Tevekkeli Arınç'sız olunmaz!

Radikal'in 4 kadısı aynı konuyu işlemişti dünkü yazılarında: Murat Yetkin, Akif Beki, Hasan Celâl Güzel ve Hakkı Devrim. Konu neydi? Benim arşiv başlığımla söylersek «Arınç'ın Erketeleri.» Haber gündemimize «Bülent Arınç'a suikast mı yapacaklardı?» sualiyle, hatta çığlığıyla -yüreklerimizi hoplatarak- girdi, unutmayalım ki... Ürktük elbette!

Radikal’in 4 kadısı aynı konuyu işlemişti dünkü yazılarında: Murat Yetkin, Akif Beki, Hasan Celâl Güzel ve Hakkı Devrim. Konu neydi? Benim arşiv başlığımla söylersek «Arınç’ın Erketeleri.» Haber gündemimize «Bülent Arınç’a suikast mı yapacaklardı?» sualiyle, hatta çığlığıyla -yüreklerimizi hoplatarak- girdi, unutmayalım ki... Ürktük elbette!
Şeamet tellallarına döndük. Bir sarsıntı hissedersek «Deprem mi?» diye telaşlanıyoruz. Tabanca sesine benzer bir gürültü işitirsek, «Magandalar gene bir can yaktı!» diye telaşlanıyoruz. Genelkurmay Başkanlığı binasının ışıkları vaktinde sönmezse «Çocuklar gene darbe mi hazırlıyorlar, nedir bu?» suali geliyor akla. Bir otomobil önemli şahsiyetlerden birinin evine yakın durmuş da, içinde iki adam konuşuyorsa «Niyetleri bozuk galiba!... Suikastçiler midir, nedir?» endişesi.
– Kötü haber bekler duruma gelmişsiniz. Nedir sizin bu haliniz, demeye kimin hakkı olabilir?
Sorsam size. Desem ki:
–Milletçe iç açacak bir haberi en son ne zaman aldınız, diye; ne cevap verebileceğinizi hiç düşündünüz mü?
Radikal’de 4 kişiydik, dedim. Hürriyet’te 2, Sabah’ta 2, Milliyet’te 7, Vatan’da 5 yazı daha okudum, aynı konuda. Sonuna kadar baktım böyle gidiyor.
Genelkurmay Başkanlığı dile gelip de bu konudan söz etmeye başlayınca, endişelerin yerini bir başka alışkanlığımız aldı: Silahlarımızı nişan almadan ateşlemeye, bir başka deyişle aramızda tartışmaya başladık.
Dönem filmleri yakın tarihimizle ilgilenmeye başladı. Bunlardan birinde Bülent Arınç’ı bulundurabilseler, öyle görünüyor ki müthiş gişe hasılatı yapacak. Farkında mısınız, siyasetçilerimiz arasında en çok ilgiye mazhar olan da Bülent Bey’dir. Günün siyaset dünyasında, kendinden vazgeçilmezlerin başında o geliyor. Tevekkeli, Başbakan Erdoğan da zaman zaman gözden çıkarmaya niyetlense de ondan bir türlü vazgeçemiyor!..  

