Tımarhane bahçesinde miyiz?

Yağmur ve sel felaketi yeni bir utanç ve üzüntü konusu oldu hepimiz için. Yıldırım Türker dün rezaleti anlattıktan sonra, soruyordu: «Siz bu fay hattının, bu dere yatağının, bu mayın tarlasının sonsuza dek...

Yağmur ve sel felaketi yeni bir utanç ve üzüntü konusu oldu hepimiz için. Yıldırım Türker dün rezaleti anlattıktan sonra, soruyordu: «Siz bu fay hattının, bu dere yatağının, bu mayın tarlasının sonsuza dek, patlamadan ayak altınızda duracağına inanıyor musunuz?» (Radikal).
Köşekadıları öfke ve üzüntülerini dile getirdiler. Laf kalabalığında uzmanlar, söyleyegeldikleri yanlışların altını bir daha çizdiler mi, pek gözüme ilişmedi.
Felaketleri de gösteriye dönüştürmekte mahir siyasetçiler, yeni bir çamur atma alanına kavuştukları için adeta şen şakraktılar. Değişmez muhatap «birbiri» oluğu için, arada bir konunun değişmesi dövüşme şevklerini artırıyor. Yenilik gerekmez, bir önce bıraktıkları yerden devam ettiler:
– On altı yıldır burayı sen yönetiyorsun. (Baykal sesleniyor, muhatabı Erdoğan.) Senin kadroların yönetiyor. Göz yumanlar «Takdiri ilahi» diyor. Elbette, ama belediye ile hükûmet niye var? Hata, TIR parkı ruhsatı verilmesinde. Senin onayınla olmuş, sen yaptırmışsın!
– Biz 16 yıldır görevdeyiz (Süreyi Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı’yla tarihleyen görevli Kadir Topbaş’tır, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı.), ama kendileri (CHP demek istiyor herhalde) 44 yıl bu görevde bulundular. 44 ve 16 yıldaki tahribatların bir dökümü yapılsın. TIR parklarının dört tanesi  ruhsatlı. Bunlar da CHP’li belediye döneminde Küçükçekmece Belediyesi’nce verildi.
– Parka ruhsatı (Gürsel Tekin konuşuyor, CHP İstanbul İl Başkanı) 16 yıl önce CHP’li belediye verdi, diyorlar. 15 yıl önce orada kuş uçmuyordu. Bu son felakette Silivri’ye bir yetkili gitmedi. Topbaş’ı TIR parkının orada göreniniz var mı? Hepsi havada gezdi. Yüreğiniz yetiyorsa karaya inin, karaya!
– İstanbul’da afet bölgesi ilan edilmelidir, diyor bir lider. (Bu defa konuşan öbürü, yani Erdoğan.) Afet bölgesi tanımının ne olduğundan haberi yok. Belediye Başkanı nerede, diye soruyor; Vali de, Belediye Başkanı da arazide, Başbakan gelmiş bölgede. O da arazide dolaşıyor.
Uzaktan gelen bir ses daha çalınıyor kulağıma. Türkiye Partisi Genel Başkanı dersem belki çıkaramasınız. Eski sıfatıyla söyleyeyim: AKP’nin eski üç büyüğünden biri olan. (şimdi yeri boş galiba.) Abdüllatif Şener.
AKP ileri gelenleri içinde «içi dışı bir» siyasetçi olarak ben onu bilirim. Siyasetçi olamayacak kadar düz ve dürüst biri gibi gelmiştir bana. Nitekim gene az ve öz konuşmuş:
– Belediye Başkanı ve Sayın Başbakan olaya öyle bir yaklaşım gösteriyorlar ki, hayret etmemek elde değil. 1950’den bu yana tüm belediye başkanları Türkiye’deki çarpık kentleşmeden sorumludurlar. Cezasını çekmelidirler. Hak ettikleri ceza idamdır.
Ve akıl veriyor: Anayasamızda idam yoktur. O maddeye bir parantez açılarak «Belediye başkanları hariç» diye yazılabilir.
*
Aklı başında bir yabancıya, «Sence kim olabilir yukarıdaki lafları edenler?» diye sorsak, ne cevap vereceğini tahmin etmek bence hiç de zor değil.

«Bir bütünün çift yarısı»
Şinasi’nin ünlü deyişi var ya: Bizim şeyhin kerâmeti olur menkul kendinden, diye. Oradaki menkul «nakil»den gelir ve anlamlarından biri de «Ağızdan ağıza geçerek gelen» demektir. Şimdi söyleyeceğim de Bülent Arınç’tan menkul bir hadise.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Kürt açılımının tartışıldığı Bakanlar Kurulu toplantısında, Türkler ile Kürtler’i konu alan bir şiir okumuş. Şair Bedirhan Gökçe’nin Başbakan’a o gün gönderdiği bir şiirmiş bu. (Abdullah Karakuş’tan öğreniyoruz. Milliyet, 13 eylül. O da Arınç’tan işitmiş.)
Bir Bütünün Çift Yarısı başlıklı şiir Şemsi Belli’nin kaleminden çıkma. O da çok eski bir gazeteciydi. Çocukluğundan beri şiir yazar. Avukatlık, edebiyat öğretmenliği yaptı. Bildiğim 1929’ludur; yaşıtım yani. Çalışmadığı gazete, yazmadığı dergi yoktur desem abartmış olmam.
Şiir kitapları 20’yi geçti, diye biliyorum. Bir kısmı mensur’dur (Düz yazı). Siyasî taşlamalar da yazdı. Güneydoğu’nun dertlerine değinen Anayasso adlı şiiri dillere destan olmuştur. (Hasan Pulur tanıttı bize o şiiri.) Eserleri yabancı dillere çevrilen şairi 1995’te kaybettik.
Diğer şiiri siz de bilin istedim.
*
Lo gardaşım ne soriysin 
Beni boşuna yoriysin
Kürt de, Türk de
Bir silahın yarısı
Biri namlu
Biri gundah
İnanmazsan aç tarihi
Horasan’dan bu yana
Geçmişe bah!
Aynı kökten su yürümüş göv
deye
Gövdenin üst yanı çatal
Her çatalda
Bir güçlü dal
Dalın üstünde yemişler
Dallar farklı, gövde aynı,
Kök aynı birine Türk, birine
Kürt demişler
Kürt Ziya’ydı Ziya Gökalp
Türkçü1üğün esasını yaratan
Fırat-Dicle birbirine karışmış
Belli değil alan satan
Aynı mezarlıkta yanyana uyur
Anan-baban, deden-atan
Kürt de, Türk de
Bir bütünün yarısı
Birinin anası anam
Ötekinin anası emmim garısı
Kader bizi aynı yünden eğirmiş
Gara, yeşil, gırmızı, mor
Boyamıza sarı girmiş, al girmiş
Ayırmak zor
Tek kilimde bir çift nakış yan
yana
Can vermişiz
Gan vermişiz
Aynı cana
Lo gardaşım, ne soriysin?
Beni boşuna yoriysin...
Şemsi Belli 

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Niyazi Temur)
* Yarar derken tıpkı zarâr derken olduğu gibi ikinci «a»yı uzatanlar var. Zarâr ile kafiyeli sanıldığı için herhalde. «Yarârını hesaba katın» deniyor mesela.
– Yarar’da olduğu gibi zarar’da da uzun telaffuz edilecek «a» sesi yoktur. Yani efendim zarâr demek de yanlıştır, yarâr demek de. Bu iki kelimenin bütün «a»ları kısadır.