Üç kötü şovmenle bir TV programı acaba nasıl olur?

Dün Altan Öymen, Erdoğan'ın TV'de diğer parti liderleriyle neden buluşmadığını sordu. Bence uzak durması daha iyi.

Haftalardır yüksek sesle yapılagelen seçim öncesi tartışmalar, diyemiyorum; herhangi bir konunun tartışıldığı filan yok çünkü; haydi «teberrüken» seçim öncesi çalışmalar devam ediyor, diyelim.
Kürt siyasetçilerin sazı farklı; Türk siyasetçilerin ellerinde sazı da yok, akıllarına veya ağızlarına geleni söyleyip, konser verdik, dinleyici de mest oldu sanıyorlar.
Ya da öyle görünmeye çalışıyorlar. Bir genel seçim kampanyasının iddialı parti liderleri olarak, hitabetleri size de içler acısı gelmiyor mu?
Ben haberlerde dinlemiyor, konuşma metinlerini veya özetlerini gazetelerde okumuyorum. 1946’dan bu yana, diyebilirim ki, ilk defa bir seçim kampanyası –küçümseyerek söyleyemem, üzgünüm aslında- beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. 

Allah size bağışlasın üç seçkin solistiniz var
Bir gösteridir ki bu defa sergilenen, önde gelen şovmenlerinin tadı tuzu yok. Bakın bu açıdan tekrar hatırlayalım: Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli. İçlerinde, üşenmeden bilet alıp da gösterisini seyretmeye –gideceğiniz demiyorum- gitmeyi aklınızdan geçirecek kadar ilgi duyduğunuz biri var mı?
Var mı Allah aşkına, sahiden soruyorum, laf olsun diye değil?
Erdoğan’ın astığı astık, kestiği kestik üslûbuna alışıldı. «Bu defa ne dedi?» diye merak edip de kulak kabartan olduğunu sanmıyorum. «Öbürlerine bakmayın nafile! Bu sahnelerin assolisti benim!» havası bile dikkati çekmiyor artık. Küfür, kimi ağızlarda bir hoş gelir insana. Öyle bir nasibi de yok garibin. Açığını sesini yükselterek ve küfürün dozunu artırarak telâfiye çalışıyor.
Kılıçdaroğlu, «Ben bu kürsüye ne demeye çıktım?» havasından belli ki kurtulamayacak. Zaten ağzıyla kuş tutsa, bütün varlığıyla, her haliyle, her sözüyle «Ben evet bir şekilde genel başkan oldum amma, hoşgörün hitabetle, kürsü adamlığıyla uzaktan yakından bir alakam yok!» deyip duruyor. O gerekeni yaptım, söyledim zannetse de küfretmek, hakaret etmek elinden gelmiyor. Zorla da olmaz ki! Kemal Bey biraderim bu işlerin adamı değil vesselam!
Kuzum biz Devlet Bahçeli’nin yengemin horozu sesiyle ve tavrıyla yaptığı kürsü konuşmalarını ne zamandır dinliyoruz? Sesi ve tavrı iç açıcı değil, diyelim; ya konuşma metinleri? Yeknesaklıkta bu kadar ısrar, nasıl bir ruh hâletinin eseridir sualine, yıllar var ki verecek cevap bulamam. O, meydanlarda boy gösterdiğinde içimde aynı his hep ezer beni: «Kalabalığa karışınca yalnızlığı, tenhalığı daha çok göze batan, bu haliyle uzaktan bakanın da içini üzen farklı bir portre.» diye düşünürüm
Size de öyle gelmiyor mu? Oraya gidip dinler gibi duranlara sorsanız «Kim bu konuşan?» diye, verecekleri cevabı merak ederim.
Muzip suali dünkü Radikal’de Altan Öymen sordu. Kısaltarak söylersek:
-«Bir televizyon programında üçünü bir araya getirsek, acaba ortaya farklı bir şey çıkar mı?» diyordu.
Ben de durup bu teklifi düşündüm doğrusu. 

