Televizyon ve biz...

Ben sizleri, pazar sabahı da Anayasa'dan söz etmeyecek kadar severim, sevgili okurlarım. Birlikte konuşalım istediğim bir konu var, televizyonla ilgili.

Ben sizleri, pazar sabahı da Anayasa'dan söz etmeyecek kadar severim, sevgili okurlarım. Birlikte konuşalım istediğim bir konu var, televizyonla ilgili. Gazetelerimizin gereği kadar ilgilenmediği, ihmal ettiği bir alan bu. Bütün televizyon programlarını, haberlerini, yorumlarını genelde yarım sayfayı bile bulmayan bir yere tıkıştırdıktan sonra, kalanı gazetenin birinci ve ikinci sayfalarında kullanmayı marifet sayıyorlar.
Evet, o sayfalarda kullandıkları da televizyon haberi sayılır. Daha doğrusu televizyon dünyasını, bu demektir ki şöhretlilerin özel hayatını kovalayıp kotardıkları, sıradan magazin haberleri.
Tarifine gerek var mı, hep bildiğimiz şeyler. Bizde dergilerin sözüm ona sosyete sayfaları vardır. Çoğu rüküş hanımlar ile bayramlık kıyafetleri içinde beyler, şu veya bu toplantıda yan yana dikilip boy gösterirler. Üst üste yirmi otuz fotoğraf iki üç sayfaya sığdırılır. Bir mizanpaj ki, kendini de orada görmek gibi bir budala hayali olmayan okura, sen buralarda zaman kaybetme kardeş, dercesine berbattır. O dünyaya dair fikrim ve o sayfalarda fotoğrafının yer almasından hoşlanacak eşim dostum yok benim. Bu kötü uygulamayla sadece, bir gazetecilik kusuru olarak ilgileniyorum.
Gazetelerin ikinci, üçüncü, bazen sonuncu sayfalarında ve eklerinde yer bulan televizyon haberleri de, sözünü ettiğim dergi sayfalarındakiler kadar acınacak haldedir. Fotoğraflardan şunun bunun selülit durumu öğrenilir. Ve münasebetli münasebetsiz ilişkiler. Edinilen bu bilgilerin ne işe yaradığına, ben, oldum olası akıl erdiremedim.
*
Bildiğiniz şeyleri tekrar ediyorum. Bana bu son günlerde televizyonu bir kere daha ve bütünüyle düşündüren, Radikal'de okuduğum şu haber oldu: «Ruslar da artık evli ve çocuklu».
Komünist Rusya'da ev ve evlilik hayatından da hayır kalmamış, derlerdi bir zamanlar. Komünist erkek kapıdan bakıp askıda bir erkek ceketi görünce o eve girmez, görmezse dalıp ben geldim, dermiş. Komünist kadın da o kadar kadın işte. Kimden olduğu belirsiz çocuklara komünist devlet bakarmış Rusya'da.
Atıyorum zannetmeyin, benim çocukluğumda bu hikâyeler ciddiye alınıp anlatılırdı. Hatırlamaya çalışıyorum: büyüklerimizden «Olur mu öyle şey!» diye itiraz eden de pek çıkmazdı.
«Ruslar da artık Evli ve Çocuklu» başlığını görünce irkilmiştim doğrusu. Antikomünist propaganda gene mi başlıyor, diye... Hayır, haber meğer Rus televizyon seyircisine dairmiş. Beni de çok ilgilendirdi.
*
Önce haberi özetleyelim.
Evli ve Çocuklu adlı Amerikan dizisinin Rusça'sında Al'ın adı Gena, Peg'in adı da Daşa olmuş; Bundy ailesi olmuş Bukin'ler. Haberi veren ajans, «Ruslar bayağılıkta Amerikalılardan aşağı kalmamışlar» demekten de kendini alamamış. Örnek olarak, dizinin Rusça metninden şu konuşmayı veriyor:
«Gena eşi Daşa'ya haydi soyun, deyince kadın seviniyor: Nihayet birlikte yatacağız öyle mi, diye... Gena, açlıktan ölmek üzereyim de, soyunursan belki iştahım kaçar, diye düşündüm, diyor.»
Haberde söylendiğine göre, Ruslar ekranda görüp de gülünecek programlarla yeni yeni buluşuyorlarmış. Bizim de bildiğiimz programlardan Dadı ve Patron Kim? de orada çok tutulan diziler olmuş.
Bu noktada söze Rus iletişim uzmanı Elena Prokhorova giriyor. Ve diyor ki:
– Sovyetler devrinde Ruslar «şaka kaldıracak halde» değildi. Sitkom'lar 1990'larda ilk yayımlandığında pek seyredilmemişti. Zira bu tür programlar, istikrarlı bir toplumsal hayat gerektirir.
