Sultan, bana da kulak ver biraz!

Eski kovboy filmleri ile spagetti western'ler arasındaki farkı ben, amerikalı sinema oyuncusu Paul Newman'dan öğrenmiştim. Bir gazeteciye şu dediğinden:

Eski kovboy filmleri ile spagetti western’ler arasındaki farkı ben, amerikalı sinema oyuncusu Paul Newman’dan öğrenmiştim. Bir gazeteciye şu dediğinden:
– Bildiğimiz eski kovboy, kasabasıyla barışık olan kahramandır. Yeni kovboy kasabadan küçük yaşta ayrılmış, kasabalıya düşman, intikam hırsıyla yanıp tutuşan biri; adeta bir anti-kahraman’dır, diyordu Newman.
Spagetti’lerde kasabayı basan kötü adamlar, önlerine geleni, bu arada geleceğin kovboyu olacak küçük çocuğun annesini ve babasını da öldürürler. O, kasabadan uzaklarda, günün birinde intikamını almayı hayal ederek büyüyecektir.
*
Bir topluluğun kırımdan geçirilmesiyle başlar çoğu spagetti western. Tıpkı Mardin’in bir dağ köyündeki insan kırımı gibi.
– Hepsini vurun, ki geride intikam alacak kimse kalmasın! talimatıyla.
Bilge Köyü’ndeki faciayı her şeyden ve herkesten çok, 13 yaşında bir kız çocuğu anlattı diyordum evveli gün. «Bizden ne istediler polis ağabey, ne istediler bizden?» diye hüngür hüngür ağlayan çocuk. Kurduğu cümleden, sesindeki acılı isyana kadar, öylesine bir güçle, içten ve etkileyen bir duyarlılıkla anlatıyordu ki başlarına geleni... O sahnenin her gösterilişinde, hiç kıpırdamadan Sultan’ı dinledim. Sultan Arı’ymış adı. Canan Altıntaş’ın çektiği fotoğraflarını da gördüm Radikal’de. (Bir kere daha görelim diye Cihannüma’da da var bugün.)
Ben hayatımda en az, tanıyıp benimsediğim insanlar konusunda yanılmışımdır. (Alın size, bal gibi bir iddia daha! Tepe tepe kullanabilirsiniz, isterseniz.)
Bu Sultan Kız var ya! Kalıbımı basarım, yaşadığı faciayı geleceğin Türkiye’sine ve unutturmamacasına, en inanılır, en etkili şekilde o anlatacaktır.
Şikâyetini, yürek yanığını acılar içinde ağlayarak anlatışını dinledim ben onun. Güçlü bir insan Sultan kız, hiç şüpheniz olmasın. Gazeteciler günümüzün kovboylarıdır bir anlamda. Gün gelir de Sultan «Ben gazeteci olmak istiyorum» derse (ki bence diyecektir), sesini duyanlardan isteğim ona şunu söylemeleridir:
– Senin gazetelerde fotoğrafının çıktığı o günlerde, yolun sonuna yakın bir gazeteci vardı; Hakkı, diye. Demek haklıymış da: o senin gazeteci olmak isteyeceğini daha o zaman biliyordu.
*
Fevzi Hamidi Bey Dostum! Mardin, Sosyal Hizmetler İl Müdürü diye biliyorum sizi.
Sizden ricam, bu facia haberi gündemdeki yerini kaybettikten sonra da, lütfedin Sultan Arı’nın haberlerini bir zahmet bana da iletin. Çocuklar için Kürtçe bilen psikologlar aradık, diyordunuz. Ben o gün kulaklarımla dinledim Sultan’ın ağlamaklı sesle söylediklerini. Pürüzsüz bir Türkçe konuşuyordu. Benim adresimi de, çok rica ederim iletin Sultan’a. (Hemen harekete geçirecek param pulum yok.) Var olan imkânlarımla, yaşadığımız ve üzüldüğümüz kadar da utandığımız bu faciadan alınacak dersi, bir emanet gibi geleceğe taşıyacağına inandığım Sultan Kız için, elimden geleni yapmaya hazırım.
– Senin İstanbul’da bir Hakkı Deden var, deyin ona. Yazdıklarımı da verin lütfen, okusun. Tahmin edilemeyecek bir algılama gücü olduğunu siz de fark etmişsinizdir elbette.

Nakledilen beyin olsaydı?  
Talihsiz Amerikalı kız     Connie Culp’ın bütünüyle yenilenen yüzünü gördünüz mü? Yeni yüzünü beğenmeyenler vardır aranızda. Connie «Aynada böyle görünce kendimi mutluluktan ağladım» diyor. 30 ameliyat gerekmiş. Artık yemek yiyebilecek, koku alabilecek ve konuşabilecekmiş. ABD’de ilk, dünyada dördürcü yüz nakli ameliyatı bu. Bir tarihte hatırlıyorum, niyetlenilen «beyin nakli ameliyatı»ydı. Başarılı olursa, hayata devam edecek olanın hangi eve döneceğini tartışmıştık o günlerde. 
* OECD, 2009 yılı raporunu yayımladı. Üye ülkelerin sosyal gelişmişlik düzeyini belirleyen yedi göstergenin hepsinde «en kötü durum»da yer alan tek ülke var, Türkiye.
Göstergeleri hatırlatmakla yetineyim: 1. Nüfusa oranla istihdam. 2. Gelir eşitsizliği. 3. Ömür beklentisi. 4. Bebek ölümleri.     5. Bilgi seviyesi yeterli olmayan öğrenciler. 6. Mutluluk algısı.    7. Kişi başına net millî gelir.
Ülkeler bu açıdan üçe ayrılmış: ilk üç sıradakiler yeşil, sonra gelen dört sırada yer alanlar sarı ve en alttaki üç sıraya sığınanlar da kırmızı renkle işaretlenmiş.
Yedi göstergeden hiçbirinde kırmızı renk vermeyenler Avustralya, Avusturya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Norveç ve İsveç.
OECD 1960’da kuruldu. 30 tam üyesi var. Dünya Bankası tarafından «yüksek gelirli ülkeler» arasında sayılmayan üç ülke Türkiye, Meksika ve Polonya’dır. 

KOMEDYA
* Ayşenur Arslan, Medya Mahallesi’nde tek tek ve tipik gazetecileri ağırlamaya başladı. İyi oluyor bence. Dünkü Hürriyet köşekadısı Yılmaz Özdil’i, ben sokakta görsem tanımazdım. Demek o fotoğraflar da pek işe yaramıyor.
Yılmaz Özdil, yurt ve dünya meseleleri yanında, besbelli ki gazetecilik üzerinde de çok durup uzun uzun düşünmüş bir gazeteci. Biraz «kuul» (Doğru yazdım mı?), ama zarafet özentili değil. Gazetenin cm2 maliyeti, okurun gazeteye ayıracak 20 dakikadan fazla zamanı olmadığı, gazeteciliğin objektif değil sübjektif bir meslek olduğu gibi kalıplaşmış ve herhalde orjinal düşüncelerini, «Siz bunları bile bilmiyor muydunuz?» vezninde takır takır söylüyor.
Uzun cümle düzen eski moda yazarları çok küçümsüyor. Bakındı! Ben de uzunca cümleleri rahatça okuyup anlayan okurlarım var diye şişinirdim.