Sophia kimdir, bilemediler

Ne okumuş olursa olsun, gazetecinin yakın tarihi bilmesi gerekir. Dünya tarihini elbette, ama daha çok da ülkesinin tarihini.

Ne okumuş olursa olsun, gazetecinin yakın tarihi bilmesi gerekir. Dünya tarihini elbette, ama daha çok da ülkesinin tarihini.
Belki üzerinde durulması gerekmeyen bir bilgi noksanından söz edeceğim size.
– Bunu bile bilmeyen, acaba neleri bilmektedir, diye, yaşlı ve huysuz bir gazeteci olarak ben gene de itirazımı (ve hayretimi) söylemek isterim.
*
Fazla büyütülmediyse de, İspanya Kraliçesi Sophia'nın son haftalardaki Türkiye ziyaretinden gazetelerimizde söz edildi.
Gördükçe okudum bu haberleri. Kraliçe farklı bir hükümdar eşiydi. Yalnız gelmişti Türkiye'ye. Konya'da Mevlana Türbesi'ni ziyaret etti. Sakalı şerifi uzun uzun seyretti. Yoğurtlu çorba içti ve Konya yemekleri yedi. Kendi makinesiyle Karatay Medresesi'nde, İnce Minare Müzesi'nde fotoğraflar çekti.
Konya'dan Kapadokya'ya geçti. Afganistan'da ölen iki İspanyol askerinin cenaze töreni için bir günlüğüne Madrid'e gidip, gene İstanbul'a döndü. İstiklal Caddesi'ni bir baştan bir başa yürümek istedi. Kapalıçarşı'ya gitti. Ortodoks Kilisesi'nin ileri gelenleriyle buluştu.
Haberden habere onu takip ettim. Bana öyle geldi ki, genç gazeteci meslektaşlarım, İstanbul'a ve Türkiye'ye ilk defa gelmişe benzemeyen Kraliçe Sophia'nın bir komşumuzun kızı olduğunu bilemediler.
Yunanistan'ın son kralı Paulos'un kızı olduğundan söz edene rastladınız mı? Babasını ve annesi Kraliçe Frederika'yı Türkiye'de ağırladığımızdan da habersiz göründüler. Sophia o tarihte 15-16 yaşlarındaydı. O da gelmiş miydi Türkiye'ye, orasını bilemiyorum.
İspanya Kralı Juan Carlos tahta diktatör Franco'nun desteğiyle geldi. Sophia'yla 1962'de Atina'da yapılan düğünü Türkiye'de de ilgiyle takip edilmişti. Kral ve kraliçe oluşlarının tarihi, Franco'nun ölümünden sonra 1975'tir.
Aklıbaşında ve demokrat bir kraliyet ailesi olarak tanındılar. Sarayda hiç oturmadılar. Mutat maiyetleri, Sophia'nın nedimeleri olmadı. Ve o, Avrupalı diğer saraylıların aksine, insan içine şapkayla hiç çıkmadı.
İspanya'da demokrasi onların hükümranlığında gerçekleşti. Bu arada bir askerî darbe teşebbüsü önlendi (1981). İspanya NATO'ya katıldı (1982).
Kraliçe Sophia beş dili rahatlıkla konuşan (Almanca, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Yunanca), çok iyi yetişmiş, kültürlü bir kadındır. İspanya'da sahiden sevilir.
Birinci Juan Carlos ile eşinin iki kızları (Elena ile Cristina) ve bir oğulları var (Felipe). Beni kıskandıran yanları da sekiz torunları olmasıdır.
*
Yaşlı gazeteci der ki, kraliçeler şarkıcı kovalamaya alışık magazin muhabirleriyle takip edilmez.
Doğru söz insana batar, derler
Pazar akşamı Türk Dil Kurumu Başkanı Ş. Halûk Akalın'la, bir televizyonda ve gençlerle bir aradaydık. (Tv 8, Candaş Tolga Işık'ın programı. Bunu Konuşalım'da.)
Konu Dil Bayramı olduğundan beni de çağırmışlar. Alışık olmadıkları bir şey söyledim onlara.
– Dil Devrimi 75 yıl önce başlamış. Diğer birçok meselemiz gibi Türkçe'mizin, kuralları ve kelimeleriyle sağlam, gelişmiş ve çağdaş bir dil idealine ulaştırılması yazık ki başarılamamıştır. Bu davanın hâlâ başındayız. Sizlerden, dil bayramını kutlamayı filan bir kenara bırakıp, Türkçe'mizi lütfen en başından başlayarak yeniden düşünmenizi rica ederim.
Ne pahasına olursa olsun, insanlarımıza öncelikle doğruları söylememiz lazım. Bu vesileyle (çekim ertesi) onlara biraz da Voltaire'in doğruları dile getirişini anlattım.
Dün sabah Radikal'de önce Neşe Düzel'in pazartesi mülakatını okudum. Avukat Fethiye Çetin'le (ki onun, Ermeni meselemizi çok farklı ve dürüst bir açıdan anlatan Anneannem adlı güzel kitabından size burada söz etmiştim) Hrant Dink cinayeti davasını konuşuyorlardı. «Polis ve jandarmanın görevi suçu önlemek, can ve mal güvenliğini korumaktır, bir! Ve suç işlendiğinde suçu ve suçluyu meydana çıkarmak. İkisini de yapmadı.
Bir önceki sayfada, Diyarbakır'daki ilk uluslararası Kürt Konferansı'ndan haberleri okudum. Prof. Baskın Oran «Atatürk yaşasaydı Kürt sorunu yaklaşımı farklı olurdu» demiş. Cengiz Çandar daha ileri gitmiş: «Başbakanın DTP'ye demesini doğru bulmuyorum, diyor. PKK ile organik bağı olmayan bir DTP'yi kim ne yapsın!»
Farfara takımı ses verecektir. Levnî'nin beytini hatırlatın onlara: İncinme dostunun doğru sözüne / Doğru söz insana batar demişler.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Leman Gündüz)

  • Ben bir kamu dairesinde çalışıyorum. Kurumlar arası yazışmalar çok oluyor. O kelime öyle mi yazılır, böyle mi, diye düşündüğüm çok olur. Mesela, «eşya» ve «evrak» kelimeleri çoğul anlam taşır, yazı metninde «eşyalar» ve «evraklar» şeklinde kullanmamalıyız, diye kalmış (Nereden kaldıysa!).
    Doğru mudur, yoksa yanlış mı?
    – Aslında haklısınız. Ben de bu hataya düşmemeye çalışanlardanım. Ama bakın Ayverdi Sözlüğü'nde nasıl bir not var:
    EŞYA i. (Ar. şey'in çoğulu) [Tekil gibi de kullanılır].
    Buna karşılık varak'ın çoğulu olan EVRAK maddesinde benzer bir uyarıya yer verilmemiş.
    Bence bu demektir ki, hiçbir sebeple olmasa da «kullanma sıklığı» ve yaygınlığı sebebiyle artık (şey-eşya) eşyalar hatası üzerinde ısrar etmememiz isteniyor.