Sperm bankası ile minik bebek ayakları arasında gidip gelen bir yazı

Elif ile aramızda, dede-torun devam eden bir anlaşmazlık var. Bebek arabasıyla yanımızdan geçen miniklerle fazlaca ilgilenmemden şikâyetçi. Bu tür kıskançlığın benim hoşuma gideceğini sezgileriyle bilir.

Elif ile aramızda, dede-torun devam eden bir anlaşmazlık var. Bebek arabasıyla yanımızdan geçen miniklerle fazlaca ilgilenmemden şikâyetçi. Bu tür kıskançlığın benim hoşuma gideceğini sezgileriyle bilir. O minikler de inadına giderek daha bir güzelleşiyor mu nedir!
Bu dede-torun çekişmesinden söz ederken aklıma, beni vaktiyle «profesyonel baba» diye küçümsemeye yeltenen «çokbilmiş» geliyor. Bu alanda o, entelektüel bir tercihte bulunarak, taşıyıcı anne-yükleyici baba ilişkisini tercih etmiş, diye işittim. Mutludurlar inşallah!
Son bir sperm bankası haberi, nedense beni fazlaca heyecanlandırdı. Bizden biri ortaya çıkıp, bunu ben de yaptım deyince hareketlendim galiba.
Babamı kaybedeli otuz yıl olmak üzere. Özlüyorum. Giderek daha da çok. Ondan gayri birine söyleyemeyeceğim o kadar çok şey var ki... Giderek artan... Yaşıtlarım, yakın arkadaşlarım eksildikçe, baba-oğul ilişkisine duyduğum özlem artıyor.
Ben anne olmak için Amerika'daki bir sperm bankasıyla ilişkiye girdim, diye hepimizi bilgilendirme ihtiyacı duyan hanım, babamla da aramıza girmek istermiş gibi geldi bana. Farzımuhal* benim annem olsa, Ruhi Bey ile aramıza girecek, birbirimizin varlığından haberdar olmamıza bile engel olacaktı, demek ki... Ne hakla, diye isyana niyetlenirken aklıma:
– Ya bu ihtimali para karşılığı göze alabilen baba müsveddelerine ne dersin, suali geliyor.
*
Bu bankalarla alışverişi olan hanımları ve beyleri geçin bir kalem. Ben asıl çocukları için dertleniyorum.
Onlara dair haberleri merakla okuyorum. Genelde beş altı yaş civarı, babaları hakkında bilgi edinmek istiyorlar. Babasını arayıp da bulamayanlar yanında, bulup da cevap alamayanlar da var. Kardeşini bulanlar var. Televizyonda gördüğü bir sperm çocuğunun, aynı yoldan edindiği iki kızına çok benzediğini fark ederek, buluşmalarını sağlayan bir kadından söz ediliyor.
Kendisi de sperm çocuğu olan Amerikalı psikolog Bill Corday «Babasızlar Kulübü»nün kurucusu. O kendi gerçeğini, 19 yıl süren aramadan sonra 37 yaşında öğrenebilmiş.
Biz Türkiye'de bir ilk hadiseden haberdar olduk, yanılmıyorsam. ABD'de her yıl 30 000, hatta 50 000 sperm çocuğunun dünyaya geldiği söyleniyor. (Avrupa'da bu sayı 20 000 civarındaymış.) Sperm çocuklarından oluşan nüfus da, gene ABD'de ve şimdilik 650 000 ila 1 500 000 arasında tahmin ediliyor.
Donörlerin (tabiri mazur görürseniz «yükleyici erkekler»in) niteliklerini içeren kataloglar da varmış sperm bankalarında. Kocasının resmini gösterip benzerinin spermini isteyen hanımlara sık rastlanıyormuş. Ama alıcı hanımlar şikâyetçi: bankalar veri toplama ve iz sürme alanlarında iyi çalışmıyormuş; yükleyicilerin sağlık geçmişleri iyi araştırılmıyormuş.
Çocuk psikologları sperm çocuklarının, «babası bilinmezlik» halinden şikâyetleri dışında, büyüdükçe onları rahatsız eden bir düşünceden daha söz ediyorlar: kökenlerinde yer alan mastürbasyon odası, laboratuvar, dondurma teknolojisi gibi uygulamalara dair bilgiler. Oldu olacak bu bahsi tamamlayalım. Spermler arasında fiyat, demek ki kalite farkı da var: 1 500 ila 2 500 avro arası, diyorlar; demek ki 2 500 ila 4 500 YTL. (Taksitli ödeme lafı yok.) Amerikalı kadınlar evlat edinmenin daha pahalıya geldiğini söylüyorlar. Bu karşılaştırmanın ayrıntılarını bilmiyorum.
Yapay yüklemenin bir tercih sebebi de hamilelik duygusunu yaşama, çocuğu, dünyaya ananın bir parçası olarak getirme isteğiymiş.
Bankalar satışlarında, aynı yükleyiciden alınan spermlerin ülkenin veya dünyanın farklı bölgelerine gönderilmesine özen gösteriyorlarmış. Bu da ensest ihtimaline karşı alınmış bir tedbir oluyor.
*
Bu konuda bildiklerimi bir nefeste söyleyeyim istedim, ama yoruldum.
Ben aslında bugün size, bir dede-torun çekişmesini anlatmak istiyordum.
Elif haksız değil, önce onu söyleyeyim. Her yerde gözüm çocuklara gidiyor. Nasıl bir özlem, tarif edemem size...
İnsana yaşın verdiği bir cesaret var ya! Boğaz kıyısında, Akmerkez'de arabasında oturmuş etrafı seyreden bir yavru görünce ne yapmak gelir içinizden? Ben annesinden, babasından, artık kimse arabayı iten ondan izin isteyerek hemen çömeliyorum. Yaz ayında arsızlık edip bazen, «Çorabını çıkaralım mı?» dediğim de oluyor.
Aman ya Rabbi! Küçük çocuk ayağından daha güzel, daha sıcak, daha sevilecek ne yarattın ki bu dünyada! (Anacığım olsa şimdi, «Sus, günaha girme!» diye çıkışırdı bana.)
Elif, genç ana-babaları rahatsız ettiğimi düşünüyor. Belki haklı. Olsun, diyorum; benim yaşıma gelince onları niye rahatsız ettiğimi anlayacaklar.
Oradan uzaklaşırken ona çatmaktan da geri durmuyorum:
– Bu kadar çabuk büyüyecek ne vardı, diye.
Boyları durmadan uzuyor, ayakları da tabii... Otuz yedi numara ayak, o biraz önce sevdiklerimizle aynı şey değil ki!
Söylemiyorum ama aklımdan, kim bilir torun çocuklarının yumuk yumuk ayakları da nasıl sevilir, diye geçirmiyor da değilim.
Lugatçe

  • FARZIMUHAL. zf. «Olacak şey değil amma...»