Toroğlu için de bir fırsattır

Banvit Tavukçuluk Genel Müdürü Ömer Görener'den bir davet aldım. Bugün, saat 09.00-12.00 arası Ceylan İntercontinental Oteli'nde bir toplantı yapılacak. Amaç, halkı ve tüketiciyi bilgilendirme ve bilinçlendirme.

Banvit Tavukçuluk Genel Müdürü Ömer Görener'den bir davet aldım. Bugün, saat 09.00-12.00 arası Ceylan İntercontinental Oteli'nde bir toplantı yapılacak. Amaç, halkı ve tüketiciyi bilgilendirme ve bilinçlendirme.
Hormon, antibiyotik, üretimin denetimi, AB'ye kanatlı ürünlerinin ihracı gibi konularda, mesnetsiz laflardan ve yayınlardan büyük zarar görmüş üreticilerin hemen de en önemlisi, bilgiler verecek, sualleri cevaplandıracak.
Kar yağınca gazeteye bile gidemedim. Gazetelerimizden genç arkadaşlar eminim orada olacaklar. Birinci elden bilgi alma fırsatını kaçırmayacaklardır.
Erman Toroğlu'na da tavsiye ederim. Katılsın bu toplantıya! (Umarım, toplantıyı düzenleyenler ona da bir davetiye göndermeyi akıl etmişlerdir. Davetiyesiz de gitse iyi karşılanıp ağırlanacağından eminim.)
Ciddî endişeleri konusunda üreticileri yüz-be-yüz aydınlatsın. Bildiklerinden onları ve dolayısıyla hepimizi faydalandırsın. Bu arada orada söylenenleri de dikkatle dinlesin. Belki henüz öğrenemedikleri vardır, faydalansın. (Her şeyi bilmek ne mümkün!)
Bu arada sıkılma, utanma gibi bir hal hissederse kazara, çekinmesin kalkıp önce üreticilerden, sonra bütün tüketicilerden yani hepimizden özür dilesin.
Efendilik, insanı küçültmez!
İnsandan yana nasibimiz
Mersin'deki mitingde, konuşan Mustafa Sarıgül'ü seyrettim. Akşam gazetecilerin suallerini sabır, güler yüz ve bilgiyle cevaplandıran Kemal Derviş'i dinledim. Onu da seyrettim (Basın Kulübü, 21 kasım, HaberTürk).
Ve dua ettim: Yarabbi, insandan nasibimizi eksiltme, diye.
Küçümen'e mektuplar
İsmail Sivri ve Zihni Küçümen'le bizde buluştuk

  • Zihni, cuma akşamı İsmail Sivri bizde yatıya kaldı. İstanbul'a geleceğini işitince, başta torun takımı, ev ahalisi «Biz de isteriz!» diye tutturdular. Telefonla rica ettim, İzmir'e dönüşünü cumartesi öğle sonuna erteleyince, bir gece yaşadık ki, seni anmadan, sana anlatmadan edemezdim.
    Sana biraz tuhaf, gecikmiş bir sonbahardan sesleniyorum. Pazar gecesi kar yağdı, kışın ilk karı.
    Gece bir tarrakayla sıçrayarak uyandım, ki kar başlamış, bir taraftan da şimşekler çakıyor; ardından nasıl bir gökgürültüsü, barındığımız binaları yıkacak sanabilirsin.
    Şimşek çakmasıyla, önümüzdeki otomobil parkında bir panayır müziğinin başlaması bir oluyor. Çeşitli alarm melodilerinden oluşan ve dakikalarca süren bir acayip konser.
    Bu pazar Arnavutköy'de eski hemşerim balıkçılara sordum:
    - Yahu bu tepemizdeki bulutlar, bizim bildiğimiz bulutlar mı, diye? Eskiden İstanbul semalarında bu yoğunlukta, bu renk ve biçimde bulut olmazdı, diyorum ben, yanılıyor muyum?
    Haklısın dediler, ama onlar da şaşmış gibiydiler. Cevap Serdar'dan geldi:
    - Baba bunlar İstanbul göğünün bulutları değil, bunlar megapol bulutları.
    *
    İsmail, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'ndeki bir toplantı için geldi İstanbul'a. Vasfiye Özkoçak (hâlâ incecik, yaşıtlarından daha dinç ve genç) istiyor ki, yaşlı, tecrübeli gazetecileri gençler dinlesin. Bu sefer iletişim öğrencisi gençler yoktu, biz bizeydik, biz anlattık biz dinledik.
    Kürsüde Ali İhsan Göğüş (ki senin de yazı işleri müdüründü) ile İsmail Sivri vardı. Biri ağırbaşlı ve önemli, diğeri hep olduğu gibi önce, sadece ve ne çok «insan»! Hep bildiğimiz sevilesi yanıyla Zihni, bu adam yaşlanmıyor. Saçları ağardı, elinde bastonu var... Ama o gittikten sonra torunlarin ilk işi:
    - Dede, İsmail Dede sahiden sizin yaşıtınız mı, diye sormak oldu.
    - Bir yerde oturup iki kadeh içelim, diyecek arkadaşı kalmamış Hakkı ile, yakın dostlarından ordular kurulabilecek İsmail, herkes dağıldıktan sonra sabahın üçüne kadar, bir kanepede yan yana, burun buruna oturup konuştuk.
    Yarım yüzyıl boyu, aynı pozda, seni ve beni de ağırlamış olan o vefakâr kanepede Zihni.
    *
    Gülseren arkadaşın, bir dolapta bulduğu kahverengi çizgili kadife pantolonu yıkatmış. Diğerlerinin yanına asınca, senin bize geldiğinde giydiğin pantolon olduğunu fark ettik.
    - Çekip gitmeseydi, o da bu gece bizimle olurdu, dedim İsmail'e.
    Hüzünlenmeye bırakmadık kendimizi, merak etme! O kadar özlemişiz ki seni, birbirimizi de özlediğimiz gibi, hatıralarda kucaklaşarak hasret giderdik.
    *
    Sana, bir bir saymadan edemem cuma günü gördüklerimi:
    Bir neslin gazetecileri.
    İzzet Sedes, Hasan Pulur, Hıfzı Topuz, Nail Güreli, Halit Kıvanç, Necmi Tanyolaç, Ziya Nebioğlu, Etem Çalışkan, Semih Balcıoğlu, Orhan Erinç, Ali Oraloğlu, Metin Ergin, İlhan Banguoğlu, Akgün Tekin, Agâh Güçlü, Ünal Sakman, Fethi Pirinççioğlu, Ziya Sonay, Ayhan Yetkiner, Doğan Katırcıoğlu, Selami Turgut Genç...
    Arkalarda oturuyordum, görüp de hatırlayabildiklerimi saydım. Ne çok tanıdık bir arada değil mi? Ama ne iyi geliyor insana, nesildaşlarıyla bir arada olmak.
    İki sevgili daha vardı. Son yılların komutanları arasında çok beğendiğim Emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve eşi Hanımefendi ile Abdi İpekçi kardeşimin bize yadigârı, kızımız Nükhet İzep.
    Kıymetbilir insanlarla birkaç saat bir arada olduk Zihni. Gene buluşmak üzere...