Umur görmüş danışman ister

Okulları bitirip de bir iş, bir meslek edinmeye davrandığım yıllarda beni kollayıp korumuş iki büyüğüm oldu; Cihat Baban ile Lütfi Kırdar.</br>İlki ünlü bir gazeteci, basın patronu ve milletvekiliydi ben tanıdığımda.

Okulları bitirip de bir iş, bir meslek edinmeye davrandığım yıllarda beni kollayıp korumuş iki büyüğüm oldu; Cihat Baban ile Lütfi Kırdar.
İlki ünlü bir gazeteci, basın patronu ve milletvekiliydi ben tanıdığımda. Diğeri hekim ve eski İstanbul Valisi.
Türkiye Turizm Kurumu'nda çalışıyordum. Daha doğrusu İstanbul Radyosu ile Son Saat gazetesi dışındaki bir işim de buydu. Bir evi geçindirebilecek parayı bir araya getirmekte, üç işime rağmen zorlanıyordum.
Kendi meselemi anlatacak değilim. Turizm Kurumu'ndaki işimde ve yöneticilik konusunda o zaman edindiğim bir izlenimi, aldığım bir dersi söylemeye çalışacağım.
Kırdar ile aramızda 40 küsur yaş fark vardı; ilişkimizde de buna uygun bir mesafe. Baban benden 18 yaş büyüktü, ona ağabey diyebilirdim. Evine gider gelir, haydi balık yemeye gidelim davetlerini hiç reddetmezdik, ailece. Kırdar'ın bey'siz hitabını hatırlamam, ama Cihat Ağabey çok kızınca «Ulan çocuk!» derdi bazen.
Kırdar'ı elbette çok sayar, ama Cihat Ağabey'i hem sayar hem severdim.
Turizm Kurumu'nun Başkanı Lütfi Kırdar'dı.
Cihat Baban İkinci Başkan, Semih Tanca Genel Sekreter idiler. Yönetim Kurulu üyeleri arasında iki bankacı (Fahrettin Ulaş ve Reşit Egeli) ile işadamı Nihat Hamamcıoğlu da vardı.
Yönetim Kurulu toplantılarında ben de görevliydim. Kurul üyelerini zihnimde hemen iki gruba ayırmıştım. Eski vali ile iki büyük bankanın genel müdürleri bir tarafta, bence gazete sahibi ile iki işadamı öbür taraftaydı. Birinci grup karar almadan önce bilgilenmek ve düşünmek istiyordu; ikinci grup çok sabırsız ve aceleciydi.
Çok dikkatimi çeken bu farkı babama anlattığımda:
– Eee, demişti; bankacılar ve bilhassa Kırdar umur görmüş adamlar. («Çok şey görüp tecrübe edinmiş» anlamında bir deyim olduğunu da sorup öğrenmiştim babamdan.)
Yerim olsa, ilgiye değer uygulama örnekleri var hatırımda. Ben sonunda, büyük işlerde bu iki tavra da ihtiyaç bulunduğu kanaatini edinmiştim: cüret ve cesaret lazım amma, bunun yanında tecrübe ve basiret de, olmazsa olmaz, vazgeçilmez ikinci bir nitelikti.
Acele karar gerektiren konularda Cihat Ağabey'e danışırken, hatayı affetmeyecek önemli meselelerde Kırdar'ın ne düşündüğünü öğrenmeden harekete geçmiyordum.
Örnek isterseniz, olacak şey değil amma, mesela Tayyip Erdoğan'ın durumunda cumhurbaşkanı adayı seçecek olsam, Kırdar'a danışmadan dünyada karar veremezdim. Bir teşbih olarak söylüyorum. Erdoğan'ın «umur görmüş» denebilecek danışmanları var mı?
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Banu B.)

  • Cuma akşamı (13 nisan) Show Tv'deki bir yarışmada Şebnem Dönmez çift «k» ile «rakkam» dedi durdu. Ben doğru imlası ve telaffuzu «rakam»dır diye biliyorum. Size sormak istedim.
    – Arapça'dan alınmış bir kelime, «sayıları göstermeye yarayan işaretlerden her biri» demek. Doğru imlası dediğiniz gibi tek «k» ile rakam'dır.
    Nimet Çubukçu demeyin sakın
    Tombala torbasından ad çekip, on birinci cumhurbaşkanımızı tahmine çalışıyoruz ya! Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, diyenler de var.
    Aklım kesmedi deyince, bir yakınımdan azar işittim:
    – Bakanlıkta başarılı olan, Çankaya'da da pekâlâ olur.
    – On cumhurbaşkanımızdan altısı askerdi. Buna bakarak «Askerden iyi cumhurbaşkanı olur» diye bir netice çıkarabilir miyiz?
    – ...
    – Altı askerden ikisi iyi siyasetçi ve gerçek devlet adamı çıktı, desem; hangileri diye sormak ihtiyacı duyar mısınız?
    Ses yok. Meclis'te seçim kazanma şansı olan bir muhalefet var olmadığı sürece, Çankaya ayrı (ilave) bir önem taşımaya devam edecektir. Kendi adayını, hatta adaylarını söyleyip yazan çok insan var. Adayın adı iki güne varmadan açıklanacakmış. Bana bugün sorsanız, ancak şunu söyleyebilirim size:
    – Sürpriz dedikleri Nimet Çubukçu değildir inşallah!
    TELAYNAK
  • Popstar Alaturka yarışmasının iki misafiri vardı (Star, 22 nisan).
    Fatih Erkoç, Türk sanat müziğinden bir şarkı söyledi. Televizyonu açtığımda o vardı ekranda. Çok beğenerek, hazzederek, içime sindirerek dinledim. Ve Orhan Gencebay, Bülent Ersoy, Ebru Gündeş ne diyecekler bakalım diye bekledim. Evet, söyleyen yarışanlardan biri değildi, ama programın teması dışında kalmamak için olmalı, jüri heyetinin alanına giren bir şarkıydı söylediği. Ve müzik dünyamızın büyüklerinden biri. Bir sahicisi.
    Gık demediler.
    Sonra bir kız çocuğu türkü söyledi, Duygu Akyıldız'dı adı. Umarım dinlemişsinizdir, ne güzeldi!
    Jüri heyeti gene dut yemiş bülbül. Üyeler, 23 Nisan'ı konuşuyorlar aralarında. Ersoy, Osmantan Erkır'ı kutluyor. Gencebay, onu pek duygulandıran bir köşeyazısı okuyor. Biri «Yurtta barış dünyada barış!» özdeyişini tekrarlıyor.
    Bırakın sanatı, sanatçıyı, asgarî nezaket, misafir şarkıcıları kutlamayı gerektirmez mi? Yalnız Erkır akıl ediyor bunu, laf cömerdi Armağan Çağlayan da oralarda değil.
    Yarışmalarda sahne bir kürsü anlamı da kazanıyor. Jüri «heyet-i umimiyesi»nden, bir ekran görgüsünün oluşmasına hizmet etmesini ben bekledim.