Son PKK terörünün, Türkiye dışındaki sebeplerine dair

Dün bir ara Meclis'teki müzakereleri dinledim. Televizyonu açtığımda, kürsüdeki hatip MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır idi. Ondan önce de CHP'li Onur Öymen konuşmuş.

Dün bir ara Meclis'teki müzakereleri dinledim. Televizyonu açtığımda, kürsüdeki hatip MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır idi. Ondan önce de CHP'li Onur Öymen konuşmuş. Konu, Hakkâri-Dağlıca'da PKK saldırısına uğrayarak şehit olan, bir kısmından da haber alınamayan çocuklarımız.
Şandır, hükûmetten hesap soruyordu. Bu son şehitlerimiz sizin kurbanlarınızdır, diyordu. İktidarı hemen harekete geçip, Kuzey Irak'taki PKK kamplarını basmamakla, geç kalmakla suçluyordu. Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Babacan, biri Londra'da, diğeri Bağdat'ta ne arıyorlar, diyordu. Öfkeliydi, ağır ifadeler kullanıyordu.
Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek geldi kürsüye. Öymen ile Şandır'ın eleştirilerini cevaplarken, oturduğu yerden laf atan milletvekillerine sinirlendi.
Savaş arifesinde gibiyiz. Meclis'te milletvekilleri birbiriyle didişiyor. Ciddiye alınır gibi değil. Bakan Çiçek kürsüden, salondakilerden bazılarını azarlamak ihtiyacı duyuyor.
Okulda öğrenciler, o gün yapılacak sınav için yeterince hazırlanmamıştır da, hani sınıfta farklı bir hava eser. Çalışkanlar da suspus oturuyorsa, haşarıların öne çıkması ve sınav tehlikesini geçiştirmek için ne marifetleri varsa ortaya koyması gerekir ya!.. Bu benim, oldum olası meclislere hiç yakıştıramadığım bir havadır.
Dün eleştiriye davrananın da ipe sapa gelir pek bir diyeceği yoktu aslında.
Televizyonu, gazete kıraati mesaimi bitirince açmıştım. Önümde birçok satırının altı çizilmiş bir gazete kesiği var. Son okuduğum yazı, Yeni Şafak gazetesinde Emrullah Uslu imzalı bir makale. Bildiğim bir isim değil. Not düşülmüş «Utah Üniversitesi öğretim üyesi» diye. Yazının başlığı «Operasyon iyi düşünülmeli.» Altbaşlığında konu biraz daha açılmış: «PKK içindeki ABD karşıtı kanat, son eylemleriyle Türkiye'yi Kuzey Irak'a çekmeye çalışarak, onu İran'a karşı da kullanmayı düşünen ABD'nin İran ve Kuzey Irak stratejilerini bozmayı hedefliyor.»
– Melek ben bu yazıyı okurum! Sen, yazarı hakkında beni biraz bilgilendirir misin?
(Ankara Üniversitesi'nde tez konusu olarak ünlü görünmeyen adamımız YEŞİL'i seçmiş. Aslında Polis Akademisi'nden mezunmuş. Terörle Mücadele Dairesi'nde komiser yardımcılığı var. Utah Üniversitesi'ne Emniyet Genel Müdürlüğü'nce gönderilmiş. Anlaşılan orada kalmış, öğretim üyesi olarak çalışıyor. YEŞİL'e dair tezini yayımladıysa alıp okumak isterim. Makalesi ilgimi çekti.)
Yarı gazete sayfası boyunda bir yazı. Özetlenir gibi de değil.
Cemil Çiçek'e ve Meclis'te ona laf yetiştirmeye çalışanlara, aslında bütün milletvekillerine tavsiye edebileceğim bir yazıdan söz ediyorum.
Sınır ötesi müdahale konusu bugün de Millî Güvenlik Kurulu'nda ele alınacakmış. Keşke bu Kurul üyelerinin de, toplantıdan önce Emrullah Uslu'nun makalesine bir göz atmaları mümkün olabilseydi, derim.
PKK'nın eceline susamışçasına giriştiği son saldırıların, aydınlığa çıkaramadığımız sebeplerine dair bu yazıda bazı ipuçları var gibi geldi bana. Onu söylemeye çalışıyorum.
Avşar sordu, Atakoğlu yoruldu
Hülya Avşar, TürkMax adlı kanalda bir «ikili sohbet» programına başladı, adı Hülya Avşar Stüdyosu.
Mehmet Ali Birand'la sohbetlerini dinledim ve kendi kendime homurdandım:
– Bu hanım kızımızın, iç ve dış siyaset, ekonomi gibi konularla ne alakası var Allah aşkına!..
Mehmet Ali sadece çok nazik değil, aynı zamanda televizyon mülakatlarının ustası. Açıkları hayli kapattı.
Pazartesi akşamının misafiri Fahir Atakoğlu idi. O da namütenahi («sonsuz» demektir) nazik bir genç adam. Ama sohbet konusunda Mehmet Ali'yle boy ölçüşülmez ki!
Bu defa konu müzik olacağına göre, keyifli bir sohbet dinleyeceğiz diye oturdum karşılarına.
Sual örnekleri vereyim size:
– Mozart dinleyen çocuk matematiğe yatkın olurmuş, doğru mu?
– Sizce, Türk müziği diye bir şey var mı? Yani yok mu diyorsunuz? Fahir olsam ben bir Türk gamı çıkarırdım ortaya.
– Hangi enstrümanları kullanınca Türk müziği olur?
– Dünyanın, şöyle tüylerinizi ürperten müziği hangisidir? Benim için Godfather'dır mesela...
– Piyano çalan çocuğun, oradan darbukaya geçmesi bir ruh hastalığına işaret değildir, değil mi?
Zavallı Fahir. Çok yorulmuş olmalı, ama hiç renk vermedi.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Mustafa Has)

  • 1. Son zamanlarda «üzere» yerine «üzre» deniyor. 2. Gene son günlerde (Denizbank reklamlarında mesela) «Beş dakikaya kadar elinizde» yerine, «Beş dakkaya elinizde» gibi ifadelere rastlıyoruz. Ne dersiniz?
    – Türkçemizde, ortadaki hecenin seslisini düşürme eğilimini biliyoruz. Başlıca örneklerinden biri burara, orada yerine burda, orda dememiz.
    Üzere bence, ortadaki «e» harfinden vazgeçmemekte direniyor. Buna rağmen üzre şekliyle de kullanıldığını görüyoruz. Nitekim sözlükler, üzere'yi tercih etseler de, üzre'ye sayfalarında yer vermekten de geri durmuyor.
    Dakika farklı. Zaman zaman «dakka» imlasıyla yazılışı bence bir özensizlik belirtisidir.