Teröre karşı yeni bir tavır

Terör gene hareketlendi, diyoruz. Evveli gün Ankara'da, taşıyıcısı teröristle birlikte patlayan bomba, Anafartalar Çarşısı'nın altını üstüne getirdi. Katil dahil, altı kişi öldü; yaralı sayısı 121'di.

Terör gene hareketlendi, diyoruz. Evveli gün Ankara'da, taşıyıcısı teröristle birlikte patlayan bomba, Anafartalar Çarşısı'nın altını üstüne getirdi. Katil dahil, altı kişi öldü; yaralı sayısı 121'di.
Dün Şırnak'ta teröristlerce önceden döşenmiş mayınların uzak kumandayla patlatılması sonucunda 6 şehit verdik, 10 yaralı da tedavi altında.
Ankara'da ve genel olarak bütün Türkiye'de terör örgütünün yeniden harekete geçeceğine dair ihbarlar alındığını, biz, bu facialardan sonra öğrendik.
Duyulan büyük acıya rağmen ilk tepkimiz, bu «beklenen» badireyi de göğüsleyecek güçte ve kararlıyız, demek oldu. Anafartalar Çarşısı'nın ertesi sabah bayraklarla donandığını gördük.
Elbette çok üzüldük, ama hiçbir panik belirtisi göstermedik.
Devlet ve Ordu ileri gelenleri vaka mahalline koştular. «Kumanda mevkii hadise mahallinin daima uzağında bulunmak gerekir» diyen fetvacılar zuhur etti.
Kulak asmayın!
Canımızın çok yanmış olması, alçaklıklara pabuç bırakmayacak direniş kararlığımızı zerre kadar sarsmayacaktır. Karşılık verme telaşına da kapılmayalım!
Ama bütün dünyanın kulağına girecek şiddetle ses vermekten de geri durmamalıyız. Milletçe duyduğumuz öfke ve isyanı, dost (diyelim ki düşman olmayan) toplumlara, kamuoylarına gerektiğince aktarabilmeliyiz.
Yöntem artık meçhulümüz değil. Merkezden tehlikeli mesafelere doğru uzaklaşma eğilimindeki siyasetçilerimizi, ne yaparak ve nasıl uyardıysak, Amerika'sını, Avrupa'sını da benzer toplu tepkilerle gaflet uykularından uyandırmalıyız. Desinler ki:
– Bundan böyle Türkiye'yi, sorumlu devlet adamları aracılığıyla zaptedemeyiz. Türk halkı galeyan arifesinde kararlı. Siyasetçi ve asker üzerinde bizim sözümüzün, mitinglerde haykıran milyonlardan daha etkili olmasını umacak kadar budala olmayalım.
O Amerikalı ile Avrupalının aklı başına gelince, teröristlerin de yelkenleri suya inecektir.
Meydanlarda taşkınlık tavsiyesi değil bu dediğim; Ağır git ki yol alasın!, temennisidir.
Ben, sağlıklı demokrasiyi böyle anlıyorum. Halkın dileklerini siyasete, kararlı bir ağırbaşlılıkla kabul ettirmesi. Bir taşkınlık belirtisiyle karşılaşıldığında, tehlikenin, kolluk kuvvetlerince değil, o durumda bir adım öne çıkacak, gerçekten büyük devlet adamları marifetiyle önlenmesi.
Biz, böyle bir sürece girdik hayali kurma ihtiyacım var.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Aydın Kazancı)

  • Yanlış yerde ve anlamda kullanılan kelimeler yarışmasında «oldukça»nın hayli önemli bir yeri var sanırım. Beni de çok rahatsız eden bu yanlışa Dil Yâresi'nde daha önce değindiğini biliyorum. Ama mesela Milliyet'te o kadar tekrarlanıyor ki, sana haber verme ihtiyacını duydum. Son iki örnek:
    – Ombudsman köşesinde «Atatürk Fotoğrafları Albümü» başlıklı yazı. Gazetenin Satış Müdürü Tiraje Erginer Hanım, bir okur şikâyetine verdiği cevapta, «Atatürk'ün hiçbir yerde bulunmayan fotoğrafları projesi bizi oldukça heyecanlandırdı.» diyor (Milliyet, 21 mayıs, s.20).
    Oldukça (yani «bir hayli, şöyle yetecek kadar») heyecanlanmışlar. Bu kadarı, o albümü bütün okurlarına dağıtma kararı almalarına yetmiş, demek ki! Bu ifade bana «çok tuhaf» geldi. Atatürk'ün daha önce görmediğimiz, bu demektir ki bir elemeden geçmemiş fotoğraflarını ilk defa görünce ilgilenir ve sahiden heyecanlanırız, oldukça değil.
    – Bir diğer örnek 24 mayıs tarihli Milliyet'ten. Adana muhabiri Erdal Kılınç bildiriyor. Orada, el çantasında 11 kilo 300 gram patlayıcı madde taşıyan bir kadın terörist yakalanmış. DHA muhabiri, «Parmaklarında beyaz oje ve röfleli saçıyla oldukça bakımlı görünüyordu» diyor. «Eh işte bakımlı sayılır» anlamına gelecek bir kelimeyle «pek bakımlı, çok bakımlı» dediğini sanıyor.
    Sen ara dersen Milliyet'te her gün iki üç «oldukça» bulup, sana bildirebilirim.
    – Dil konusunda da en zor iş, yanlışlarla baş edebilmektir Aydın. Uyarına teşekkür ederim. (Senli benli konuşmamızı yadırgamayın. Aydın Kazancı neredeyse bir asırlık arkadaşımdır.)
    Yolcu var bizim aramızda da
    Dün Milliyet bütün bir sayfa ayırmıştı, basın-yayın dünyasından siyasete geçecek arkadaşlarımıza. Siyaset benim, hiç mi hiç gönül gezdirmediğim bir faaliyet alanı.
    – Teklif aldın da geri mi çevirdin, sualine cevap verebilirim.
    Evet, teklif aldım. 27 Mayıs ertesi, 1961 Anayasası'nı hazırlamak üzere Kurucu Meclis seçimi yapılacaktı. Yeni Sabah'tayız. Fizyolog, eski CHP milletvekili, Türkiye'nin ilk Çalışma Bakanı Sadi Irmak, gazetenin tıp yazarlarındandı. İyi dostuz. O sordu:
    – Hakkı Bey, net olarak cevap ver, nereden seçilmek istiyorsun?
    – Nereye?
    – Kurucu Meclis'e, dedi.
    Aklımdan bile geçirmediğimi söyledim. O ısrar etti: Söyle, gazeteci olarak mı, Konya temsilcisi olarak mı, Halk Partisi'nden mi girmeyi tercih edersin?
    O gün boşuna nefes tükettik. Sadi Hoca zamanla unuttu. Ama başka bir şey oldu. Hoca, kendi giremedi 1961 meclisine. Arkadaşlarla aramızda güldük doğrusu, ama o konuyu ben Sadi Hoca'ya bir daha açamadım.
    *
    Farklı görüşlerde de olsak, bilgisine ve kişiliğine saygı duyduğum köşekadıları var yolcular arasında. Ve Doğan Grubu'nun bir ilke kararı: Milletvekilliğini, hatta partide bir yöneticilik görevini seçen arkadaşlarımızın, gazeteciliğe de veda etmeleri gerekir.
    Üzülerek «yolculuğa çıkacaklar» dememin sebebi bu.