Türkçe Almanya'da pesperişan

Bunun, basın hayatımızda bir ilk olduğunu söyleyeceğim. Yanıldıysam, Cihannüma okuru iş edinir ve o konuda beni de bilgilendirir.

Bunun, basın hayatımızda bir ilk olduğunu söyleyeceğim. Yanıldıysam, Cihannüma okuru iş edinir ve o konuda beni de bilgilendirir.
Almanya'da basılıp Avrupa'ya dağıtılan Hürriyet-Avrupa, geçen 24 kasım günü bir ek yayımladı, adı Türkçe Eki idi. Bu konuda bir ilktir. Yarı gazete boyunda 24 sayfa. 24 Kasım Öğretmenler Günü'dür. İkinci ekin önümüzdeki 23 Nisan'a yetiştirileceğini de, Hürriyet Yurtdışı Yayınlar Müdürü Bülent Mumay'dan öğrendim.
Dergiden ve Bülent'ten bu konuda birçok şey daha öğrendim doğrusunu isterseniz.
Önce, acıklı da olsa dilimizin Avrupa'daki durumunu özetleyelim. Almanya'da doğan ve orada yaşamakta olan Türk çocuklarının ve gençlerinin, 20 yaşa kadar olanların diyelim, sayısı 800 000 civarında. Avrupa bütününde bu sayı 1 milyonu buluyor. Bu gençlerden yüzde 80'i ana dillerini doğru dürüst bilmiyor, nitekim Türkçe kitap ve gazete okuyamıyormuş. Ve yazamıyor, doğru dürüst de konuşamıyor. Çünkü artık onlara Almanya'da doğru dürüst Türkçe öğretilmiyor.
*
Kim ne düşünür, bilmiyorum. Bence bir faciadır. Kısa cümlelerle bugün size, bu konu hakkında edinebildiğim bilgiyi aktaracağım.
Almanya'da «Türkçe Anadil Eğitim Sistemi» çökmüş. 1960'larda kurulan düzende Türk çocukları genel ders saatleri dışında, isterlerse Türkçe kurslarına da devam edebilirlermiş. Maaşları Ankara'dan ödenmek üzere Türkiye'den gönderilen öğretmenlerin ders verdiği kurslar. Temeldeki düşünce, bu çocukların anavatanlarına dönüşte dil sıkıntısı çekmemeleri. Bugün gelinen noktadaysa, dönere, Türk futbol takımlarından birine ve Tarkan'a bayılan çocuklar, Türkçe ko-nu-şa-mı-yor.
İyi kötü kurulur gibi olan düzen, büsbütün bozulmaya başlamış. Eyaletlerden para desteğini kesenler olmuş. Türkiye'den gönderilen öğretmenler, Türkçe yerine Türkiye'nin «kutsal değerleri» konusunda ders vermeye başlamış. Türkçe derslerinde öğrenci sayısı düşmüş. Öğretmen diye, Almanya'ya sığınan aşırı solcular, hatta dağdan inmiş teröristler girmiş devreye. Durumu fark eden anababalar da çocuklarını göndermez olmuş. Kısa ifadesiyle sistem çökmüş.
Hürriyet'in Almanya merkezi durumu dillendirmeye davranmış. Dediğim gibi, dikkatlice bir basın-yayın takipcisi olan ben de, bu feci durumu Almanya'da basılan Hürriyet'in Türkçe Eki'nden öğrendim.
Almanya'daki Hürriyetçilere göre, Türkçe'yi Avrupa'da da geçerli hâle getirmenin tek yolu, dilimizi Alman eğitim sistemine kabul ettirmekten geçiyor. Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca gibi seçmeli bir ders olarak Türkçe'ye de müfredat içinde bir yer açtırabilmek lazım.
Kolay değil, ama bu yapılabilirse, anababaları da inandırıp harekete geçirebilmek şartıyla, belki gençlerin yüzde 30 kadarı Türkçe'ye kazandırılabilir, deniyor.
Gene de geriye çözümsüz bir mesele kalacaktır: Almanca bilen, yeter sayıda Türkçe öğretmeni bulabilmek.
Ana dilinden, onunla birlikte yurdundan, kültüründen kopmuş 1 milyon genç. Bir düşünün, tekrar ve tekrar konuşmamız gereken meseledir.
Bütçe gecelerini hatırladım
Meslekten arkadaşlara seslenirken size de söylemiş olacağım. Şikâyetçiliği ikinci bir huy haline getirdiğimiz için, ülkemizdeki bazı önemli değişiklikleri, bu arada gelişmeleri de gözden kaçırıyoruz.
Dün Meclis'te bütçe görüşüldü. Saat 18.30'da bir kısa ara verildiğinde, yanılmıyorsam oturum tamamlanmak üzereydi. Ben sunumu yapan Maliye Bakanı'nı, ana Muhalefet Lideri'ni ve eleştirileri cevaplayan Başbakan'ı yarı yarıya dinledim, diyebilirim. Yazı dahil işlerim vardı.
Vaktim olsa Erdoğan'ı da, Baykal'ı da baştan sona dinlemek isterdim. Kürsü üsluplarını çekici buluyorum. Selîkaları da Allah için hayli iyidir.
Asıl diyeceğim, gazeteciler açısından bütçe görüşmelerinin çok değişmiş olduğuydu.
Cihat Baban'ın nikâhlandığı akşama denk gelmiş bütçe tartışmaları, sabahın dördüne kadar sürmüş. Cihat Ağabey bütçenin sona ermesini beklerken, Zekiye Hanım yeni evlerinde yapayalnız, adamdan ümidini keserek hüngür hüngür ağlamış, diye anlatırlardı.
Ben gece sekreteriyken, bütçe akşamları sabah ışıdıktan sonra dönebilirdim eve. Bütçe sabahın üçünde, dördünde biter, ama ben ilk tren saatine (Yeşilköy'deydik) kadar oyalanırdım.
Saat 19.00 civarı görüşmeler sona eriyor. Az değişiklik değil!
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Ayhan Uyanık)

  • Merak ettiğim bir şeyi danışmak istedim. Papaz her gün pilav yemez deyimi, ne anlama gelmektedir? «Aynı hatanın tekrarlanmaması gerektiği»ni mi anlatmaktadır; yoksa «İnsanın karşısına her zaman aynı elverişli imkân çıkmaz» diye bir uyarı mıdır?
    – Ömer Asım Aksoy, «Birkaç kere yaptığını gördüğünüz işi bir kişiye her zaman yaptırmak isterseniz, onu usandırır. Yeter artık! diyecek duruma getirirsiniz» diyor. (Atasözleri Sözlüğü)
    – «İnsan her zaman aynı iyi şartları bulamaz» (Meydan Larousse).
    – «Hoşuna giden şeyi her zaman istiyorsun ama olmaz, her zaman aynı elverişli imkân bulunmaz» (Ayverdi Sözlüğü).
    Üç kaynak da, sizin ikinci anlam tarifinizle anlaşıyor.