Üç kötü şovmenle bir TV programı acaba nasıl olur?
Altan, «Batı demokrasilerindeki liderlerin seçim öncesi televizyon programlarında bir araya gelmesi, yani seçmen huzuruna bir kere de topluca çıkarak sualli cevaplı tartışmaları bizde de yerleşir gibi olmuştu» diyor.
Bu defa Kılıçdaroğlu’nun ziyade hevesli ve davetkâr ısrarına rağmen Erdoğan, diğer iki liderle ekranda buluşmaya hiç kayık yanaştırmadı. Neden acaba?
Bu suale Altan’ın iki cevabı var: İlki seçmenlere bu yoldan «Onlar benimle boy ölçüşecek kıratta liderler değil» demek, istiyor. Bunu, demeden bu yoldan hissettirmek. İkinci ihtimal ise Altan’a göre, «Kendine güvenememesi, böyle bir tartışmanın aleyhine olacağını düşünmesidir.» 

Ben bu konuda biraz farklı düşünüyorum
Benim bildiğim Erdoğan’ın, Altan’ın bu son değerlendirmesini okumasıyla, hemen telefona sarılıp Uğur Dündar’ı araması bir olmalıydı. Ama göreceksiniz, o lafı da sineye çekip sesini çıkarmayacaktır.
Ben bu hâlini farklı bir izaha bağlıyorum. Önce birçoğunuzun aklından geçeni söyleyeyim:
-O riski niye göze alsın? Akıl hocaları ona, seçimi partinizin kazanacağı besbelli. Açık ara öndesiniz. Böyle bir programla onların tanınmışlığını biraz artırmaktan gayri bir iş yapmış olmazsın. Senin hiçbir menfaatin yok. Kabul etme, demişlerdir.
Belki de akıl hocalarından biri ona, sen bu teklifi kabul etme, demiştir. O ikisini ezip yamyassı edeceğinden şüphem yok. Ne var ki... Sayın Genel Başkanım, sen kolay öfkelenen ve o zaman da ağırca laf eden bir siyasetçisin. Onların neler diyebileceğini hep biliyoruz. Benim korkum, bir de karşında konuştuklarını görünce kendini tutamayacak ve ikisini de tahtakurusu gibi ezeceksin.
Millet hallerine acıdığı için onlara şefkât hisleri duyacak. Yazar çizer takımı, o ikisi pek süklüm püklüm bir hal aldılar demeyecek, ya ne diyecek? «İki lidere de ağır hakaretler edildi» diye tutturacaklar. Netice itibarıyle AKP lideri öbür iki parti liderini ezdi geçti gerçeği, «Canım adamlara da hem yazık oldu, hem haksızlık, saygısızlık edildi» şekline dönüşecek. Kazanırsa üç beş puanı bu yüzden onlar kazanacak.
Genel Başkan ve maiyeti, açıkoturum ihtimalinden bence bu gerekçeyle uzaklaştılar.
İyi de ettiler aslında.
Düşünsenize Tayyip Erdoğan o toplantıda lafı geçerse, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e oradan da seslenmeye kalkıp:
-Otur oturduğun yerde, ne işin var gazete gazete dolaşıyorsun, CHP’nin ikinci millî şefi rollerine soyunuyorsun? Otur oturduğun yerde, otur da seni bey zannetsinler yahu! Hâlâ rahat duramıyorsun, 87 yaşında kalkmış gene ortalığı karıştırıyorsun, deseydi... (Ki dedi ertesi gün bütün gazetelerde.)
Öyle demiş olmasını beklediğim danışmanı hata mı etmiş olurdu, bunları sahiden TV’de deseydi şâyet. Erdoğan babası yaşındaki Demirel’e, bugün kendi partisine oy verenlerin eski parti ve cumhurbaşkanı olan zâta, tarihe geçmiş bir siyasetçimize, çirkin ve saygısız seslenişiyle o televizyon programının seyircileri tarafından alkışlanır mıydı sanıyorsunuz?
Cinayetlerin, fuhşun, şiddetin... her türlü suçun, yanlışın ve terbiyesizliğin reklamı zaten yapılıyor ekranlarımızda. Üstelik siyasî tartışma tavır ve üslûbumuzun da ince bir elekten geçirilmesine ihtiyacımız var.
Konuşmacı diye ekranda, milletin huzurunda, aile nezaket ve mahremiyetiyle yüz yüze getireceklerimiz konusunda da hassas davranmamız doğru olur.

.