Somali'ye yardımda gecikmek, utanç verici oluyor

Hükûmette bir hareketlenme var. Ama her şeyi de Başbakan'dan beklemeyelim. Üç kuruş da ben göndereceğim, adres bekliyorum.

Çankaya Köşkü’nde, devlet memuru veya görevlisi olmayan kaç kişi çalışır acaba? Bilmiyorum, mesela Çankaya mutfağında çalışanlar ne tür görevlilerdir: Memur mu, işçi mi, uzman mı, hizmetli mi?
Niyetim birini övmek, öbürünü ayıplamak değil elbette. Mesela Osmanlı sarayı başlıbaşına bir iş ve ekmek kapısıydı. Padişah, Dolmabahçe veya Yıldız Sarayı’nda otururken Beşiktaş’ta mutfağı olmayan birçok ev vardı, diye anlatırım bazen size. Büyük yengelerimizden biri eski saraylıydı. Muradiye Mahallesi’nde, Ihlamur Köşkü’ne yakın evine mutfağın, ocağıyla, bacasıyla sonradan eklendiği besbelliydi. Yemekleri semtlerde oturan saray çalışanlarının evlerine her gün dağıtılırmış eskiden. Topkapı, Dolmabahçe, Yıldız saraylarının matbahı âmireleri’ndeki görevlilerin ve işçilerin sayısı birkaç semtin halkını doyuracak kadardır.
- Ver adamın aylığını, ailesinin yemekleri evinin mutfağında hazırlansın! diyeceksiniz.
Haklısınız, elbette! Düşüncenize hiç tereddütsüz katılırım.
Ben İstanbul’un eski konaklarının, yüksek duvarlı, hatta kimi surlarla çevrili sarayların aksine, şehrin semtlerine dağılmış saray şubeleri, temsilcilikleri olduğunu düşünürüm. Örf-âdet, giyim-kuşam, komşular arası ilişkiler açısından mahallelerde birer saray örneği, âdeta temsilcisi olan konaklar, aynı zamanda da yakın çevrenin kollayıcısı ve öğreticisi olurdu. Saray mutfağı gibi konak mutfakları da çevredeki fakir fukaranın aç kalmasına göz yummaz, onların hemen her derdiyle, noksanıyla ilgilenirdi.
Pazar günü bu konuya ne demeye girdin ki, diyeceksiniz. Söyleyeyim. 

Facianın sebebi iç anlaşmazlık ve bölünme
Dünkü Radikal’in birinci sayfası gene Somali’deki insanlık acısına, daha doğrusu faciasına ayrılmıştı. Gazeteler her gün baş haberimiz ve meselemiz budur diye çıksalar okur huzuruna, hakları var.
Daha kapakta verilen haberlerin özeti şuydu: 3.700.000 kişi GIDA yardımı bekliyor. 500.000 çocuk açlıktan ölüm sınırında. Son 90 günde açlıktan ölen çocuk sayısı 29.000. Biz, siz, onlar değil, adı insana çıkmışlar, hepimiz inanın daha önce benzeri yaşanmamış bir sınavdan geçiyoruz. Her gün sayfalar dolusu gazete haberi ve yürekleri dağlayacak fotoğraflara baka-okuya, aramızda bu konuda üç beş laf etmekle yetinerek.
Her şeyden önce kendi yüzkaramı açığa vurarak söyleyeyim. Alarm ilk verildiğinde, küçük yardımların bir araya gelmesi de çok önemli dendiğinde, kendimi tarttım; ben de şu kadarlık bir parayla bu kampanyaya katılırım, diye düşündüm. Ne yapacağımı, nereye başvuracağımı bilemedim. Bir adres verildi de ben mi gözden kaçırdım?
Dün «Ankara, Somali’ye el uzatıyor» diye de bir haber vardı gazetemizde. Taaa 29’uncu sayfada. O haberi ilk sayfada büyütün lütfen!
Birleşmiş Milletler’in toparlamaya çalıştığı 2 milyar dolarlık yardımın dörtte bir kadarını ABD vermiş. Gıda yardımına muhtaçların ‘Afrika Boynuzu’ denen bölgedeki sayısı 12 milyona yakın; bu nüfusun 3.7 milyonu Somali’de yaşamaya çalışıyor.
Bu facia birdenbire mi ve neden yaşanır oldu, diye sorarsanız, gene en çare bulunmaz mesele çıkıyor karşımıza: Siyaset alanında Somali halkının da iki büyük cepheye bölünmüş olması.
20 yıl önce iç savaşa sürüklendiler. Savaş Siad Berre’nin 1986’da ve Etiyopya’nın desteğiyle alaşağı edilmesiyle başlamıştı. Berre’cilerin karşı devrim hamlesi Somali’yi ikiye böldü.
İslamî Mahkemeler Birliği (İMB) diye bir hareket var Somali’de. 2004’te bir geçiş hükûmeti kurdular. Dünya tanıdı bu hükûmeti. Gene Etiyopya karıştı işe. İMB Mogadişu’dan kovuldu ve iç savaş yeniden başladı. Yani Somali’de de siyaseti, ayranı yokken içmeye tahterevalliden gözünü alamaz olanlar yapıyor. 

