Sual belli: «Senin oyun kime?»

Siyasetle aram iyi değildir, desem, tam doğruyu söylemiş olmam. Kavlimce, siyasetçi ile gazeteci aynı müşteriye hizmet arzeden (mal satan desek de olur), yan yana dükkân açmış esnafa benzer.

Siyasetle aram iyi değildir, desem, tam doğruyu söylemiş olmam. Kavlimce, siyasetçi ile gazeteci aynı müşteriye hizmet arzeden (mal satan desek de olur), yan yana dükkân açmış esnafa benzer.
Bir eski arkadaşım, «Ağzı kalabalık olmayan, lafazanlıktan hazzetmeyen siyasete hiç niyetlenmesin» diyerek beni öfkelendirmeyi sever. Çünkü başladığı bu sözü «Sen mesela, isteseydin birinci sınıf siyasetçi olurdun» diye tamamlayacaktır, bilirim.
Sevseniz de sevmeseniz de, şu günlerde siyaset konuşmamak imkânsız. Şu günler dediğim de, yarın değil öbür gün seçim sandığı denilen, demokrasinin kutsal kutusuyla randevumuz var.
Bu defa biz ailece, tam takım seçmen konumundayız. Yalnız aramızdaki en genç seçmenle konuştuk, dede-torun, ikimiz. Elif 1988 doğumlu, gözünüzün önüne geliyor değil mi? Diğer aile efradının kimlere oy vereceğini de ben bilmiyorum.
Aile derken, merkez heyeti olarak biz 11 kişiyiz. Üç nesle mensup, çeşitli yaşta, kadınlı erkekli bir manga insan. Futbol taraftarlığı açısından baktım durumumuza: çeşidine maşallah 4 Galatasaraylı, 4 Beşiktaşlı ve 3 Fenerbahçeli var aramızda.
Akşam herkes evine dönünce telefonla bir anket de ben yapsam, iyi olacak galiba. Bakalım bizim takımdan partilere kaçar oy gidecek, bunu öğrenmek için. Yoksa maçtan önce kafa kafaya veren ragbiciler gibi, biz de pazar sabahı kahvaltıda buluşup bir «brif» mi yapsak, kime oy vereceğimize dair? Ve sonra sahaya kararlı olarak çıksak.
Ama düşünüyorum, oy kullandıktan sonra buluştuğumuzda hiç sormuyoruz birbirimize:
– Sen kime oy verdin, diye.
Büyükleri, ortancaları tahmin edebilirim. Ama, gençlerin tercihi sence ne olur deseniz, sualinize cevap verebilecek durumda değilim. Acaba, diyorum, maça çıkmadan -yani seçim sabahı- hazır takım toplanmışken, kısa ve etkili bir konuşma mı yapsam?
İyi de ne diyeceğim onlara?
– Bizim demokrasimizin asıl zaafı muhalefet konusundadır. Gücü, hatta baştan çıkarıcı boyutta olabilecek bir iktidar ihtimalinden söz ediliyor. Biz oyumuzu güçlü bir muhalefet oluşturacak yönde kullansak!
– Yani?
Sahi, ben hangi partiyi düşünüyordum? Demek ki, bu «brif» için benim de yeterli hazırlığım yok. Allahtan ki önümüzde düşünecek zaman var... (mı?) Şu anda aklıma helvacı kelimesinden gayri bir şey gelmiyor.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Mithat Egeli)

  • Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe sözlüğüne sahibim. Türkçe-Osmanlıca sözlük aradım bulamadım. Yardımcı olacağınızı ümit ediyorum.
    – Kolaylayıcı bir çözüm değil amma, ihtiyaç duyduğumda ben Meydan Larousse'a bir bakarım. Aynı şekilde TDK'nınki dahil. Türkçe-Türkçe sözlükler de kullanılabilir.
    Mutaassıp maddesinin tarifinde, eşanlamlısı bağnaz'a yer verildiği gibi, bağnaz'ın tarifinde de mutaassıp kelimesi var.
    Yani anlam tarifleri de bulunsun ısrarında değilseniz (ki o durumda en iyisi ansiklopedik sözlüklerdir), eşanlamlı (müteradif) kelimeler birçok sözlükte bir aradadır.
    Anketler iç açıcı değil
    Tarhan Erdem Bey Dostum, grafikler ve tablolarla bütünleştirerek dün yayımladı, şubat ayında başladıkları anket çalışmasının sonuçlarını. Bendeniz de dikkatle okudum.
    AKP'nin 310-340 milletvekilliği, senin ne haddine deseniz de, biraz yüksek tutulmuş gibi geldi bana. 100-120 CHP, 70-90 MHP ve 25-35 arası Bağımsız, deniyor.
    Sekiz araştırmada 25 000'i geçer sayıda denekle konuşarak yapılan anketten, Tarhan Bey'in çıkardığı sonuçlar şöyle: l AKP bir kitle partisine dönüştü. l Güçsüzlerden, mağdurlardan oy alıyor. l CHP'nin alacağı oyda bir artış görülmüyor. l Laiklik konusunda duyarlı ve iyi eğitimli kentliler CHP'ye oy verecek. l Seçime katılma oranı yüksek olacak. l Hangi partinin iktidara geleceği sualine, deneklerin yüzde 70'den çoğu AKP cevabını veriyor.
    Bu durumda bize, MHP'li ve bağımsız milletvekillerinin tutumu, tercihi ne olur bilmecesini çözmek kalıyor. Pek eğlenceli olmayacak. Seçim ertesi ağırlığı biz gene, cumhurbaşkanı seçimine vereceğiz demektir.
    TELAYNAK
  • Magazin âlemiyle de ilişki kurmuş yaşlı adam sıfatıma halel gelmesin diye, hadise olabileceğini hissettiğim televizyon programlarını kaçırmamaya çalışıyorum.
    Çarşamba akşamı Kanal D'nin Dobra Dobra'sını seyretmemek olmazdı. Müge Anlı ile Pakize Suda'nın misafirleri arasında Bülent Ersoy da var, dediler. Düğünü ertesi ekrana ilk çıkışı.
    Müge ile Pakize, iğneyi batırmadan önce tentürdiyot süren hemşireler gibi, araya gönül okşayıcı bir cümle sıkıştırıp, muzır suali langırt!.. soruyorlar.
    – Evlenme cüzdanınızda sizin resminizin üstünde mühür varmış da, Armağan Uzun Bey'inkinde yokmuş. Doğru mu, dedi biri.
    Türk Sanat Musikisinin Hanımefendi Hazretleri mevkiindeki birine sorulacak sual miydi bu, diye doğrusu ben bir duraladım.
    Ersoy gür sesiyle, eliyle de göstererek «Getirin şunu!» emrini verdi. Cüzdanın sayfasını açınca kamera da zum yaptı ve hepimiz rahat bir nefes aldık:
    – Büyük Allahımıza şükürler olsun, iki fotoğraf da mühürlüydü!
    O an, eminim bütün Türkiye ferahlamış ve içinde sıkışan havayı derin nefes vererek boşaltmıştır.