Tükenme sırası nihayet suya da geldi. Bu çok ciddî konuyu konuşalım biraz

Okuyoruz, işitiyoruz, görüyoruz, ama aslında söylenene pek de inanmıyoruz, değil mi?</br>Çünkü bize her şeyi korkutarak öğretmek istediler.

Okuyoruz, işitiyoruz, görüyoruz, ama aslında söylenene pek de inanmıyoruz, değil mi?
Çünkü bize her şeyi korkutarak öğretmek istediler. Kısa yoldan doğruları söyleyeceklerine, gözdağı vererek bizi ürkütmeyi en etkili yol bildiler. Hatırlayın bakın, böyle yapın diyeceklerine, hep, sakın şöyle yapmayın, dediler.
Demediler mi?
– Sağlığınızın kıymetini şimdi bilmezseniz yarın pişman olursunuz, ama neye yarar? Son pişmanlık fayda etmez!
– Geçen vakit geri gelmez, zamanınızı boşa harcamayın! Vakit nakittir.
– Varsa pulun herkes kulun, yok mu pulun dardır yolun! Paranın yüzü sıcaktır.
– Eşyanızı eskitmeyin! Nimeti ayağınızla tepmeyin! Başınızı alıp gitmeyin!
Sorarım size, bugünlerde neyle tembih ediyorlar bizi? En sık tekrarlanan uyarı:
– Suyunuzu israf etmeyin, sözü olmuyor mu?
Nedir sebebi?
Cevabı da biliyoruz:
Küresel ısınma denen ve gene insandan kaynaklanan felaketin kapımıza dayanıp her yerde suların çekilmesine yol açması! Toprağın dibi delinmiş gibi göllerin kuruması. Akarsuların yaz gelince suya hasret sel yataklarına dönüşmesi. Bu gidişle dünyamızın tez zamanda suyu çekilmiş değirmene döneceği gerçeği...
Söylenmekten ibaret değil, gazetelerde, dergilerde, ekranlarda her gün, bütün dünyayı tehdit eden bu doğa afetinden manzaralar gösteriliyor. Birbirimize ne diyeceğimizi de bilemeden, şaşkın seyrediyoruz.
*
Bu satırları okuyan hanımlara, beylere seslenmek istiyorum. Sakın omuz silkerek gazeteden başınızı kaldırıp, ilk gördüğünüze yüzünüzde alaycı bir hayret ifadesiyle:
– Ne yapalım istiyor bu adam, diye sormaya kalkmayın!
Kendi aramızda konuşuyoruz. Konu, en vurdum duymazın irkilerek ilgilenmesi gereken, görülmemiş bir tabiî âfet, dehşete düşmeden düşünülemeyecek (Evet, küresel!) bir felaket haberi.
O alaycı ifadeyi katlayıp kaldırın güzel yüzlerinizden ve bana cevap verin lütfen:
– Sel hızıyla, çığ gaddarlığıyla üzerimize üzerimize gelen bu görülmedik, işitilmedik, bilinmedik âfete karşı, bütün dünyada ha bire tekrarlanan önlemlerden birini olsun aldınız mı?
Derleme bilgilerle, haberlerde yer almış sayılarla, felaket senaryolarının bir kere de burada tekrarıyla oyalanmanın bir anlamı ve faydası yok.
Ben sizden şunu öğrenmek istiyorum. Kendime de sorup cevabını aradığım bir sual bu:
– Bizim öğrendiğimiz adıyla maşerî şuur ve vicdan denen bir kavram vardı. «Toplumun bilinci, kendi kendini yargılama gücü» anlamına gelecek bir terimle yeniden adlandırıldı mı, orasını bilemiyorum. Sualim şu: Toplumumuzda bu bilinç ve güç, yaşıtlarımın anlayacağı dilde söylersem maşerî şuur ve vicdan, susuz kalma tehlikesiyle burun buruna geldiğimizi, anladı mı, anlamadı mı? Bana lütfen bunu söyler misiniz?
Hemen ardından pratik («Uygulamalı, kullanışlı» diyelim isterseniz) suallerim olacak gene sizlere. Aramızda konuşmak bile, ola ki bizlerden başlayarak yaygınlaşacak bir toplu dürtü, istek, harekete geçme niyeti uyandırabilir ümidine sığınmak istiyorum.
Çevrenizdekiler ne yapıyor? Ufak tefek de olsa bu yönde bir kıpırdanış başladı mı? Komedi filmlerindeki Şener Şen olsa benim yerimde, bütün sevimliliğiyle seslenerek size sorardı, eminim:
– Arkadaşlar, kardaşlar! Hiçbir kıpraşma olmadı mı oralarda, diye.
*
Şu sırada alabileceğimiz ilk önlem SU TASARRUFU olabilir, deniyor. (Tasarruf'dan maksat burada, «Kullanma, biriktirme» değil de, «İdareli kullanma, israf etmeme, yani boşuna harcamama, gereksiz yere tüketmeme»dir.)
Ben işe, kendimi denetleyerek biraz başladım. Hemen gördüm ki, yok yere su harcıyormuşum. Uzatmadan söyleyeyim:

  • Protezlerimi ve kendi dişlerimi fırçalarken mesela, musluğu açık bırakıyorum.
  • Traş olurken de öyle. Musluğu yarı-açık bırakarak, sıcak su akmaya devam etsin ki, gerektikçe sabunlu fırçamı orada ıslatayım ve traş bıçağımı yıkayabileyim istiyorum; sabun bıçakta toplanıyor ya!
  • Sıcak su doldurup banyo teknesine girenlerden değilim. Akar su (fışkırık) altında yıkanırım. (Ne fena, bakın... Benyuvar'a ve duş'a hâlâ birer karşılık bulmuş değiliz. Yoksa var da, ben mi bilmiyorum?) Şimdi fark ediyorum ki ben, sabunlanırken de kenara çekilip, duşu dakikalarca yok yere akmaya bırakıyormuşum. Kendi kendimden utandım, inanın.
    Ve düşündüm ki, ukalalığın hiçbir çeşidini boynu bükük bırakmayan bendeniz, çocuklarımı, torunlarımı bu konuda uyarmayı aklımdan bile geçirmemişim. Nesil olarak biz, evde basınçlı su açısından da sonradan görmeyiz, malum.
    Hela sifon'larında ne yapılabilir, kestiremedim. Erkekler için evlerde de pisuar (İnşaat sektörünün maşallahı var da, terimden yana nanay, demek ki!) olabilir mi? Yer meselesi. Çok su harcamayan klozetler yapıldı, diyorlar. (Ben bu su israfını fark edemedim demek ki!) Sorup öğreneceğim.
    Unutmayın ki kısa süre önce, Manavgat'ın suyunu İsrail'e nasıl ihrac edebiliriz sualine cevap arıyorduk. Yaklaşan felaketin işte o kadar farkındaymışız.
    Birbirimize yazarak haberleşelim, olur mu!