Taraflar ve taraftarlar

Taraflar ve taraftarlar olmasa, hiç düşündünüz mü futbol diye bir spor da olmazdı. Futbol yeteneği olan gençler, vaktiyle top koşturduğumuz yangın yerlerinde, boş arsalarda vakit geçirirlerdi.

Taraflar ve taraftarlar olmasa, hiç düşündünüz mü futbol diye bir spor da olmazdı. Futbol yeteneği olan gençler, vaktiyle top koşturduğumuz yangın yerlerinde, boş arsalarda vakit geçirirlerdi.
Başta ben, «Yahu biz zorlamadan ikiye bölünen yarma şeftaliler gibi, her konuda en az iki taraf haline geliyoruz» diye sızıldanıyoruz ya, toplumlara başka açılardan da bakabilmeliyiz.
Taraflar ve taraftarlar olmasa siyasî partiler de olmaz, değil mi efendim?
Önemli olan taraflar arasındaki mesafedir, meseleye dikkatle eğilirseniz hemen göreceğiniz gibi; ...ve taraftarların birbirine ne gözle baktığıdır.
Hep ağlamaklı bir halde oluşumuza bakmayın siz! Biz istesek de istemesek de, engellemeye çalışsak ve görmezden gelsek de, Türkiye gelişiyor. Böyle diyen de var diye şaşacaksınız amma, iyiye doğru değişiyoruz hem de...
Son günlerde gazetelerimizde çoğalan haberlerin farkında değil misiniz?
Kısa kısa söylemeye çalışayım. l İktidardaki AKP, laiklikle ünsiyet eder oldu. Bu fark, Tayyip Bey’in Çetin Altan’a ödül verme törenindeki konuşmasında da dikkatinizi çekmedi mi? Atatürk’ten de, Nâzım’dan da cancağızlarıymış’casına söz ediyor. Askerle içli dışlı. Tek huzursuzluğu kaldı geride, o da elini büyük basın grubunun omuzuna hâlâ ahbapça koyamaz olması. l Deniz Bey’in Fikret Bila ve Murat Yetkin’le ekran sohbetini dinlemişsinizdir. Müminler, «Baykal ihtida mı etti?» diye telaşta. İman sahibi laik liderin son günlerdeki suallerini hatırlayın: – Kuran öğretilsin demek din istismarı sayılır mı? Hiç olur mu? Bu çok tehlikeli bir laiklik anlayışı. Böyle anlayanı tedavi etmek lazım. – Talep olursa belediyelerde Kuran kursları neden açılmasın? Dini öğretme işini tarikatlara, cemaatlere mi bırakalım? Alevîlere açılımın lafını etmeye bile lüzum görmüyor. l Milliyetçi Devlet Bey, AKP dara geldiğinde el vermekten geri durmuyor. Deniz Bey’in ihtida etmesi gibi, görürsünüz o da küresellik konusunda iman tazelemekte fazla direnmeyecektir. l Ele gelir tane olarak ne kaldı siyasette? (Onu öteyakada konuşalım. Aysel Tuğluk’a dair ayrıca diyeceğim var) l Alevîlerle kesin barışın da eli kulağındaymış gibi geliyor bana. Bizde gerçek laikliğin olmazsa olmaz şartıdır; dinde mezhep farklılıklarını ve farklı dinlerin mensuplarını içimize iyice sindirmedikçe; farklı kökenlerden gelenleri başkaları sanma gafletinden kesinlikle kurtulmadıkça çağdaş insan gradosuna erişemeyeceğimizi bildik gibi gelir bana. Ermenilerle özürleşme girişimleri ümit vericidir. Kıbrıs’ta meseleyi çözerek Yunan’la barışı sağlamak için bir şeyler yapmalıyız artık! Kendi Yahudilerimize sahip çıkmaktan asla geri kalmayacağımıza zaten inanırız biz; hep inanmışızdır.
Özetlersek efendim, yarma şeftaliye benzeme hevesinden vazgeçmeli ve anlamsız ayak bağlarını çözerek Türkiye’nin önünü bir an önce açmalıyız!

Aysel Tuğluk doğru söylemiş
Ben, Radikal okurunun (Kimden, kimlerden? diye sormayın lütfen!) farklı olduğuna, gazetelerinin haberlerini olduğu gibi yazarlarını da daha ilgili ve dikkatli okuduğuna inanıyorum. (Mektuplarınızdan, telefonlarınızdan).
Dün gazetenizde «DTP’li Tuğluk’a hapis cezası» diye, bir haber vardı, okumuşsunuzdur.
Ben Aysel Tuğluk’la tanıştım. Bir yemekte buluşarak uzun uzun konuştuk. Gazetelere yansıyan konuşmalarını okumaktan ibaret değil yani izlenimlerim.
Bir buçuk yıl hapse mahkûm edilmiş. Sebep üç yıl önceki bir konuşması. Mahkeme Diyarbakır Milletvekili’ni pişman görmediği için cezada indirim yapmak da istememiş.
Bakın Aysel ne demiş!
– Sayın Başbakan, PKK’yı terörist ilan edin, sizinle görüşelim, diyor. Bununla mesele çözülmez. Sizin terörist olarak nitelendirdiğiniz insanlar kimine göre de kahramandırlar. (...) Abdullah Öcalan’a terörist dersek halkın karşısına çıkamayız.
Şunu da demiş: «Siz halka kendi dilini bile özgürce geliştirme hakkı tanımazsanız, bu politikanız şiddete zemin hazırlar.» (Arada o büyük yanlışı düzeltmeye başladık.)
Hukuka, toplum ve siyaset anlayışınıza, ayrıca durum değerlendirmenize aykırı olabilir. Birlikte konuşsaydık, ben söze:
– Aysel gerçekleri söylüyor, diye başlar ve tepkiler gelmezse sözlerimin sükûnetle karşılandığını görürsem devam ederdim
Şimdilik bu kadar!

Dil Yâresi

  •  Dün televizyonda işittim, Başbakan Tayyip Erdoğan, CHP’nin Kuran kursları açma niyetinden söz ederken, argodan faydalandı:

– İnsan samimî olmayınca çuvallıyor dedi.
Ne demektir çuvallamak (veya çarşaflamak? Çarşafa dolaşmak veya dolaştırmak?).
Çarşaflamak ve çuvallamak argonun eşanlamlı kelimeleridir. En açık tarifi çarşafa dolaştırmak deyiminde verilir. (Hulki Aktunç Büyük Argo Sözlüğü’nde bunlar -söylenmesi hiç münasip olmayan bir uzvu- çarşafa dolaşmak, dolaştırmak biçimlerinde de kullanılır, diyor)
Örnekleri Türkçe’nin iki ustasından: 

  •  Kemal Tahir, «Elimizden, saçımızın kılı kadar kız geçti, Allahıma şükür, birinde çuvallamadım.» (Esir Şehrin Mahpusu).
  •  Adnan Benk, «Çuvallamak diye buna derler işte: Bir yerde iki tek atmaya kandırabilmeliydim kızı.» (J. D. Salinger’den Gönülçelen).
    Diyeceğim, başbakanların ağzında hoş görülecek, samimiyet adına da olsa bağışlanacak bir fiil değildir çuvallamak.