Terörün amacını anladınız mı?

Siz benim yazdıklarımı okurken, ben sizi merak ediyorum. Daha doğrusu Radikal'den gayri gazete veya gazeteleri de görüp görmediğinizi.

Siz benim yazdıklarımı okurken, ben sizi merak ediyorum. Daha doğrusu Radikal'den gayri gazete veya gazeteleri de görüp görmediğinizi.
Önce çok farklı konumlarda bulunduğumuzu hatırlatmalıyım. Ben, işim icabı her gün 20 küsur gazeteyi, karşılaştırmalı olarak gözden geçiriyorum. Sizin aranızda da şu veya bu sebeple her gün iki veya üç gazeteyi görenler vardır. Olabilir. Ama üçten çoğunu sanmıyorum. Ve herhlade günde bir gazeteyle yetinenler, okurların büyük çoğunluğudur.
Yazık ki hepsini göremiyoruz, diye sakın üzülmeyin. İnanın az gazete, hele ailece kafa denginiz olan tek gazete en iyisidir. Fazlası, aynı anda çok kafadan ses çıktığı için, kimin ne dediği hiç anlaşılmayan toplantılar gibi, insanı sadece yoruyor. Bunca gürültüye karşılık, neden söz edildiğini bile anlayamadığınız oluyor.
Ankara Anafartalar'daki bomba faciasıyla meşgulüz. Çeşitli yorumlar var. Polis, kendini de yok eden tedhişçinin kimliğini öğrendi. Parmağından gayrı, bir dama savrulan kafası da bulundu. Eski bir terörist olduğu anlaşıldı.
Daha sonda şu sual geldi akla:
– O tamam da, arkasında kimler var bu sefilin? Neden seçim öncesi harekete geçtiler?
Tek (veya iki üç) gazete görenler! Siz şimdi bana, çeşitli gazetelerden seslenenlerin şu söylediklerine bakın:
– Hedefleri turizm ve enerji (Radikal).
– Patlayan bombada kullanılan RDX bir nükleer silah başlığıdır (Hürriyet).
– Derin komploculara göre bu PKK'nın işi değil. Amaç kamuoyunu yönlendirmek. Gazetelerimiz de maşallah, terör örgütünün yayın organlarına döndü. Bölücü terör bağımsız devlet hayalinden vazgeçeli çok oldu (Sabah).
– İşin arkasında Öcalan var. İstediği, ABD ile İsrail'in desteklediği Kürt ve Türk millî devletlerini çatıştırmak (Milliyet).
– Bu caniler Barzani yönetiminin emrinde. ABD de onları alçakça seyrediyor. Belki de asıl istedikleri, seçimi ve seçim sonuçlarını etkilemek (Vatan).
– Kuzey Irak'ta bir askerî harekâta girişmemizi bekleyenler, bu harekâtın yan etkilerinden faydalanmayı hesaplıyor (Bugün).
Yerim olsa daha sayfalarca devam edebilirim. Ben cümleler aktardım size. Diyelim ki bütün gazetelerde bu konuda çıkan haberleri ve yorumları okudunuz. Ne hale geleceğimizi tahmin edebilecek biri varsa, o da benim.
Bir haberle, iki yorumla edinebildiğiniz fikirle yetinin ve sakın bana gıpta etmeyin!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Fikret Şengör)

  • Taksim Cumhuriyet Caddesi'nde, yolun bir yanından öbürüne gerili şu bez ilanı: «Mülkün teminatı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün 160. kuruluş yıldönümü kutlu olsun!». Tuhafına gitmiş.
    – Yargı, «Adalet mülkün temelidir» der. Mülk kelimesinin bir anlamı da «Bir devletin hâkimiyeti altındaki toprakların tümü, ülke bütünü» demektir. Adaletin bir ülkenin temelini oluşturduğu inancını ifade eder.
    Böyle olması, ev, arazi anlamındaki mülkün Tapu Kadastro idaresince güvence altına alındığı gerçeğini inkâr etmeyi de gerektirmez.
    (Tapucu oğlu olarak bunu da söylemeliyim.)
    İki de lider lazım bize
    Onur Kumbaracıbaşı dün, Türkiye'mizdeki «lidersiz siyaset»ten şikâyet ediyordu (Vatan).
    Yakından tanıyorum diyebileceğim tek genel başkan yok benim açımdan. Oysa aynı bendeniz, İsmet Paşa'yı, Bayar'ı, Menderes'i tanırdım. Demirel tanıdıklarımın sonuncusu galiba.
    Son dönemde Mesut Yılmaz ile Tayyip Erdoğan'ın nobran mizaçlı olduklarını söyledim durdum. Yakından tanıdığımdan değil, göz kararıyla. Arada, Ecevit'in ne mene bir siyasetçi olduğuna akıl erdiremediğimi de söyleyeyim. Erbakan, Çiller, Bahçeli yakınlaşma imkânım da olsa, tanıyıp akıl erdirebileceğim kişilikler değil.
    Doğruyu açıkça söylemek gerekirse, Kumbaracıbaşı'nın şikâyetine katılıyorum.
    Aralarında büyük mesafeler bulunmayan, merkez havuzundan da fazla uzaklaşmayan siyasî partilere ihtiyacımız var. Bürokrasi, partiler, özel sektör ve üniversite çıkışlı, devlet adamı hamurundan yoğrulmuş siyasetçiler de lazım. Ne var ki, başarılı ülke yönetiminin olmazsa olmazlarının en başında gene de liderler geliyor. Sayıca diğerleri kadar değil elbette, ama ikiden azı da bizi kurtarmaz gibi gelir bana.
    Büyük eksiğimizdir, giderek ağırlığını daha çok hissettiğimiz.
    TELAYNAK
    Haftada iki film
  • Biz evde dört kişiyiz. Biri çalışandır, odasında televizyonunu seyreder. Biri çok genç, akşam saatlerimiz bile birbirine denk düşmez. Geriye kalır iki yaşlı kişi.
    Akşamlardan söz ediyorum. Gündüzleri ben gazetedeyim. Her hafta en az iki gece sinemaya gidiyoruz, desem inanır mısınız?
    Salı akşamları Kanal D'de, önce Arka Sokaklar'ı, sonra Binbir Gece'yi seyrediyoruz. Evet üst üste iki dizi. Çarşamba akşamı ben Avrupa Yakası'na bakıyorum (atv), perşembe akşamı Gülseren Hanım Doktorlar'ı (Show Tv) seyrediyor. Cuma akşamı buluşup gene birlikte önce Yabancı Damat'ı (Kanal D), sonra Hatırla Sevgili'yi (atv). Hesap ettik, haftada üç dizi, gidip gelmesi de dahil iki sinema filmi eder.
    Deyin bakalım, bizim yaşımızda az mı, çok mu?
    Az değil, çünkü yan yana oturup ekranlarda başka programları da seyrediyoruz. Şimdi çeşitli yarışmalar var, kavgalar seyredip heyecan ihtiyacımızı gideriyoruz.