Son mitinglerin anatomisi

Bazen düşünürüm, bugün bir gazetenin yazı işleri masasının başında ben oturuyor olsaydım, arkadaşlarımdan hangi konunun üzerine gitmelerini isterdim, diye...

Bazen düşünürüm, bugün bir gazetenin yazı işleri masasının başında ben oturuyor olsaydım, arkadaşlarımdan hangi konunun üzerine gitmelerini isterdim, diye...
Bu suale verilen cevaplar açısından dün, bana en tanıdık gelen gazete Milliyet'ti. En merak ettiğim mesele üzerinde durduğu, son mitinglerin farkını oluşturan büyük kalabalıkların anatomisi konusuna ciddiyetle girdiği için.
Radikal, «Kadın mitingde kolları uykuda» diye bir bilmece başlık vermişti. Hürriyet, havaalanının VİP salonunda çayını tamamlamak için uçağın hareketini geciktiren milletvekili haberini mühimsemişti. Sabah, Terörle Mücadele Koordinatörümüz Edip Paşa'nın açacağı «son kapı»yı merak etmişti. Vatan, New York Times'in «Ata'nın mezarından homurtular geliyor» teşbihini büyütmüştü. Akşam, Sarkozy'nin «Akdeniz Birliği» fantezisiyle meşguldü. Cumhuriyet, miting coşkusunun Samsun'da da devam ettiğinden söz etmeyi görev bilmişti. AKP'den yana gazeteler («müminler» de diyebiliriz) mitingi görmezden gelmiş. Allah yalancı çıkarmasın, Bugün gazetesi de «Kuzey Irak'a girdik» müjdesini veriyordu dünkü manşetinde.
*
Devrim Sevimay, birçok satırının altını çizerek okuduğum başarılı mülakatında, sosyoloji hocası Prof. Sencer Ayata'ya,, bence şu dönemin ilk akla gelmesi gereken sualini sormuş:
– Bu mitinglere katılanlar kim?
– Oradaki esas gövde yeni orta sınıf diyeceğim gruptur, cevabıyla kalmıyor, bu yeni sınıftan kimleri kastettiğini de anlatıyor Ayata.

  • Yakın zamana kadar nüfusumuzun yüzde 90'a yakınını oluşturan geleneksel orta sınıf'ta çiftçiler, esnaf, zanaatkârlar, mahallî tacirler yer alır. Mesela AKP'nin tabanı da bu gruptur, ki yavaş yavaş küçülmektedir, diyebiliriz.
  • Yeni orta sınıf yeni ekonomik faaliyet alanlarında yer alanlardan, beyaz yakalılar dediklerimizden, bağımsız çalışan hekim, mimar, avukat gibi. meslek mensuplarından, finans, bankacılık, sigortacılık sektörleri, kamu yönetimi, sosyal hizmet kurumları çalışanlarından, öğretmenlerden, oteller, mağazalar, bürolar, hastaneler personelinden vd'den oluşur.
    Geleneksel orta sınıf'ta daha çok mülk sahipleri, girişimciler yer alır; yeni orta sınıf'takiler bugünkü konumlarına çoğunlukla eğitim aracılığıyla ulaşmışlardır.
    Yeni sınıf elbette sadece laik cumhuriyetçilerden ibaret değil. Aralarında liberal ve kozmopolit değerlere sahip çıkanlar da var. Hrant Dink'in cenazesine katılanlar gibi.
  • Yeni orta sınıf'ın bir özelliği de, bir-iki çocuklu ve her şeyin merkezine çocuğu koyan ailelerden oluşmasıdır. Diğer önemli bir özelliği kadınların eğitimli olması ve emekliliğe kadar olsun çalışmasıdır. Tüketimci ağırlıklıdır da diyebiliriz. (Alışveriş merkezleri kalabalığıyla iyice örtüşür.)
  • Mitinglerin bir sloganı da «Saysana kaç kişiyiz» idiydi, diyor Prof. Ayata; «Yeni Orta Sınıf aynada kendini ilk defa görüyor. Boyutunu, etkinliğini, gücünü görüyor. Biraz da kendine hayran, mitingleri sık sık tekrarlıyor.»
    Başta siyasetçiler ve biz gazeteciler, ama daha önemlisi biliminsanları, bu konu üzerinde durmak zorundayız.
    Paşanın huzurunda gülmek
    Yedek subaylığımı 1954-55 yıllarında yaptım. Malum tek süreliydi o zaman, 18 ay. İlk 6 ayı Tuzla Yedek Subay Okulu'nda geçti. Komutan Tuğgeneral Nusret Aytek'ti.
    Bölüğün Moral Çavuşu idim. Yani çarşamba akşamları sinema salonumuzdaki şenliğin hazırlanmasından ve sunulmasından sorumluydum. Arabası olan yedek subay öğrencileri de nakliye işleri için emrimde; can atarlardı, cabadan bir gün daha izinli sayılacakları için.
    Radyoda çalıştığım yıllar. Arkadaşlardan rica ediyorum. Şarkıcılar, o zaman öyle denmezdi ama stendapçılar, dansözler. Ne bileyim, aynı akşam mesela ustalarımdan köşeyazarı Burhan Felek, gecenin konferanscısı ve baş misafiri olarak, şarkıcı Nigar Uluerer, Orhan Boran ve dansöz Özcan Tekgül gibi...
    Yüzbaşım uyarırdı; «Paşa da var Hakkı, dansözün kıyafeti fazla açık olmasın sakın!» Orhan fıkra anlatır, genç subaylar ve öğrenciler elleriyle ağızlarını tutarak gülerler. Paşaya saygısızlık olmasın diye...
    Oturma protokolu çok kolaydır da, en ön-ortaya Paşa, yanına Albay, rütbesine göre diğerlerini buyur edersiniz. Ama salonun vereceği tepki ölçülü olacak.
    Ne sıkıntıydı, tahmin edemezsiniz. Ben içimden geldiği gibi gülmenin de hürriyetin bir çeşidi olduğunu orada öğrendim.
    Geçen akşam haberlerde, Mehmetçik Vakfı gecesinde, sahnede hikâyeler, hadiseler anlatan Cem Yılmaz'ı gördüm. Ve ön sırada katıla katıla gülen, alkışlayan Filiz Hanım'ı da. Öyle kendini vererek dinliyor ve öyle içinden gelerek gülüyordu ki...
    Yanındaki eşi de öyle. O da Genelkurmay Başkanımız Yaşar Paşa. Ve salonda bütün üst rütbeli kumandanlar. Hepsi gülüyor.
    Ohh be!
    Bazı değişimleri fark edip gelişimin tadını çıkarmak için de belli bir süre yaşamak gerekiyor.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (M. Sadi Özen)
  • «... pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım» tekerlemesinde, pabucu yarım diyerek ne kastedilmektedir? «Baldırı çıplak» gibi sınıfsal bir tanımlama olabilir mi?
    – Bilmiyorum. Deyimlerin, deyişlerin dayanakları çoğu zaman meçhulümüz. Sözlüklerden birinde pabucu yarım'ın «zavallı» anlamına geldiğine dair bir nota rastladığımı hatırlıyorum.