Topbaş'tan ikinci taksit rica

Evlerinin penceresinden, İstanbul'da olduğu kadar deniz derya görünen kaç şehir vardır dünyamızda?

Evlerinin penceresinden, İstanbul'da olduğu kadar deniz derya görünen kaç şehir vardır dünyamızda?
Kartal'dan adaların, Harem'den batan güneşin, Ahırkapı'dan öte Marmara'nın, Galata'nın yüksek binalarından Haliç'in, Sarayburnu'nun ve kıpır kıpır İstanbul Limanı'nın seyrine doyum olmaz.
Bu şehirde denizle buluşma başka yere benzemez. Kadıköy-Tuzla kıyıları yürüyüşe son yıllarda açıldı. Boğaz'ın iki yakasında, demek ki 100 kilometreye yakın sahil yolları benim çocukluğumda da vardı. İki kıyıda da boydan boya yürüyebilirdiniz. Ailece de yürürdük biz, arkadaşlarımızla da. Haydi Boğaz'da bir çay içelim, diyebildiğimiz kızlarla da...
Kimi semtlerde denizle sizin aranıza yalılar girse de, iki kıyıdan Boğaz'ı baştan sona, sondan başa yürüyebilirdiniz.
Bu bahse girince frenlerim tutmaz oluyor. Aslında Büyükşehir Belediye Başkanı'mızdan, kısaca söylenebilir bir dileğim (daha) var. Daha, dedim çünkü bundan önce, Arnavutköy Akıntıburnu'ndan Rumelihisarı'na kadar, kıyı boyunca yüksek bir tahtaperde gibi sıralanan teknelerden dert yanmıştım Kadir Topbaş Bey dostuma. Öyle rast geldi belki de, bu kıyıda rıhtıma bağlı duran, seyyar lokantalar dahil bütün tekneler oradan uzaklaştırıldı.
Sahil yolunun yolcuları adına cânı yürekten teşekkür ettim Topbaş'a, hayır dualar ettim. Ama geçen pazar günü gördüm ki, o münasebetsiz teknelerin sığabildiği kadarı, Ortaköy-Kuruçeşme arasındaki kıyı boyu uzanan Cemil Topuzlu Parkı'nın rıhtımına gene aralıksız yanaşmış ve parka gelenleri denizi göremez duruma sokmuştur.
Kadir Bey Dostum, bir hamle daha bekliyoruz sizden.
İnayet buyrun!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Dilara Ağaoğlu Canay)

  • Birçok yerde «... doyumsuz bir gece yaşattılar.», «... doyumsuz bir konserdi» gibi ifadelere rastlıyorum. Bana yanlış geliyor. «Doyumsuz»un anlamı «tatminsiz» değil midir? «Doyumsuz», tadına doyulmayan anlamına gelmez mi? Ne dersiniz?
    – Ben de sizin gibi düşünüyorum. Sözlüklerin bir kısmında doyumsuz diye bir madde başı yok. (TDK Sözlüğü'nün 1974 ve 1982 baskıları, Kemal Demiray' ın sözlüğü, Meydan-Larousse, Türkçe-İngilizce Redhouse). Doyumsuz kelimesini alanların anlam tarifleri şöyle: «Bir türlü tatmin olmayan» (MEB Türkçe Sözlük). / «Doyuma ulaşmamış kimse için kullanılır» (Büyük Larousse. Bu sözlükte Doyumsuzluk da var; anlamı, «Cinsel birleşme sırasında orgazm olmaması» diye tarif edilmiş). / «Bir türlü tatmin olmayan, doymak bilmeyen, muhteris» (Ayverdi Sözlüğü). / «Doyuma ulaşamayan, tatminsiz» (Dictionnaire Larousse). / «Doyuma ulaşmamış olan» (Yaşar Çağbayır-Ötüken).
    TDK Türkçe Sözlük'ün 2005 baskısında Doyumsuz maddesi «1. Bir türlü tatmin olunmayan. 2. Bıkılmayan» diye tarif edilmiş. İlk anlama bir de örnek cümle eklenmiş: «Erhan'ı doyumsuz bir sevgiyle karşıladılar» diye. Etem İzzet Benice'den bir alıntı.
    Ya zenci damada ne dersiniz?
    Benim ona ayıracak daha çok vaktim yok. Ama bu televizyon var ya, sinemayı sevenler için, tek kelimeyle benzeri olmayan bir hazine.
    Geçen hafta sonu, elimde (sizin kumanda aleti dediğiniz) çekirge, rastgele ekran gezintilerinde rastladığımız iki eski filmi, Gülseren Hanım'la seyrettik.
    Biri 38 yıllık bir kovboy filmiydi. Çocukluğumuzun kasabayla barışık kovboylarından biri değil, spagetti western dedikleri türden bir film. Sergio Leone'nindir tahminimiz doğru çıktı. Başrollerde Henry Fonda, Charles Bronson ve Claudia Cardinale. Ve tanıdık fon müzikleri. ( Türkiye'de Batıda Kan Var adıyla gösterilmişti.)
    İkinci film, biz 40'lı yılların sinema seyircileri için bir «geç dönem» eseri sayılacak, hakkında çok tartıştığımız ve bu yüzden hiç unutmadığımız bir Stanley Kramer filmi, Guess Who's Coming to Dinner? (Tam 40 yıllık. Türkçe adı «Akşam Yemekte Kim Var» değildi, neydi hatırlayamadık.)
    Amerika'da bir gazete sahibi (Spencer Tracy), eşi (Katherine Hepburn) ve kızıyla (Katherine Houghton) mutlu bir aile reisi. Evlerinde yaşlıca bir zenci kadın çalışır ve o akşam çok sinirli bir havada yemeğe beklenen bir zenci ailedir: anne (Beah Richards), baba (Roy Gleen) ve damat adayı olan oğulları genç hekim (Sidney Poitier). Evet, patronun güzel kızı yakışıklı zenci hekime tutulmuştur.
    Bir kişi daha var yemekte. Patronun ve ailenin eski dostları olan papaz (Cecil Kellaway). Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemeyen babayı, bu akşam o yatıştıracak ve sağduyulu davranmaya o davet edecektir.
    Anneler ve evin emektarı daha anlayışlı ve sevecen (yani «müşfik») iki baba dışa vurmasalar da mutsuz ve öfkeli, ikisi de! Besbelli ki bu evlilik, iki ailenin de çevrelerine kabul ettirmekte zorlanacakları bir hadisedir.
    İş, o akşam tatlıya bağlanır.
    Film 1967'de iki Oscar kazanmıştı. Senaryo ve kadın oyuncu 'Katherine Hepburn' ödülleri.
    Tartışmalar sırasında ben de, bu evlilikten yana çıkan pek çok kişiye, herhalde onları güç durumda bırakmak kötü niyetiyle, aynı suali sormuştum:
    – Kendinizi bu iki gençten birinin, anasının veya babasının yerine koyun. Bir zenci çocuk kızınızı istese veya oğlunuz zenci bir kızla evleneceğini söylese, siz ne yapardınız?
    Bugün de alacağım cevabı merak ederim. Belki de artık aynı şey değil!