TSK?daki fark çok önemli

Demokraside devlet öyle bir şirkettir ki, nitelikleri önceden belirlenmiş bütün hissedarları eşit paylara ve eşit oy hakkına sahiptir. «Demokrasi, siyasî sistemlerin en az kötü olanıdır...

Demokraside devlet öyle bir şirkettir ki, nitelikleri önceden belirlenmiş bütün hissedarları eşit paylara ve eşit oy hakkına sahiptir. «Demokrasi, siyasî sistemlerin en az kötü olanıdır» sözü, biraz lafazanlık eseridir; bunu söyleyen de zaten siyaset tarihinin evet çok başarılı, çok ünlü, ama bir o kadar da laf ebesi kişiliklerinden biri.
Demokrasi insanlık tarihinin hayli pahalıya mal olmuş kurumlarından biri, asırlar sürmüş denemeler sonunda varılmış çok önemli bir merhalesidir.
Kendimde herkes adına konuşma yetkisi vehmetmeksizin, benim çevremde bugüne kadar demokrasi dışı bir yönetim sistemini tercih eden ve savunan tek kişi bulunmadı (bugün de yok) diyebiliyorum. Bir an durup düşünün, bu konuda bir suale cevap verme durumunda varsayın kendinizi: demokrasi, insanlık tarihinda erişilmiş en yaygın ve en büyük ittifak («fikir birliği, anlaşma, birlikte hareket etme kararlılığı») değil midir?
– Ülke yönetimi demokrasi dedikleri sistemle olacak iş değil, diyen birileri de var mı?
Kazara olsa da ona «Peki, sence bu işin oluru nedir?» diye sorsanız, size nasıl bir cevap verebilecektir?
Böyle düşünürken cumhurbaşkanının, Meclis başkanının, başbakan ve bakanlarının, siyasî parti başkanlarının, genelkurmay başkanının, yüksek yargı kurullarının başındaki yüce hâkimlerin... demokratik sistem dışı bir yönetim düzeninden yana olmalarını tasavvur edebilir misiniz?
Bu suale «Evet, ederim!» diyecek birini benim aklım kabul etmiyor. Farzımuhal («Olması imkânsız, ama tutalım ki...») olsa da, benim onunla paylaşacak, konuşacak bir şeyim yok demektir.
*
Evet efendim, bugün söze bir («çok») malûmu ilâm ederek başlama ihtiyacı duydum.
Gündeme ağırlığını koyan «vak’a»yı bu açıdan değerlendirmemiz gerekir, kanaatindeyim. İktidarıyla, muhalefetiyle perakendeci siyaset ve kendine güvenme duygusunu yeterince edinememiş yargı cephelerinde hissedilir bir değişiklik yok, denebilir. Bazı barolar ses verme gayretindeyse de ciddî bir ağırlıkları yok. Gazeteler ve köşekadıları her zamanki «curcunaya çıkma» havasından uzak bir kararsızlık içinde.
Bence önemli ve kalıcı olması temenni edilecek fark TSK (asker) cephesinde hissediliyor. Asker son yıllarda, fevkâlade halleri bir çeşit siyasî partiye dönüşerek karşılama alışkanlığı edinmişti, demek sanırım yadırganmaz. Bu defa öyle değil. Farkları biz söylüyoruz, siz de görüyorsunuz zaten. Ben bu hali yeni Genelkurmay Başkanımızın (örnek vererek söylemek gerekirse) İsmail Hakkı Karadayı Paşa, Hilmi Özkök Paşa gibi seleflerinin «Asker siyasetin dışında kalır» çizgisini geliştirerek sürdürmesine bağlıyorum; Askeriye bütününün de benimsediğini umarak.

«Teodora’nın Düşmanları»
Prof. İl Han Özay’dan aldığım e-posta notu: «7 ocak çarşamba günü Radikal’deki yazınızı okur okumaz kendimi kitapçıma attım. Bu isimde bir kitap olmadığını, kitabın adının Teodora’nın Düşmanları olduğunu söylediler. Ne dersiniz?»
Yâ Rabbi, nedir bu! Evin İlyasoğlu’nun o çok beğendiğim romanının Teodora’nın Düşmanları olan adını, sen tut «Teodora’nın Dostları» diye değiştirerek yaz. Melek de görmedi zahir, geldiği gün eve götürdüğüm kitabı.
Okuruma teşekkürler. Evin Hanım’dan özür dilerim. Freud’ un lapsus dediği, bilinç altı muzırlıklarından biri midir bu?
Sahiden yaşamış biri olduğunu sonradan öğrendiğim Teodora ile düşmanlık kavramını yan yana getiremediğim için bilinç altının kurbanı mı oldum desem, kendime iltimas ediyorum anlamına mı gelir, ne dersiniz? 

Alıntı

  • Engin Ardıç. «Batista Küba’yı bir kumar, fuhuş, içki, eğlence ve yolsuzluk merkezi yapmış, bir Amerikan kerhanesi’ne çevirmişti.» (...)

«Batista gitti, yerine başka bir diktatör geldi. Faşist diktanın yerini komünist dikta aldı. Geçen yılbaşı gecesi ellinci yıldönümü kutlandı.» (...)
«Boyaları dökülmüş bakımsız evlerin önüne park edilmiş, çürümeye terk edilmiş arabalar ve yalın ayak başı kabak inci dişli esmer çocuklar... Hüzünlü bir açık hava müzesi gibidir Havana. Bir türlü iki yakası bir araya gelememiş bir halkın canlı müzesi. Metazori öğrendikleri Rusça artık hiçbir işlerine yaramayan insanların, 1 Mayıs geçit töreninde benzin yokluğundan ordusunu bisiklete bindirenlerin ülkesi, koskoca bir fiyasko.
«Türk komünistleri, Küba’nın pediatri yani çocuk doktorluğu alanında büyük ilerleme kaydettiğini söylerler, o da Ernesto Che Guevara’nın asıl mesleğine saygıdan olsa gerek.» (Sabah, 10 ocak)

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Özer Öztürk)

  • İçinden çıkamadığımız bir konu hakkında yardımınızı bekliyoruz: «Hayvanları arabaya bindirdim» mi denmelidir, yoksa «... yükledim» mi? Hayvanlar yapı itibariyle cansız eşyadan mı sayılmalıdır?
    – Ben, bu konuda tereddütüm olursa, anlam tariflerine bakarım. Ayverdi Sözlüğü: BİNDİRMEK l (Bir kimsenin yolculuk yapmak üzere kara, deniz, hava taşıtlarından birine veya bir hayvana) «Binmesini sağlamak.» YÜKLEMEK l (Taşınacak eşyayı) «Taşıma işini yapacak taşıta yerleştirmek.»
    Türkçe Sözlük. BİNDİRMEK l «Bir kimsenin binmesini sağlamak.» YÜKLEMEK l «Bir yere, taşınması için eşya veya araç gereç koymak.»
    Kimse kesinlikle insanlar için kullanılır. Dil mantığında insan dışı canlılar eşya sayılır.