Sinema yorumcusu Daniil Dondurai devam ediyor:
– Rusya'da halk artık hayat şartlarını düşünmüyor. Ve televizyonlar onların, Meclis'e kimin girdiği, hangi kanunun kabul edildiği gibi konularla ilgilenmez hale gelmesini istiyor. Rus halkı sanki, başta onun adına her şeyi düşünüp gerekli kararları veren bir baba varmış gibi, çocuklaşmaya şartlandırılıyor.
*
Peki, senin derdin ne diyeceksiniz.
Söyleyeyim, hay hay! En kısa ifadesiyle:
– Televizyon bizim icabımıza bakıyor. Biz de artık onunla ilgilenmeye başlasak, diyorum.
Rus uzmanların dediğine benzer değerlendirmelere siz de ihtiyaç duymaz mısınız?
Cosby Ailesi, Alf, Altın Kızlar, Dadı, Evli ve Çocuklu, Patron Kim?.. ler yanında, Kaynanalar'ı, Perihan Abla'yı, Kuruntu Ailesi'ni de seyrettik.
Köle İsaura, Cesur ve Güzel, Dallas, Şahin Tepesi gibi yabancı dizilerden yerli ve uzun soluklu hikâyelere geçtik: Asmalı Konak, İkinci Bahar, Kurtlar Vadisi, Bir İstanbul Masalı gibi...
Dikkatinizi çekeyim, adlarını söylerken seyretmediğim, hiç değilse bir fikir sahibi olmadığım dizilerden söz etmiyorum. Adını hatırladıklarım Gülseren Hanım'la akşamları seyrettiklerimiz.
Unuttuğumuz yabancı dizilerin yerini nasıl oldu da bizim yazarlarımızın, sanatçılarımızın, yapımcılarımızın ürettiği eserler aldı?
Say deseniz devam ederim: Kartallar Yüksek Uçar, Bir Demet Tiyatro, Bizimkiler, Süper Baba, Aşkım Aşkım, En Son Babalar Duyar, Çocuklar Duymasın, Ekmek Teknesi, Aliye, Ihlamurlar Altında, Avrupa Yakası, Arka Sokaklar...
Emret Bakanım türü siyasî komedi yapamadık nedense. Yasemin Yalçın'ın Tansu Çiller'i oynadığı bir diziyi hatırlıyorum yalnız. Arkasını getiremediler.
Dizileri söylüyorum. Gündüz-kadın programları var, başlıbaşına bir hadise. Yarışmalar var, şakadan gerçek programları var, var oğlu var!..
Söz konusu, gelmiş geçmiş en etkili iletişim aracıdır. Kültürel açıdan yokmuş gibi davranmanın anlamı nedir, diye olsun sormak gerekmez mi?
*
Bakın, istisnasız hepimizi ciddî boyutlarda etkileyen bir iletişim aracı, bu TELEVİZYON. İnsanlar arası etkileşme imkânlarının ve sanatlarının hepsini birden kullanıyor. Gazete olarak, günlük programların bir kısmını (o da en kullanışsız biçimde) vermekle yetiniyoruz. Üç beş ciddî televizyon gazetecisine hak ettikleri yer ve önem verilmiyor. Kaldı ki bence, bu konu herkesten önce üniversitelerin işidir. Yoksa çalışmalar yapılıyor, tezler hazırlanıyor da, biz gazeteciler mi konuyla hak ettiği kadar ilgilenmiyoruz.
Cihannüma'da söz etmiştim (24 eylül 2006). GATA'dan, Başkent ve Pamukkale üniversitelerinden beş akademisyen (geriatri, anatomi ve aile hekimliği uzmanları) 65 yaş üstü kadınlar ve erkekler üzerine ortak çalışmalarında, dört ayrı film ve dizide Yıldız Kenter, Suna Pekuysal, Selda Alkor ve Zeki Alasya'nın canlandırdığı yaşlı dört insanımız üzerinde de ciddiyetle durmuşlardı. Cevabını aradıkları sual şuydu:
– Türkiye'de yaşlı insanlarımızı biz, ne gözle görüyoruz?
İkinci Bahar dizisi üzerinde duran bir televizyon programında bir başka akademisyen, Hülya Uğur Tanrıöver, bu çok başarılı ve yüksek reytingli diziyi bilimsel eleştirinin süzgecinden geçirmek isteyince, diziler dünyasının orada bulunan profesyonelleri sözü Hülya Hanım'ın ağzına tıkamışlardı.
Bilim dünyamızda benzer çalışmalar yok mu? Bunu bilmek istiyorum.