Unutmayalım, sınavdayız biz!

Ergenekon davası kaderimizi, geleceğimizi belirleyecek bir süreç niteliği kazandı. Ayrıntı sayılabilecek hatalar, noksanlar ve fazlalıklar, kimi işgüzarlıklar üzerinde durmamayı gerektirecek kadar önemli.

Ergenekon davası kaderimizi, geleceğimizi belirleyecek bir süreç niteliği kazandı. Ayrıntı sayılabilecek hatalar, noksanlar ve fazlalıklar, kimi işgüzarlıklar üzerinde durmamayı gerektirecek kadar önemli. Bir haber ki, benim gördüğüm gazeteler arasında manşetten vermeyen yoktu. Dünkü Radikal, Hürriyet, Sabah ve Cumhuriyet gazetelerinin 2’şer, Milliyet’in 3 ve Vatan’ın 8 tam sayfası bu konuya ayrılmıştı. Mehmet Altan’ın dediği gibi Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Cemal Temizöz’ün «adam öldürmeye azmettirmek ve silahlı örgüt üyesi olmak»la suçlanarak tutuklanması ile Ek İddianame’nin açıklanması olayının aynı güne rastlaması bile anlamlı bir hadiseydi (Star, 26 mart).
Cumhuriyetimizin olmazsa olmaz ikiz kardeşi demokrasi ile nihayet, umalım bir daha ayrılmamak üzere buluşmalarının ilk ciddî işareti.
Biz 1960’dan bu yana çeşitli darbe ve müdahaleyi sadece yaşadık. Kaderimizmiş, ne yapsak önlenemezmiş gibi. Hiçbirini kökünden söküp araziyi temizleyemediğimiz için, etrafa saçılmış ve yerde kalmış tohumların yeniden bitmesine, yeşerip günü gelince tohuma, tomurcuğa dönüşmesine engel olamadık.
Lafı uzatmadan söyleyebilmek istiyorum. Suçu bir kere daha marifet sayma büyük hatasına düşmeyelim, diyorum. Demokrasi kararlı bir tavırla şansını ilk defa deniyor, demekle kalmayalım diye temenni ediyorum.
MR çekimi, kan tahlili filan değil; demokratikleşmesi de gereken Cumhuriyet’in nihayet başlatılan tedavi hamlesidir bu. Kurumlarıyla rejimin, bu arada Yargı’nın da mutlaka girmesi ve başarıyla geçmesi gereken tarihî sınavdır.
İyi not almayı, sonunda ümidimizi tüketebilecek kadar çok istediğimiz, özlediğimiz, hayatımızın en önemli noksanı bellediğimiz aşamadır.
Üzerine titremeliyiz!

Yargıda ve basında kelam hataları
Dereden Tepeden

  •  Yakınlarım arasında savcı yok. Gazete, televizyon haberlerinden ve kişilerinden ne ölçüde haberdar olduklarına dair fikrim de yok bu yüzden. Ergenekon’un ek iddianamesinde Uğur Dündar’ın eşinden söz etmişler; hem de «Sürekli Brezilya’ya gidişi»nden... Uğur’un tepesi atmış. «Ne Brezilyası?» diye soruyordu. Ateş püskürmüş, ama gene de edep dairesinde.
    Uğur benim genç kardeşim, değerli meslektaşım ve dostum. Telefonda çocuklarını konuştuğumuz bile olur. Eşini hiç görmedim, sokakta görsem tanıyamam. Belli ki şehrin, şöhretlilerin hayhuyundan uzak yaşıyan bir hanım kadındır.
    Savcılar, umarım özür dileyip gönül almayı olsun bilmektedirler.
  •  Dünkü Sabah’ın hemen ikinci sayfasında resimli bir haber vardı: «Aysun Kayacı, <babasını tv programına çıkar-mamak karşılığında Seda Sayan benden 50 000 dolar istedi. Ben de suç duyurusunda bulundum> dedi, diye...»
    Kenarda baba Selahattin Kayacı’nın da bir fotoğrafı ve şu resimaltı: «Aysun Kayacı daha sonra yaptığı açıklamada <Ben babamın para istediğini söyledim, ama savcılıkta tutanağa yanlış girmiş> dedi.»
    Mesleğin eskilerinden biri olarak ben ne demeliyim, diye düşünüyorum.

Aklımız o helikopterdeydi
Ne gündü değil mi? Sabahın erken saatlerinden başlayarak, Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte içinde beş kişi daha bulunan ve belirlenemeyen bir bölgede ve öğrenilemeyen bir sebeple düşen helikopterden iyi bir haber bekledik.
Bir metreyi geçen kar altında, Kahramanmaraş-Kanlıkavak çevresinde, rakım olarak 3 000 metrelik dağlara düştüğü tahmin edilen helikopterin enkazına ulaşılamadı. Telefon bağlantısı kurulan İHA muhabiri İsmail Güneşli’den edinilen izlenim de cesaret kırıcıydı.
Başbakan seçim gezilerini iptal etti. Muhalefet lideri de öyle. Bakanlar arama çalışmalarını denetlemek ve ekranlarda görünüp bizi bizzat bilgilendirmek için koşuşturdular. Saat 16.00’da yazıya davranıyorum, hâlâ iyi kötü bir haber alabilmiş değiliz. CNN Türk’te hava kadısı Bünyamin Sürmeli yarın daha çok kar yağacak, diyor.
Ağız ve gönül birliğiyle kazazedelerin sağlığına dua ediyoruz.

Seçim tahminleri
Gazetelerin birinci sayfalarında seçim tahminleri var. Farklı kamuoyu yoklamalarından gelen sonuçlar arasında yüzde 10’ları aşan farklılıklar dikkati çekiyor.
AKP gene banko demiş oyunculara benziyor, alacağı sonuçtan emin. Seçmenin «Vah vah! Hak ettiği, layık olduğu, seçim öncesi var gücüyle çalıştığı halde başarılı olamadı» diye üzüleceğimiz bir parti de yok.
Farkındasınız değil mi, bünyemize uygun olarak seçmeni -Bursa’nın yarma şeftalileri gibi- ortasından bölen iki büyük partili demokrasimiz giderek tek partiye dönüşüyor, ki çok partili düzenin sonu demektir.
Gevheri, Kimsenin hakkında kem söylemeyiz / Ehl-i hakikati zemmeylemeyiz, diye böbürlenir. Engin Ardıç zorda kalır da birini methetme ihtiyacı duyarsa ne der acaba, diye merak ederdim. Dün «Halkın güveneceği bir tek adam kaldı: Tarhan Erdem.» diyordu (Sabah). «Halk kişi olarak onu tanır. Çıkıp ne söylerse inanacaktır» diye devam ediyor. Konda’nın (yani Erdem’in araştırma şirketinin) Ara Seçimler’e dair anket sonuçları aynı gün Radikal’in manşet üstü haberiydi: «AKP yüzde 48, CHP yüzde 23» diye.

Desen ne olur ki!
Cumhurbaşkanı Gül Bağdat ziyareti sırasında «Kürdistan» dedi mi, demedi mi? Bunun, aklımın ermediği bir önem olmalı ki Gül «Hayır, demedim!» diye açıklamada bulunma ihtiyacı duydu. Kadılar arası tartışmalar bile oldu bu konuda. Bana biraz da onurumuza yediremezmişiz gibi geliyor; gülüp geçeceğime, durup düşünüyorum.