Her şeyi Başbakan’dan beklemeyelim
Başbakan Erdoğan bir genelge yayımlamış, “Türkiye olarak mübarek ramazanda Somali’ye her türlü yardım ve desteği sağlayacağız” diyor. Davutoğlu da İslam İşbirliği Teşkilatı’nı harekete geçirmeye çalışıyormuş.
Bakın ne diyeceğim!
Somali’nin gıda yardımına olduğu kadar, insanlık borcu bir yana, Türkiye’nin de bu yardım kampanyasının ön planında aktif rol ve netice almaya –inanın bu yaşlı adama- en az o kadar ihtiyacı var. Bu alanda başarılı olabilmek bizi kendimize getirebilir. Onu yaparken kendi halimizi ve meselelerimizi baştan ve kökten bir kere daha düşünüp değerlendirmemizi de sağlayabilir. 
*
Her gün 12 gazete okuyan ben bile, cebime davranabildiğim kadarıyla ne yapabileceğimi bilemiyorum. Bizlere tek tek yol göstermesini de Başbakan’dan beklemesek iyi olur sevgili meslektaşlarım.

DİL YÂRESİ 
* Mustafa Dönmez adlı okurumun mektubundaki suale cevap vermeye çalıştım burada (Radikal, 2 ağustos). Çocuk kitaplarında bazen, özneler hayvan ve çoğul olduğunda fiillerin çoğul çekilmekte olduğunu görmüş. Yayınevine “Hakkı Devrim, ‘Hayvanlar çoğulken de fiil tekil kalır’ der; siz farklı mı düşünüyorsunuz” diye sormuş. Timaş Yayınevi’nin editörü Şebnem Kanoğlu Hanım ona cevap vermiş: «Kuralın bir istisnası var. Masallarda hayvanlar veya bitkiler kişileştirildiğinde (yani insan gibi duyar, düşünür farz edildiğinde) özne çoğulsa, fiil de çoğul olabilir» demiş.
Şebnem Hanım bununla yetinmeyerek, lütfetmiş, ayrı bir mektupla beni de bilgilendirmek zahmetine katlanmış. Muharrem Ergin Hoca’nın, yazar dostum Feyza Hepçilingirler’in, Türk Dil Kurumu’nun yayınlarından örnekler veriyor.
Kuralın istisnaları var, evet: 

* Bir toplum adına, kendisi gibi olanlar adına konuşurken tekil kişi fiili çoğul kullanabilir. («Bir genç zabit yaklaşıp ona: Hoca inat etme, fena yaparız, dedi.»
Y.K. Karaosmanoğlu) 

* Böbürlenmek için fiil çoğul kullanılır. («Biz böyle laflara kulak asmayız» denmesi gibi.) 

* Alçakgönüllülük belirtisi olabilir. («Bu noktada incelemelerimizi derinleştirelim.») 

* Anlatmaya saygı katmak için fiil çoğullaştırılabilir. («Cumhurbaşkanımız İstanbul’u şereflendirdiler.») 

* Şu hallerde de çoğul öznelerin fiil çekimleri tekil olur: «Gözlerinden yaşlar akıyordu./Yalnız burunlarımız üşümüştü./Sokakta bağrışmalar, koşuşmalar oldu./Çabalarım boşa gitti./Sesler derinleşiyor./Geminin yelkenleri açıldı.»
Cansız varlıklar, bitki ve hayvanlar, zaman adları («Dakikalar birbirini kovaladı»), topluluk adları («Bölük silah çattı»), sayılarla belirtilmiş özneler («Buradan iki kişi geçti») için de bu kural geçerlidir.
Nicelik gösteren belirsiz sıfatların ve özne olan belirsiz zamirlerin fiilleri DAHA ÇOK tekil olur. («Kaç kişi peşime takıldı.» R.N. Güntekin./ «Oteldekilerin birçoğu Türkçe bilir.» R.H. Karay/«Bunu pek çok kimse söylüyor.» H.R. Gürpınar/Var ve yok fiilleri DAHA ÇOK tekil kullanılır: «Bahçede çocuklar var. Evde kimsecikler yok.» gibi.
Farkındaysanız DAHA ÇOK demeye de başladım. Özne ve fiil uygunluğunun saymakla bitmeyecek kuralları ve istisnaları var. Ben çocuk masallarında bu tür ayrıntılar üzerinde durulmasını biraz zihin karıştırıcı buluyorum.
Israr ettiğim nokta, çocuklardan geçtim, hiç değilse büyüklerin, çoğul şey ve hayvan öznelerin fiillerinin tekil olacağını olsun bilmeleridir.
Ben bu konuları daha çok, Tahir Nejat Gencan’a (DİL BİLGİSİ kitabı TDK) danışırım Şebnem Hanımefendi. Tartışmamıza son noktayı koymalarını, isterseniz dilbilgisi hocalarına bırakalım –ki ben elbette onlardan biri değilim-; şayet lütfeder de konuyla ilgilenirlerse.