nutukları ile Alman delikanlının Türkiye macerasına dair haberler arasında gidip gelen bir dünyadır bu.
Kemal Derviş'in «Sıra, istihdam imkânları yaratmaya geldi» sözünü ben olsam bu sabah manşet üstü bir makama oturturdum. Bu habere, İMF'nin Türkiye'ye «Kemer sık» tavsiyesini de eklemek münasip olurdu. Merkez Bankası'nın «Krizlerden iyi ders aldık» sözünü de unutmadan.
Sıcak, bize bir nefes alma payı bırakacağa benziyor. Kuraklığın çiftçiye de bir faydası olmuş: borçları erteleniyor.
Askerin halkla ilişkiler konusundaki atağından duyulan memnuniyet devam ediyor.
Eski Başsavcı Vural Savaş ile babasının istemediği bir adamla evlenen kızı Alev Eltut arasındaki anlaşmazlık (sesli çekimle) devam ediyor.
Ümraniye'deki cephanelik haberinin tozuttuğu hava hâlâ yatışmış değil, çorap söküğü gibi arkası geliyor.
Bülent Ersoy bir şarkı yarışmacısıyla evleniyor haberiyle havayı hafiflettikten sonra, «Töre canileri pişman değil» haberine geçeriz (Radikal, s.4).
Reklamcıların Kristal Elma ödüllerinden sonra ben olsam, Rumelihisarı'ndaki Perili Köşk haberi üzerinde ısrar ederdim. İstanbulluların, bildim bileli (haylice zamandır) merak ettiği bir binadır bu. Beş yıl önce Borusan'cılar kiraladı. 9 katlı bir bina olarak oturmaya elverişli hale gelmiş. Bir yolunu bulup kendimi davet ettirmeliyim ki, Boğaz'ı boydan boya bir de o yükseklikten göreyim.
Ee, dünya haberleri de var.
Rusya kutup derinliklerindeki petrol ve doğalgaz rezervlerine göz koydu, diyorlar.
İngiltere Başbakanı Tony Blair'in hayli dramatik devir teslim törenini gereği gibi takip edemedik. Sanki daha çok, «İngilizler Türk adaletine güveniyor» haberini aldım-kabul ettim'le meşgulüz
Birçok gazetenin mutfağında çalışmış bir emektar olarak, bendeniz, dış haberler konusunda size layık hizmet veremediğimizi, itiraf cafcaflı kelime, oldum olası bilir ve söylerim. Türk basının başlıca zaaflarından biridir.
Böyle düşünen adam, dünkü gazetelerde, biz Türklerin yabancılarla ilişkilerimize, onlar hakkındaki duygularımıza dair bir haber okudum. Bir Amerikan araştırma kurumu (PEW) 47 ülkede soruşturmuş. Ve anlamış ki Türkler, İranlı Ahmedinejad ile Venezüellalı Hugo Chavez'i, ABD'li Bush ile Rus Putin'den ve dahi Alman Merkel'den «daha çok sevmekte» imişler.
971 Türkle konuşmuşlar. Türkler ABD'ye şöyle, Irak ile Afganistan'a böyle, İsraillilerle Filistinlilere bilmem neyse... bakmakta imişler.
Kuzum bir dostunuza sorun Allah aşkına, «Chavez hakkında ne düşünüyorsun?» diye. Bakalım ne cevap alacaksınız? Dilimin ucuna geleni söylesem, sonradan utanırım. N'olur, siz beni anlamaya çalışın.
Şehrin (ufak tefek) dertleri
Bana bu tür şikâyetini söyleyen, kusura bakma demeyi de ihmal etmiyor. Kişisel ve yerel şikâyetler olduğu için.

  • İşi Cağaloğlu'nda olan dostum, sabah Bebek'ten Dolmabahçe'ye geliyor. Yeraltı geçidine hayli yol kala taşıtlar durmak zorunda. Tramvaya ulaşma yolları kesik. Yer altına inip, tekrar yukarı çıkmaları gerekiyor. Yaşı ilerlemiş olanlar tramvaya kan ter içinde, nefes nefese güç yetişiyor. Trafik işaretleri konsa da, yer altına inmeleri olsun önlense!
  • Çocukluğumuzdan beri yakın dostum olan, eski Emirgânlı bir hanım arkadaşım. Rıhtıma bağlanan tekneleri yazdın. Emirgân'ı da yazsana, diyor. Anlattı: Çınar'ın altında Boğaz'ı görerek çay içme şansı bırakmadılar. Kıyı boydan boya, yan yana park etmiş otomobil dolu. Çok istiyorsan, eski günleri özlüyorsan, çay bardağını alıp rıhtıma çıkman gerekiyor. Tamponların önünde ayak basacak yer bıraktılarsa şayet...
    Kadir Beyefendi Dostum, size de Allah sabır ve kuvvet versin!
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Onur Sır)
  • «Zabıtı» ve «zaptı» imlası üzerinde durdunuz. «Tutanak» anlamındaki «zabıt» kelimesi -i halinde zaptı ve -e halinde zapta olur ve «tutanağı, tutanağa» anlamına gelir, ancak güneşi zaptedeceğiz dizesinde söz konusu olan «zapt» kelimesidir, «zabıt» değil; ki burada «Zor kullanarak ele geçirme, işgal» anlamına gelir.
    Bu Arapça kelimeler aynı şekilde yazılsa da, «Görüşmeler zapta bağlandı» cümlesi ile «Güneşin zaptı yakın» cümlesindeki zabıt ve zapt kelimeleri anlamca aynı değildir ve gramatik ikazınız doğru olsa bile verdiğiniz örnek isabetsiz.
    – İmla ve bir ilave işaretle anlamın değiştiği haller var: aşık ve âşık, hala ve hâlâ kelimelerinde olduğu gibi. «İkinci hecedeki seslinin düşmesi» halinin, anlam değişikliğiyle bir ilgisi yok ki! İtirazınızı iyi anlayamadım galiba.
    Siz, Nâzım Hikmet'in de Ertuğrul Özkök gibi yazarak, Güneşin zabıtı yakın demesi gerekirdi mi diyorsunuz?
    Cevabı yeterli bulmadıysanız, lütfeder bana itirazınızı örnekler vererek bir kere daha anlatır mısınız? Bu arada ben de, doğru bildiğimin örneklerini bulmaya çalışacağım.