Benim kaplıcalarım
Daha önceleri desem yanlış olacak; 1950’li, 60’lı yıllarda, Fısıltı Gazetesi başlığı altında yazarken de kız öğrencilerden mektuplar alır ve dost meclislerinde «Kızlarımın sayısı giderek artıyor» diye çalım satardım. Zeynep Kızım güler geçerdi. Torun Kızım Elif öyle değil, öfkeleniyor; «Ben seni kimselerle paylaşamam!» diye diye beni şımartacak.
Okan’ın programlarına katılmamın, benim için önemli bir anlamı da gençler. Haftada bir gece, 400 ila 700 arası üniversite öğrencisinden oluşan gençlik topluluklarıyla ve saatlerce bir arada oluyorum. Yaşıtlarım, cevabını zaten bildiklerinden emin oldukları sualler sorarlar bu konuda da bana. Son yıllarda bunlardan biri de şu oldu:
– Gençlerin heyecanlı, gürültülü ortamında sabahlara kadar yorulmuyor, perişan olmuyor musun? Uykusuzlukla başın dertte değil mi Allahaşkına?
Cevapsız bırakmam onları. Yaşıtlarımın kaplıca merakı ve ihtiyacı gibi, ben de torunum yaşında gençlerle birkaç saati bir arada geçirmekten, zihnen ve bedenen hazzettiğimi anlatmakta biraz zorlanıyorum.
Eskiden olduğu gibi değil ki dünyamız. Benim yaşıtlarım arasında da hiç ılıca, kaynarca, kaplıca, hatta çarşı hamamı görmemiş o kadar çok insan var ki...
– Bursa’ya hiç mi gitmediniz? Çelik Palas Oteli’ne, Armutlu, Kükürtlü kaplıcalarına, Çekirge’dekilere hiç uğramadınız mı? Ben küçük yaşlarda, koltuklarıma kabaklar takar, saatler geçirirdim o sıcacık, tertemiz havuzlarda. Bunları bilseniz, gençlerle bir aradalık bana kaplıca tedavisi gibi iyi geliyor, diye cevap verebilirdim; siz duş ile benyuvar dışında hamam kurnasının, göbektaşının bile ne olduğunu bilmeyenlere, diyorum.
*
Yeni iletişim teknolojisi de gençlerle buluşmamıza yardımcı oluyor. Bugünkü postamda Bandırma’dan Aylin Ozar Kızım, Dutliman Köyü’nün orda Abdullah Unakıtan’ın (maliye bakanlarından Kemal Unakıtan’ın oğludur, hatırladınız değil mi!) AB Gıda şirketince termik santral kurma hazırlıklarının devam ettiğini bildiriyor. Olacak şey değil, birlikte kovalarız!
Şeyma Sulu, Kabataş Lisesi’nden arkadaşımdır. (Benden 56 yıl sonra mezun oldu.) Bugün saat 13.00’te Baro’da yemin edip avukatlık ruhsatını alacak. (Hukuk Fakültesi’nden de arkadaşım yani.) Ben de davetli olduğum halde gidemiyorum, çünkü günlerden cuma... Öğle yemeği de yiyemeyecek kadar sıkıştığım gün. Yanaklarından öperek onu kutlarım. (İşe başlayınca, yazıhane adresini bildirmeyi de unutma, Lütfen!)

Dil Yâresi
* Sözlüklere, imla kılavuzlarına baktım bugün. Benyuvar diye mi yazıyoruz, Fransızca «baignoir» kelimesini. İnanır mısınız, hiçbirinde bulamadım.
Kelime baigner («yıkamak»)’den geliyor. Baignoir da «yıkanılan yer» demek. Fransızca-Türkçe Sözlük’teki Türkçe karşılığı «Banyo teknesi», ki böyle diyene ben hiç rastlamadım. Bilen varsa rica ederim!

Cüneyt Gökçer
* Cüneyt Gökçer’le, üzülerek söylüyorum «Dostumdur!» diyebilecek kadar yakın olamadım. Ben radyoda, Radyo Tiyatrosu programında Ekrem Reşit Rey’in çömezi olarak çalışırken tanıdım onu da. Yıldız ile Müşfik Kenter, Muhsin Bey (Ertuğrul) Ankara’dan ayrılınca, onun isteğine uyarak geldiler İstanbul’a. Cüneyt Devlet Tiyatroları’nın başındaydı.
Son konuşmamıza, CNN Türk’teki Hakkı’yla Sohbet programı vesile oldu. «İstanbul’a gelemem, sağlığım elvermiyor» dedi.
Dün gece CNN Türk’te Yıldız Kenter ondan bahsediyordu: «Sahnede onun sayesinde ayakta durmayı öğrendim. Ona daima minnet borçlu olacağım. Bütün öğrencileri ona hayrandık. Biz kızlar hepimiz âşık... Benim aşkım hâlâ devam ediyor.»
Cumhuriyet Türk Tiyatrosunun iki büyüğüdür’ler. Yeri cennettir.