Tuğba Ekinci'yi konuşalım

Evde bir işimiz de, jürili yarışma programlarını seyretmek. Buzda Dans bunlardan biri. Çiftler, kadın veya erkek bizden bir dansçı ile karşı cinsten bir yabancıdan (Yabancılar usta dansçılardan seçilmiş) oluşuyor. Sunucular Behzat Uygur ile Gamze Özçelik.

Evde bir işimiz de, jürili yarışma programlarını seyretmek. Buzda Dans bunlardan biri. Çiftler, kadın veya erkek bizden bir dansçı ile karşı cinsten bir yabancıdan (Yabancılar usta dansçılardan seçilmiş) oluşuyor. Sunucular Behzat Uygur ile Gamze Özçelik.
Bir anlamda ün kazanmış Türkler, usta buz dansçılarıyla eşleşerek bir tür marifet gösterme yarışına giriyorlar. Ciddî bir yarış değil de eğlence yani.
Şebnem Schaffer, Pınar Aylin, Yıldo, Mehmet Aslan, Okan Karacan,Tuğba Ekinci ve Alp Kırşan elendiler. En göz dolduran dansçımız Zeynep Tokuş idi. Vucut yapısı ve beden dili kadar, hali tavrı da onun şampiyon olmasını gerektirirken, pazar akşamı o da bir arıza çıkardı. Amerikalı dans arkadaşı ile aralarında bir ilişki olduğuna dair söylentilerden bezmiş. Bırakıyorum, dedi. Halk oylarıyla gene birinci olunca, devam kararı almış.
Bir başka pürüz oyuncu Bülent Polat (Avrupa Yakası'nın Şesu'su). Çok çalışıyormuş da, düşüp orasını burasını acıtıyormuş da, jüri üyeleri (Buradaki adlarıyla hakemler) ne danstan, ne de halden anlıyorlarmış da... Bir şikâyet, bir serzeniş, ki çekilir şey değil. Bari dansa yatkın bir vücudu ve hareketlerinin bir estetiği olsa!
Asena uslu akıllı bir yarışçı. Onun vücudu dansa çok yatkın elbette. Nitekim başa güreşiyor. Son elenen Alp Kırşan, dansçıdan çok, yakışıklı ve sevimli bir genç adamdı. Tuğba Ekinci'ye daha sonra geleceğim.
Bu yarışmaların jürisi daima işin can alıcı noktasını oluşturuyor. Dansla ilgili olanlar (galiba) var: Cenk Ertaul, Zafer Baykal, Olcayto Ahmet Tuğsuz gibi. Bir Sema (Çelebi) Hanım var, necidir anlayamadığım ve hiç tadına varamadığım. Ve iki tanıdık sima: Alinur Velidedeoğlu (heyetteki bilge diyebilirim) ile gazeteci Ayşe Arman (Anne olalı onun da hali, tavrı değişmiş. Cem Özer'in bir programına siyah gözlükle katıldığını hatırlıyorum.)
*
Sözü aslında Tuğba Ekinci'ye getirmek istiyorum. Buzda Dans'ın laf altında kalmayan yarışmacısı rolünü (belki de misyonunu demeliyim) o üstlenmişti. Yarış boyu aksilik, şımarıklık, ukalalık, sivri dillilik, küstahlık etti durdu; artık Allah ne verdiyse, her tarzı ve imkânı kullandı. Nitekim Hülya Avşar'ın bir kopyası olduğunu söyleyenler çoktu.
Ayşe Arman, kıçını niye salladığını sorarak onu harekete geçirdi demek hata olur. Tuğba, belli ki yarışmaya, bu rolü oynama ve içine karıştığı hengâmede dikkati çekme, mümkünse tanınmış biri olarak çıkma kararıyla katılmıştı.
Bunları söylerken, öncelikle onu kınadığımı sanmayın. Tuğba'ya yarış dışı kaldıktan hemen sonra, bir televizyon programında rastladım. Çok güzel bir genç kadın. Beyinsiz değil. Onu hiç rahat ettirmeyecek bir zekâsı da var. Çok şıktı. Oturup kalkmayı, konuşmayı, kendini dirhem dirhem satmayı da biliyor. Şarkı söyledi, sesi fena değil, bir sahne duruşu, tutuşu da var.
Ama sahnede başarılı olmak, tanınmak isteyen bir genç kadına, saydığım nitelikler yetmiyor. Marifet iltifata tabi, derler. Tersinden alalım, nedir bugün bizde iltifatı davet edecek marifet?
– Mesela katıldığınız yarışmada jüri üyeleriyle ağız dalaşına girmek olabilir mi? Saygısız, terbiyesiz, küstah bir tavır takınarak, o üyeleri ve bütün seyredenleri hayret ve dehşet içinde bırakmak? Ne dersiniz, bu tavır 2007 Türkiye'sinde sizi, bir gecede ülkenin tanınmışları arasına katar mı, katmaz mı?
Bir kere daha kattı, gördünüz. Gördük daha doğrusu. Sebebi marifette aramaya kısa bir ara vererek, biraz da iltifat sahipleriyle (Yani kendimizle, hanımlar beyler!) meşgul olmakta fayda yok mu dersiniz?
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Oktay Orton)

  • Makina'da «vardakosta» kelimesini kullandınız. Dilimize, birçok denizcilik terimi gibi İtalyanca'dan gelmiştir. Aslı «Guarda Costa»dır, yani bugünkü dilde «Sahil güvenlik». Bunlar uzun boylu, yapılı, şık üniformalar içinde yakışıklı (kıyı muhafızı) askerlerdir. Bizde de yapısı itibariyle «heybetli» anlamında söylenir.
    – Teşekkür ederim. Uyarınız üzerine (Makina'da hafızamda kalanı söylemiştim) Türkçe ve İtalyanca Büyük Larousse'lara baktım.
    Kelimenin yazılışı guardacòste. Hem «Sahil muhafaza gemisi», hem «üniformalı mahafaza görevlisi» anlamı var.
    Argo sözlüklerimiz (Hulki Aktunç ve Ferit Devellioğlu), deyimin Türkçe'deki anlamını «İyi giyimli, alımlı çalımlı, iriyarı (kimse, daha çok kadın)» diye tarif ediyor.
    Penguenler ve Napolyon
    Penguenler filminin methini işitmiştim, seyrettim. (İmparatorun Yolculuğu, 18 şubat, Kanal 1) Özetle, methettikleri kadar varmış, diyebilirim.
    Luc Jacquet bu belgeseli çekebilmek için, 13 ay Güney Kutbu'nda kalmış; hiç ayrılmadan.
    Bir mucizeyi seyrediyorsunuz. Tek sıra halinde 200 kilometre yol giden bu paytaklara bakarken, insanlarımızı ve trafik keşmekeşini düşünerek utanmamak mümkün değil.
    İmparator, bir penguen türünün adı. Kral penguenler de var. Yumurtlama, kuluçka ve yavru besleme aşamalarında, akla durgunluk verecek erkek-dişi işbirliği. Analar yiyecek stoklamaya gidince, aylarca aç bilaç yumurta ısıtan erkekler. Buluştuklarında eşlerini seslerinden tanıma yeteneği. Mucizeler, mucizeler.
    Muzırlık bu ya, imparator adı ile penguen'in redingotlu Napolyon'a çok benzeyişi arasında bir ilişki var mı acaba?