Urfa'da Oxford'a ne dersiniz?

Yabancı ülkeden bir okul, Türk gazetelerine ilan vermiş gibiydi.</br>İsviçre'deki okulun adı Collège du Leman. 1960 yılında kuruldu, deniyor. Türkiye için geçerli referansı da var: «Ünlü popçu Mustafa Sandal da...

Yabancı ülkeden bir okul, Türk gazetelerine ilan vermiş gibiydi.
İsviçre'deki okulun adı Collège du Leman. 1960 yılında kuruldu, deniyor. Türkiye için geçerli referansı da var: «Ünlü popçu Mustafa Sandal da ortaokul ve lise eğitimini bu okuldan almış.» (Sabah-Günaydın, 30 haziran).
Bu güzel okul ne olmuş da Türkiye'de haber değeri kazanmış, sualinin cevabı da başlıkta yazılı: «İdo kralların okulunda». İdo, İbrahim Tatlıses'in (nâm-ı diğer İbo'nun) oğlu. «Hangi eşinden?» diye bana soracak değilsiniz, herhalde siz biliyorsunuzdur. Ben, gene gazetelerdeki fotoğraflarından, bu gencecik adamı sokakta görsem tanırım. Pek yakışıklı bir adam olacağı şimdiden bellidir.
Kraliyet ailelerinden çocukların gönderildiği okulda İdo şimdilik üç hafta kalacak (Bu sürenin bedeli 6 000 YTL), bu eğitim kurumunu beğenirse, öğrenimini orada tamamlayacakmış. (Gazeteye bir daha baktım ve öğrendim ki İdo'nun annesi Derya Tuna'ymış.)
*
İbrahim Tatlıses, «Urfa'da Oxford vardı da, biz mi gitmedik?» diyerek, bir eğitim derdimizi vecizeleştirmiş adamdır. Müzik ve ses değerini bilen bilir, ilaveten XX./XXI. Yüzyıl Türk Büyükleri'nden sayılmaktadır. Bence aynı zamanda sosyal, kültürel (ve ekonomik) bir hadisedir (fenomen veya görüngü de diyebiliriz).
İbrahim, bu yaptığıyla millî bir hasletimizi, çocuğunu okutma gayretini de temsil etmektedir. Haber bana çok sevimli geldi, sebebi belki de bu düşünce. Ailelerimizin çocuklarını iyi okutmak, ana-babadan daha yukarı bir yerlere yerleştirmek için göze aldığı fedakârlıklar. Nice örneği var hafızamda.
Dönüp kendi aileme bakıyorum. Dedemin babası okuma-yazma bilmeyen bir Osmanlı paşası. Büyükbabam okula ve askere gitmemiş bir İstanbullu, bir mirasyedi. Babam Tapu ve Kadastro Mekteb-i Âli'sinden, ben İstanbul Ü. Hukuk Fakültesi'nden mezunuz. Benim çocuklarım yabancı dili okullarda öğrendi, dışarılarda okudu. Torunlarım liseyi bitirken iki dili konuşur durumdaydı. Yabancı dilde yüksek öğrenim görüyor.
Bilirsiniz değil mi? Asıl gelişen Türkiye budur, buradadır. Büyük şehirdekiler de dahil imkân sahibi taşralı aileler, çocuklarını iyi okutmaya, iyi okuyanları üniversite ertesi öğrenim için gerekliyse yurtdışına göndermeye başladığında, ben ömrümün ortalarındaydım. Bu alanda gelişmenin başlayışını o zaman da fark edip heyecanlandığımı hatırlarım.
İbrahim Tatlıses, biliyorsunuz partilerden birinin milletvekili adayı.
Ben sağken Şanlıurfa'da bir Tatlıses Üniversitesi açılırsa, şöyle Oxford ayarında, ben, bu kurumlaşmaya hayret edenler arasında olmayacağım.
Düzelti

  • Ekrem Öztop bey dostuma teşekkürler! Evet, yanlış yazmışım. O tarihte («Ayıp zirvede de işlenir» başlıklı yazı) Özal cumhurbaşkanı, Demirel başbakan idiler. Ben Demirel'i devlet, Özal'ı hükûmet başkanı olarak daha bir beğendiğimden mi, nedir... yazarken yerlerini değiştirmişim.
    Diğer uyarı mektuplarını yazanlara da teşekkür ederim.
    Ortaylı (veya gibi) bir kültür bakanına da ihtiyacımız var
    Son defa bir sergi vesilesiyle gittim Topkapı Sarayı'na. Birinci Avlu'da sizi bir güzellik, bir ferahlık karşılıyor. Yürürken, ayağım kaldırım taşlarına takılmasın diye önünüze bakmanız gerekmiyor. Açılmış, temizlenmiş, çiçeklenmiş geniş bahçenin tadını çıkararak ilerliyorsunuz.
    Müzenin Müdürü bir süredir İlber Ortaylı:
    – Bu daha Birinci Avlu, diyor. Sur-u Hümayun Projesi'nin henüz yüzde 1'lik bölümü tamamlandı. Denize kadar inen bütün saha tanzim edilecek. Oradaki binalar da restore edilecek ve müzenin teşhir malzemesinden bazıları orada sergilenecek.
    Fatih Sultan Mehmed Topkapı Sarayı'nı yaptıralı 380 yıl olmuş. Benim bildiğim Osmanlı Padişahları İkinci Mahmud'a kadar orada ikamet ettiler. Saray ziyarete 1839'da, halka 1924'te açılmış. Günümüzde yabancı ziyaretçi sayısı 2 milyonu geçiyormuş.
    Restorasyon Projesi'ni yürüten Mimar Hilmi Şenalp, yalnız Birinci Avlu için 3 milyon YTL harcandığını söylüyor. Zeminde mesela çimento değil, Horasan harcı kullanılmaktaymış. Restorasyonun tamamı 27 milyon YTL'ye mal olacak, diyorlar.
    Topkapı Sarayı'nı ziyarete gelenlerin iki bütün günlerini orada geçirebilmeleri için bir «kombine bilet» sistemi düşünülüyor.
    Bu güzel haberde, restorasyon çalışmalarının hangi tarihte sona ereceğine dair bir bilgi yok (Sabah-Cumartesi, 30 haziran).
    İlber Ortaylı, Topkapı Sarayı Müzesi'nin başına getirildi diye tezahürat yapmadık. Ama durduk, düşündük, yüzümüze bir güven ve memnuniyet ifadesi geldi yerleşti. Sükûnet ve huzurla, alışılmamış bir emniyet duygusuyla çalışmalarını tamamlamasını bekliyoruz.
    Seçim öncesindeyiz. Yeni ümitlerle dolduk da taşıyoruz denemez. O kadar ki içimizden, iyimserlik ederek olsun, şunu da şöyle yapsanız diyen Allahın kulu çıkmıyor.
    Ben diyeceğim:
    – Beyler Kültür Bakanlığı'nın başına, İlter Ortaylı'yı veya (keşke kolayca bulabilseniz de) onun niteliklerinde birini getirin! Bu alanda güvene ve iç huzuruna çok ihtiyacımız var. Hangi partili olacağından, bence daha önemli bir ihtiyaç ve tercihtir bu.
    Sorun, General De Gaulle dönemi Fransa'sında André Mal- raux'nun kültür bakanlığı ne anlama gelmişti, bilenler anlatsın.
    Haydi göreyim sizi!