Ünlü bir ABD'li gelirse Köşk'e

Para yoksulu, görgü yoksunu bir ailenin, gözünde büyüttüğü bir misafiri evinde ağırlayışı, insaflı tabiriyle hazin olur. Uyarmak kolay değil...

Para yoksulu, görgü yoksunu bir ailenin, gözünde büyüttüğü bir misafiri evinde ağırlayışı, insaflı tabiriyle hazin olur. Uyarmak kolay değil, ağırlarına gider. Tek yapabileceğiniz, hadise gözünüzün önünde cereyan etse bile fark etmemiş görünmektir.
Altmış yılı geçen çok partili siyaset geçmişimize rağmen, acemilikten bir türlü kurtulamıyoruz. Mecliste başkanlık edecek hanım milletvekilleri nasıl giyinecek suali bile basına akseden bir mesele haline geldi.
Kuruluş yıllarında, sırtında ceketatay, altında reye pantolon, başında melon şapkasıyla, cefakeş eşeğinin sırtında Meclis'e gitmek üzere yola çıkan Ankaralı mebusu anlatmıştım size. Daha önce Meclis'e gitmek üzere evinden çıkan bir mebus görmemiş adamı, ayıplamaya hakkımız yok elbette.
Amerikalı film yıldızı Kevin Costner'ın Türkiye'ye geleceği tuttu. Ben bile tanıyorum, dünya çapında bir şöhret. Pek de yakışıklı. İstanbul'a arkadaşlarıyla konser vermeye gelmişler. Amerika'da böyle oyuncudan siyasetçi çıktığı çok oluyor. Bu zatın da yakında bir eyalete vali seçildiğini işitebilirsiniz.
İstanbul'a eşi ve küçük çocuğuyla gelen adam, sanırsınız ki eski ABD başkanlarından biridir. Üst düzey protokol ağırlaması bekleyen bir tavır. Otelde 24 oda ayırtmalar. Gazetelerde bu ziyade ünlünün yediği yemeklerin listesi. Ankara'ya mı gitti, Melih Gökçek'le baş başa yemek. Çankaya Köşkü'ndeki Cumhuriyet Bayramı kabulüne katılmalar.
– Efendim, sanatçılar için yarın akşam bir kabul düzenlendi oraya buyrun. Ama yarın benim İstanbul'da konserim var. Öyleyse Cumhurbaşkanı'nın özel davetlisi olarak buyursunlar! (Eşi niye gitmedi, sualinin cevabını, bu ağırlamadan söz edecek Amerikalı meslektaşlar düşünür artık.)
Pazartesi akşamı Köşk'e gelen ilk on misafir arasında Costner da var. Gazeteler istisnaî bir muamele, diyordu.
– Costner, A tipi devlet protokolünü delen ilk isim oldu.
İnsanın tüyleri diken diken oluyor, değil mi? Cumhurbaşkanının elini ilk sıkanlardan biri Costner. İşte sırada sol eli pantolonunun cebinde; bu refleksten gayri bir kusuru yok adamın.
Sonra efendim Başbakan Erdoğan'la kısa bir sohbet. Ardından Dışişleri Bakanı tonton Ali Babacan'la birkaç cümle. Ondan Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'a geçiş.
Ünlü oyuncunun sol eli, yeni biriyle tanışırken ne yapıp edip pantolonunun cebine giriyor. Bizden biri olsa, hata edip de öpüşmeye davranmamak için bir tedbir, derdim. Ama Türkiye'ye bu ilk gelişi.
Tek taraflı bir kusur yok ortada. Usul erkân bilmeyenler arası bir buluşma, diyelim. Belki üzerinde durup düşünecek biri olur, ümidiyle yazdım.
Rusça'da «NA!» ne demektir?
Bir gazetenin yorum yazarı. Rus. Adı Mihail Leontiyev. Ülkesinde «Kremlin'in sesi» diye bilinirmiş.
Türkiye-K.Irak-ABD ilişkilerine dair düşündüğünü söylemiş, yazmış daha doğrusu. Hürriyet de tutmuş, bu yorumun can alıcı cümlesini başlık olarak değerlendirmiş:
– Türkiye ayrılırsa NATO'nun NA'sı kalır!
Allah Allah! Nedir bu NA'dan maksat? Türkçe'deki nah veya na ünlemi mi yoksa?
Önce Hulki Aktunç'un Argo Sözlüğü'ne aktım. NA yok, nah'ı almış. Pek de müeddep. «Yapamazsın, edemezsin! Hayır, değil, olmaz!» anlamlarında kullanılır» demekle yetiniyor. TDK'da NA sadece «Sodyum'un simgesi: Nah da yok. MEB Sözlüğü NA, NAH, «İşte, al, bak» anlamlarına gelir» diyor. Meydan Larousse da öyle.
– Yahu Rusça'da DA «evet» demek. NA'nın da bir anlamı olmasın sakın?
İnternet'te aradık, bulamadık. Döndük geldik Ayverdi Sözlüğü'ne. Orada tarife şu iki kelimeyle giriliyor: Kaba konuşmada «İşte, bak, gör» anlamında kullanılır. Eh, benim zannettiğimin yanında bu gene de ehvenişer («Kötü olan iki şeyden daha az kötü» olan) sayılır.
Aklıma, bir el işaretiyle birlikte çıkarılan ses gelmiş de, hayret etmiştim. Demek değilmiş.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Gülşen Tekin)

  • Çok eleştirdiğiniz bir yanlışa Nuray Mert'in yazısında rastladım. Aynen şöyle yazmış: «Böyle bir yıkımın eşiğinde, ne Türklerden, ne Kürtlerden umut vaat eden bir ses çıkmıyor» (Radikal, 30 ekim). Bu cümleye son noktayı koyan fiilin olumlu olması gerekmez miydi?
    – Gerekirdi. Millî Eğitim'in Türkçe Sözlük'ünde ne... ne... «Fiillerin birden fazla ve olumlu olduğu durumlarda hem sıralama, hem olumsuzluk edatı olarak kullanılır» deniyor. Yunus Emre nitekim Yalancı dünyaya konup göçenler / Ne söylerler ne bir haber verirler, diyor.
  • Bu da Ömür Gedik'in Altın Portakal'a dair yazısında dikkatimi çeken bir cümle: «Jüri üyelerinin, (...) heyecanla başla çaba harcayan yetkililerin şu anda kendilerini ne kadar kötü hissettiklerini tahmin edebiliyorum» (Hürriyet-Kelebek, 30 ekim). «Heyecanla başla» diye bir deyim var mı? Ben bilmiyorum. Varsa anlamı nedir?
    – Bir dizgi karışıklığı olmuş galiba. Deyim canla başla'dır. «Hiçbir fedakârlığı esirgemeyerek, bütün yorgunlukları göze alarak, var gücüyle» anlamında söylenir. Yazıda sanırım heyecan'ın son hecesi ile deyimin ilk hecesi üst üste gelmiş. Belki de yazar «heyecanla, canla başla» diye düşünmüş, ama dalgınlıkla yanlış yazmıştır.