Türkân Saylan'ı da kurda kuşa yem edenin çekiver kuyruğunu!

Meselleri, sanki bir kere daha doğrulama amaçlı hadiseler yaşıyoruz bazı günler, birbirinin peşi sıra. Ergenekon soruşturmaları üstümüze dalga dalga geliyor ya! Dün yaşadığımız da on ikinci dalgaymış.

Meselleri, sanki bir kere daha doğrulama amaçlı hadiseler yaşıyoruz bazı günler, birbirinin peşi sıra.
Ergenekon soruşturmaları üstümüze dalga dalga geliyor ya! Dün yaşadığımız da on ikinci dalgaymış. Ben tek tek sayamıyorum, pekâlâ! Darbeler, askerî müdahaleler bilmediğimiz şeyler de değil aslında. Demokratik siyasetten çok askerî darbeler alanında tecrübeli sayılırız.
Askerin bu işlerden elini ayağını çektiğini belli etmesinin hemen ardından, savcılar, «Neee! Şimdi de siviller mi pusuya yattı?» diye harekete geçtiler zahir.
Umalım ki onlar, niçin ve ne yapmak istediklerini bilerek hareket etmektedirler! Yoksa biz gafiller Ergenekon harekâtının ne idüğüne, 22 aydır devam ettiği halde hâlâ akıl erdirebilmiş değiliz.
Bir curcunadır ki süregelen, arada suçluları masum, masumları suçlu belleyebilir, şaşkın ördeğe de dönebilirsiniz.
*
Dün başlayan on ikinci dalgaymış. İlkin:
– Başkent  Üniversitesi Rektörü Prof. Mehmet Haberal’ın Ankara’daki evinde polis arama yapıyor, dediler.
– Uludağ Üniversitesi’nin eski rektörü ve ADD Başkan Vekili Prof. Mustafa Yurtkuran gözaltına alındı, haberi geldi Bursa’dan.
– Samsun’da, 19 Mayıs Üniversitesi’nin eski rektörü Prof. Ferit Bernay’ın da evi aranıyormuş.
– Prof. Haberal uçakla İstanbul’a götürülüyor, Emniyet Müdürlüğü’nde sorgulanacak.
– Org. Ergin Saygun İstanbul’da Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile baş başa konuştu.
Dalga hırçınlaşıyor, değil mi? Profesör Haberal’ın evinin önünde hekimler ve onu sevenler, arama yapılanlardan Kanal D Ankara Bürosu’nun önünde oradaki arkadaşlarımız, sloganlar atarak protestoya başladılar. Ekranda da görüyoruz onları.
Derken efendim, İstanbul’da, Arnavutköy-Beyaz Gül Caddesi’nde oturan ÇYDD Başkanı Prof. Türkân Saylan’ın evinde de polis var, kapıyı tutmuşlar içeride arama yapıyorlar, haberi ve görüntüleri de yansıdı ekranlara.
Hı, arada Prof. Süheyl Batum’un, Prof. Erol Manisalı’nın dün yapılanları hiç tereddütsüz ayıplayan yorumlarını dinledik. Çok sesli koro olsun için Zaman gazetesinden Hüseyin Gülerce’ye de sordular. O da ayıpladı, ama uygulamayı değil, Manisalı ile Batum’u.
Derken efendim, Türkân Hanım Dostum (Rahatsız aslında, hastaneden evine bir günlüğüne gelmiş) evinin penceresinde görünerek, toplanan «halka hitap etti». Bir güzellik, bir sevimlilik ki, -Yâ Rabbi!; «ilahî» demek gelir insanın içinden.
– İhtilalci Türkân Bacı!.. Öyle mi? Güldürmeyin kargaları kendinize!
Eceli gelen köpek cami avlusuna siyer! diye bir mesel vardır, ki sevmem. Onu değil de size, anlamını hatırlatmak istedim: «Herkesin üzerine titrediği, kutsal saydığı şeyi kötüleyen, bozan kişi, bulunduğu o yerde artık barınamaz» demeye gelir.
Türkân Hatun’u da kurda kuşa yem etmeye kalkanın, çekiver kuyruğunu gitsin be abi!

Canlı meseller günü, dedik ya!
Dereden Tepeden
Buyrun size «Eski hayratı da berbat edecek» bir gelişme. Gulu Gulu Erbakan Hazretleri bavul dolusu ilacını da yanına alarak, bir uçağa atlamış ve İran’a uçuvermiş. Ahmedinecad’ın, demiş; Hamaney’in, demiş; Rafsancani’ nin, demiş; Ayetullah Kharazi’nin davetlisiyim, demiş... Der, başladı mı tutamaz kendini.
Tarhan Erdem dün «Hocanın hayatı <Hamaney’in daveti üzerine...> benzeri ufak kandırmacalarla doludur» diyordu.
Bu daha işin başı! Dün yürümekte güçlük çeken adam, siyaset yasağı kalkar kalkmaz uçağa atladığı gibi Tahran’a gidiyor.
Şenlik başlıyor, demektir.
* Her yıl yeniden «tez hatırlanan markalar»ı merak ederiz ya! 2009’un baremi de dün ilan edildi. Başta gene Arçelik, Adidas, Nike, Ülker... İlk onda benim bilemediğim bir LCW var.
Nesneleri, firmaları değil, ben asıl insanları merak ederim hep.
Bu yıl gene sanatçıların başını İbrahim Tatlıses, sporcuların başını Hakan Şükür çekiyor. İkinciler Hülya Avşar ile yakışıklı İngiliz futbolcusu Beckham. Ben, milletçe değerbilirliğimiz ne zaman konuşulsa söze «En tanınmış iki Türk Tatlıses ile Avşar, diye» girerim zaten.
Bu yıl da hiç hayret etmedim!
* Büyük şirketler, özellikle kriz dönemlerinde ihtiyaç duydukları kötü gün yöneticilerini at binme kurslarında eğitiyorlarmış. Ben dünkü Radikal’den öğrendim, nihayet Ayşegül Akyarlı Güven’in yalancısıyım.
Çünkü efendim «üst beyni» olmadığı için at, binicisinin veya bakıcısının söylediklerine göre değil, duygularına güvenirse, yani iletişim yoluyla aralarında duygusal bir dayanışma olursa, ancak o zaman söyleneni, isteneni yaparmış.
Meslek hayatımın yüzde 90’ını fiilen çalışan bir işçi olarak yaşadım. Hâlâ da öyleyim. Her zaman göze giremeyişime bakarak, demek ki üst beynim yok benim. Yalnız alt beyinle de binicileri tatmin edemiyorum, diye mi düşünmeliyim?

Dil Yâresi
Türkçe dostlarından
(Leyla Tayfun)
* Bir ara «Şeker Bayramı mı, yoksa Ramazan Bayramı mı? Adı Cumhuriyet döneminde mi Şeker Bayramı olarak değiştirildi» tartışması gündemdeydi. 17 kasım 1906 tarihli The Levant Herald gazetesinde «Sheker Bairam diye bilinen...» diye devam eden bir yazı okudum. Size de söylemek istedim.
– Sağolun! O zaman araştırmış ve ben de bir karara varmıştım. Hayli zamandan beri sözlükler RAMAZAN BAYRAMI÷ŞEKER BAYRAMI eşitliğinde hizaya girmiş görünüyor. Ben üç çeyrek asır önce Şeker Bayramı diye öğrendim. Evimde Ramazan Bayramı dendiğini de işitmedim. Öyleyse devam!