Ticaretten gelmenin faydası

Körfez Savaşı'yla başladık, dünyayı yakından ilgilendiren hadiseleri (ilk defa gerçek bir savaşı da) televizyon sayesinde ve canlı yayında dakikası dakikasına seyretmeye...

Körfez Savaşı'yla başladık, dünyayı yakından ilgilendiren hadiseleri (ilk defa gerçek bir savaşı da) televizyon sayesinde ve canlı yayında dakikası dakikasına seyretmeye...
Hadisenin içinde olma duygusunu bir sonra Marmara depreminde yaşadık. Onu, Irak'a ikinci Amerikan saldırısı takip etti.
Son hadise de Brüksel'e Türk çıkarması oldu, diyebiliriz.
Dokuz olimpiyatı böyle seyrettik biz, 1972'den beri. Savaşların, depremlerin, şimdi öğrendik ki diplomatik tartışmaların anbean takibi canlı spor yayınlarından çok daha heyecan verici oluyor.
Mehmet Ali Birand'ın Brüksel'deki halinden işkillenmiştim. Gülseren Hanım seninki vehim, Birand besbelli soğuk almış, baksana yüzü bembeyaz, diyordu.
Ve dün heyecan doruktaydı. CNN Türk'te seyrek rastladıklarımızdan iki kişinin söylediklerini anlar gibi oldum: Meral Gezgin Eriş ile Bahadır Kaleağası. Profesyoneller ölçülü konuşacağım derken yeknesaklaşıyor.
Dünkü görüşmeler «Tayyip Bey masadan kalktı. Rapor düzeltildi. Tayyip Bey yeniden oturdu» diye özetlenebilir.
2002'de, daha Başbakan olmamışken, ABD ve Avrupa gezisi dönüşünde Tayyip Erdoğan:
– Ben ticaretten gelmeyim. Sıkı pazarlık etmeyi iyi bilirim, demişti.
Dün, masadan kalkıp oturduğunu işitince, Erdoğan'ın vaktiyle dediğini hatırladım.
Dil Yâresi

  • Hürriyet'te on dört kişiye kadar yolcu alabilen dört asansör kabini çalışır. Zemin katında kabine girerken herkes, 1'den 13'e kadar çıkacağı katın düğmesine basar. Kabin daha önce, bir alttaki lokanta katına çağrılmışsa, önce oraya inilir ve çıkılacak kat düğmelerine yeniden basmak gerekir. Çünkü daha önce verilmiş talimat silinmiştir.
    Hıncahınç kabinde kımıldayamadığımız için, düğmeye en yakın arkadaşa çıkacağımız katı söyleyerek ricada bulunuruz.
    Geçen gün hanım kızlardan biri ricasını şu üç kelimeyle bildirerek nefesimi kesti benim:
    – Sekizi alabilir miyim!
    Sekizinci katın düğmesine basar mısınız, demek istiyor.
    – Sekize basar mısınız?
    – Sekizi rica ederim!
    – Sekizi de lütfen... diyebilirdi.
    Almaktan maksadı nedir? Düğmelerin yakınındaki arkadaştan, üzerinde 8 yazılı düğmeyi koparıp kendisine vermesini mi istiyor?
    Öyle bile olsa:
    – Sekizi de bana verir misiniz, demesi gerekmez mi?
    Bu tercüme deyişler züppeliği, yüzyıldan çok bir zamandır Türkçe'nin başına bela oldu. Tanzimat monşerleri Fransızca'dan yola çıktılar. Bugünkülerin kaynağı İngilizce.
    Banyo aldılar, duş aldılar (Yapmak yerine). Bir fincan kahve veya hafif bir kahvaltı aldılar (İçmek, etmek yerine). Tren aldılar, uçak aldılar (Binmek yerine). Ziyaretçi aldılar (Kabul etmek yerine). Yolundan, işinden aldılar (Alıkoymak yerine). Derecesini aldılar (Ölçmek yerine). Üç lüfer alabildiler (Tutmak yerine)...
    Sıra asansördeki düğmeleri almaya kadar gelmiş demek ki...
    Semra Hanım'lı AB şenliği
    Dünkü hengâmede iki yazı dikkatimi çekti. Cengiz Semerciğlu'nun yazısı az şekerliydi: «Bugün 17 Aralık... AB'nin Türkiye kararı merakla bekleniyor. Diğer yandan da Gelinim Olur Musun? evinde büyük final var. Semra Hanım'a veda edeceğiz» (Hürriyet-Kelebek). Zeki Coşkun'unki daha renkli bir yazıydı: «Çifte bayram bugün. 17 Aralık, siyaset tarihimize AB Bayramı olarak geçecek gibi. Kültür tarihimizdeyse, Semra Hanım'dan kurtuluş bayramı ilan edilmeli bence» (Radikal).
    Avrupa Birliği ve Semra Hanım! Ne anlamlı ikili, değil mi?
    Semercioğlu'nun şu değerlendirmesine katılamadım: Semra Hanım için, «Televizyonun son dönemde yarattığı en önemli karakter olan, unutulmaz kaynana, ekranın nev-i şahsına münhasır ismi...» diyor. Tarifini «Eşsiz kahraman Semra!» diye bağlamayışına şükretmeliyiz. Bu arada, bakalım televizyon seyircisi daha çok neyi merak ve seyredecek; AB haberlerini mi, Semra Hanım'ın programdan ayrılışını mı, diye soruyor, ki bu merakına ben de katılıyorum. Cevabını da vermiş:
    – AB kararı daha çok izlenirse sürpriz olacak, diyor.
    Zeki Coşkun, ikilemenin Semra Hanım kanadı üzerinde durmayı tercih etmiş. Önce bu komik kadının bir tarifini veriyor. Güzeldi, ama dün okumuşsunuzdur tekrar etmeyeyim. Oğlunun adını Ata-Türk'e denk getirişini anlatışı da pek eğlenceli.
    (Ben de seyrettim bir süre ve bir keresinde bu programı. Kadın, futbol sohbetlerinin yıldızı Erman Toroğlu'nun dişi nüshası gibi bir şey. Sahiden anlamsız, üstelik sıkıcı ve yorucu. Ama bu vak'aya dair aydınlatıcı açıklamaları, yorumları dikkatle, ilgiyle okuyorum. Sevemeseniz de değerlendirilmesi faydalı bir malzeme. Benzerleri var ve bu gidişle çoğalacaktır.)
    Zeki Coşkun hafızamızı tazeliyor. Utanç belgeselleri, diyor. Horoz dövüşü humması, diyor. İnteraktif pazarlamacılık ve çöpçatanlık, diyor. Koyun pazarından kurbanlık seçer gibi gelin, kaynana, koca filan seçme, diyor...
    Saklambaç gibi; uyumadan, oturmadan otomobile el değdirmek gibi (Dokun Bana); bayılana kadar dans etmek gibi (Uçur Beni); sunuculara yaltaklanmayı gerektiren sözüm ona yarışmalar gibi (Turnike, Çarkıfelek)...
    İnanır mısınız, Dokun Bana hariç, ben de bu programların hepsini hatırladım. Yalnız reytinglerinden değil, yayınların bu seviyesizliğinden de söz edilmesi, umarım arkası gelecek hayırlı bir başlangıçtır.