Son mitinglere kulak verin

Bir azarlama değildi, ama apaçık bir uyarıydı. TSK'nın ağabeylik anlayışı ve alışkanlığı konusuna gelmeden, kendi başımdan geçeni söylemek istedim.

Bir azarlama değildi, ama apaçık bir uyarıydı. TSK'nın ağabeylik anlayışı ve alışkanlığı konusuna gelmeden, kendi başımdan geçeni söylemek istedim.
Kızkardeşim benden 12 yaş küçüktür. Ben ortaokul 2'de olduğum sırada, o daha 2 yaşında değildi. Masanın üzerine oturtmuş, parmak sallayarak, çıkışıp darılarak ona neyi nasıl yapması gerektiğini anlatıyordum.
Kardeşim ağlamaya başlayınca babam duruma el koydu. Belli etmemeye çalışsa da, öfkeliydi.
– Ne yapıyorsunuz siz orada, diye sordu.
– Işıl'ı terbiye gayreti, bir şeyler öğretmeye çalışıyorum.
Hiç beklemediğim bir cevap aldım, her zaman sakin ve tatlı dilli olan babamdan:
– Bak ağlatmışsın. Onun terbiyesi senin üzerine vazife değil.
Yere göğe sığdıramadığımız Türk Silahlı Kuvvetleri, genelde bütünüyle siyaseti, zaman zaman da Büyük Millet Meclisi'ni küçük kardeşi zannedip azarlamaya, terbiye etmeye kalktıkça, bundan altmış küsur yıl önce babamın bana söylediğini hatırlıyorum.
Ben o zaman çok mahçup olmuş, doğrusu biraz da küsmüştüm babama. Allahtan ki uyarının haklı olduğunu fazla gecikmeden idrak edecektim.
Büyük kitlelerin, ne yaparsa marifettir diye alkış tutmaktan vazgeçip Silahı Kuvvetler'e:
– Ağabey, sen bu işlere karışmasan iyi olur, demeye başlaması bence hayra alamettir.
*
Ana baba, yani mülkün asıl sahibi olan millet, ağabeyden sakınmaya çalıştığı küçük kardeşi de başı boş bırakmayacaktır.
Geçen akşam, ucuz lafları alkışlama eğilimi gösteren gençlere onu söylüyordum:
– Bırakın şakşakçılığı da siyasete sahip çıkmaya davranın. Neredeyse altmış yıl oldu. Ana muhalefet partisi diye bellediğimiz CHP'nin 1946'dan bu yana başlıca özelliği seçim kazanamaz parti olmasıdır.
Meclis'te muhalefet yok farkında değil misiniz? Tandoğan'da, Çağlayan'da bir araya gelen sağduyu timsali kitlelerin size nasıl seslendiğini işitmiyor musunuz? Artık harekete geçmenizi istediklerini, beklediklerini anlamıyor musunuz?
Hoş öyleyseniz de, bunun hesabını sizden değil, sizi siyasetin dışına iten kendi yaşıtlarımdan sormam gerekir...
Meydanlardan yükselen ve gericiliğe olduğu kadar müdahaleciliğe de «Hayır!» diyen halkın sesine kulak verin!
Mülkün asıl sahibidir.
Dil Yâresi

  • Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), sayısı 1 400'ü bulan radyo ve televizyon kuruluşları için iki sözlük hazırlatıyormuş (Vakit, 28 nisan).
    Haberden anladığıma göre Telaffuz Sözlüğü'nde 12 000'e yakın kelimenin doğru telaffuzu belirtilecek, Okunuş konulu ikinci kitapta da yabancı adların telaffuzu gösterilecekmiş.
    Şimdiden söyleyeceğim. Bastırılıp ilgili kuruluşlara gönderilecek bu kitaplar çok çeşitli tartışmalara yol açabilir. Bunun baskı provalarını, bir çeşit danışma amacıyla, şimdiden, o kuruluşlara ve güvendiğiniz kimselere gönderip bir ilk süzgeçten geçirmeyi düşünmez misiniz? Ne diyeceklerini önceden öğrenmek faydalı olur bence.
    Soner Yalçın'dan rica ederim
    Hürriyet'in yakın tarihimize açılan penceresinden bir süredir Soner Yalçın bakıyor. Gazeteci ile tarihçinin lezzetli ve bereketli bir karışımıdır Soner.
    Soner Yalçın pazar günü Abide-i Hürriyet'in hikâyesini anlatmıştı. Yüksek sesle okudum, Gülseren Hanım dinledi.
    Meclis-i Mebusan'ı basan Derviş Vahdeti taifesinin nazır, mebus ve mektepli subayları linç etmeleri, Yıldız Sarayı'nın hareketsiz kalışı, Selanik'teki 3'üncü Ordu'nun İstanbul'a müdahale kararı, İstanbul'da, iki gün süren çatışmalar sonunda isyanın bastırılması... Bu arada verilen üçü subay 71 şehit ve onlar adına (23 temmuz 1911'de açılacak) Abide-i Hürriyet'in yapılması.
    Sonra da, bir tür ziyaretgâh olan Hürriyet-i Ebediye mezarlığında yatanlara dair bilgiler vermiş Soner Yalçın
    – Talat Paşa'ın naaşı hangi yıl gönderilmiş hatırlıyor musun?
    Ben hatırladığım iddiasındayım. Bakıyorum. Hitler bize bu jesti 1943'te yapmış. Liseye başladığımız yıl.
    – Peki Sadrazam Midhat Paşa'nın kafatası eksik olan kemikleri Taif'ten Hürriyet-i Ebediye Tepesi'ne ne zaman getirilmiş.
    1951'de. Defin törenine Cumhurbaşkanı Bayar da katılmış. Hatırlamıyoruz.
    Mezarlığın geç gelen sakinlerinden biri de, naaşı 1996'da Tacikistan'ın Çeğen Köyü'nden getirilen Enver Paşa.
    Kâh susup düşünüyoruz, kâh bir şeyler hatırlayıp konuşuyoruz. Bu bahis saatler sürdü aramızda pazar günü. Hazin hatıralar da olsa, tarih tarihtir. Susunca, bilemeyince de hatta, hiç olmamıştır demek değil ki.
    *
    Soner, senden bir istediğim var! Tarihciliği malûmatfüruşluk («Bilgiçlik gösterisi») sananlara hiç benzemeyen bir yazarsın. Kendini gençlere de okutabilme gibi «az bulunur» meziyetin var.
    Gençlere yakın tarihimizi de sen anlatsana lütfen! Çok ciddî ihtiyacımız var da, bunu yapan, daha da doğrusu yapabilen yok.
    Adlar
  • Ümit Bayazoğlu, çizerliğe İkinci Meşrutiyet yıllaında başlayan Cemil Cem'den söz ediyor (Birgün, 29 nisan). Türk karikatürcülerinin öncüsünün adı yazı başlığında (metinde değil) Cemil Cahit Cem diye yazılmış. Rahmetli Cemil Cahit bir gazeteci ağabeyimizdi. Adlar karıştırılmış.