«Vah vah! Nesi var acaba?»

Hep bildiğiniz gibi, isimden isim yapmaya yarayan -cı ekiyle türetilmiş sıfatlarımız da vardır: sağcı-solcu, deriz; ilerici-gerici, deriz; dinci, kraliyetci, cumhuriyetçi, Marx'çı... deriz oğlu deriz.

Hep bildiğiniz gibi, isimden isim yapmaya yarayan -cı ekiyle türetilmiş sıfatlarımız da vardır: sağcı-solcu, deriz; ilerici-gerici, deriz; dinci, kraliyetci, cumhuriyetçi, Marx’çı... deriz oğlu deriz. Bu tertipten ben de aileci sayılırım. Kurumlar içinde en önemli ve etkili bulduğum, en güvendiğim, en sevdiğim, ifade ettiği birliktelikten en çok hazzettiğim, en vazgeçemeyeceğim kurumdur aile.
Bu tercihimi açığa vurmakta aşırıya kaçmış olmalıyım ki, pek bu eğilimi taşımayan bir köşekadısı beni vaktiyle «profesyonel baba» diyerek istiskal etmek, küçümsemek istemişti.
Benimsediğimiz kişiler gibi, kurumlar konusunda da her zaman adil ve tarafsız olamayız. Söz konusu, bir sevgili insan veya kurum veya çevre ve ülke ise, gözümüzü kırpmadan bencilleşebiliriz. Sevdiklerimiz, ülkemiz, ailemiz konusunda mesela, hiç gocunmadan farklı tavırlar alınmasını resmen isteyebiliriz.
Ne demek istediğimi en iyi, sanırım şöyle ifade ediyoruz:
– O benim evladım, arkadaşım, sevgilim; biz onunla aynı ırkın, aynı dil ve kültürün, aynı ülkenin ve toplumun insanlarıyız. Birbirimizi övdüğümüz gibi, gerektiyse yerin yedi kat dibine de batırabiliriz. Ama sen bizden biri değilsin. Sen onun adını, hele benim huzurumda ancak saygıyla ağzına alabilirsin. O sınırı aşmaya kalkarsan... Gerisi hoş değilse de, malumdur.
*
Gazetelerimi tatil rehavetiyle okuyordum. Bir haber dikkatimi çekti. Anadolu Ajansı kaynaklı bir heberdi, görmüşsünüzdür. Milliyet başlığında «Sigara yasağına çabuk uyum» demiş; Vatan rakam veriyor: «2 ayda sadece 32 kişiye sigara cezası kesildi» diyor.
Sağlık Bakanlığı’nın bildirdiğine göre temmuz ve ağustos aylarında 81 ilde 134 581 denetim yapılmış. Bunların 8 996’sı kamu kurumu, 120 258 özel işletme, 5 327’si de taşıma araçlarıymış. Bu sırayla 271 + 6 419 + 86 tutanak düzenlenmiş. 32 kişiye kendisi sigara içtiği için, 241 işletmeye sigara içilmesine göz yumduğu için ceza kesilmiş.
Hüküm fıkrası önemli: ülkemiz bütününde sigara yasağına uyma oranı yüzde 99,6 imiş.
İşte ben buna «iyi haber» derim diyecek kadar sevindim. Kökü kuruyası, o kadar çok kötü haber biter ki bizim ülkemizde, iyi habere her zaman hasretiz.
Toplumsal gelişme asıl budur, bir kararı fazla fire vermeden birlikte uygulayabilmek, diye; bugün bu mutlu belirtiyi yazayım notunu da düşmüşüm bir kenara.
Nedir ki, bu arada Mustafa Mutlu’nun «Sevgili Yıldız Kenter... Daha önceleri neredeydiniz?» diye soran yazı başlığı ilişti gözüme (Vatan, 22 eylül). Bir gün önce Yıldız’ın biz sözünü, yerden göğe kadar çok haklı bir şikâyeti öğrendiğimi ve neylesine utandığımı, üzüldüğümü yazmıştım burada. Tiyatromdan gelirim yok, 67 yaşında hocalıktan emekli edildim ve emekli maaşım 600 lira, diyordu Yıldız. Bana göre, çok laf gerekmeden insanı dehşete düşürecek, kahredecek bir haber ve milletçe yüzümüzü kızartacak bir durumdu bu.
Sigara yasağına uyulduğu müjdeli-haberinin sevincini bir anda yok etmeye yetti de arttı, doğrusu biraz fazla da geldi Mustafa Bey’in yazdıkları bana.
«...bugüne kadar yüzlerce oyun sergilediniz. Peki bu oyunların kaçında, herhangi bir konuda toplumsal sorumluluk üstlendiniz? Kaçında, itilip kakılan aydınların, işkencelere alınan yazarların, götürülen ve bir daha kendilerinden haber alınamayan öğretmenlerin, öğrencilerin durumundan söz ettiniz?»
Elim gitmiyor, ama şu dediğini de ibreti âlem için aktaracağım:
«Gişenizin önünde uzun kuyruklar oluştuğu günlerde kazandığınız paraları tiyatroya mı yatırdınız, yoksa masraflı lüks yalılarda oturmayı mı tercih ettiniz?»
*
Saçmalamaya (Hak ettiği fiilleri kullanmaya meşrebim el vermez) devam eden bu zatın kimliği, kişiliği hakkında bir fikrim yok. Yazdığını, başlıkta Yıldız Kenter adını görünce okudum. Yıldız’a, sen üzülme deme ihtiyacını da duymadım doğrusu.
Meslektaşlara dair bildiklerim var elbette. Ama köşeyazarı seçiminde kullanılan eleğin, bu kadar delik deşik, böylesine pejmürde ve perîşan-hâtır olduğunun inanın farkında değildim.
Haddini aşıp da Yıldız hakkında ahkâm kesmeye kalkmasa, Tanpınar Hocam gibi, Vah vah nesi var acaba? der geçerdim.

Dil Yâresi
* Benim gibi her Allahın günü birçok kere sözlüklere bakma durumunda olanların mutlaka başına gelmiştir. Bir kelime hakkında ne zaman edinildiği unutulmuş bilgilerinin eksik veya apaçık yanlış olduğunu bir gün fark ederler.
Kendimden bir örnek vereyim.
Türklerin tarihi ve coğrafyası,, onların diline, yol boyu rastladıkları yabancı dillerden çok kelime girmesine sebep olmuştur, der; bu hükmü örneklerle süslemeyi de pek severim. Arapça’dan, Farsça’dan, Rumca’dan, Ermenice’den derken, şu iki kelimeyi de Rusça’dan aldıklarımız meyanında sayarım:
– Şapka ve çorba.
İlkinde haklıymışım, diyebilirim. İsmet Zeki Eyüboğlu «Kökeni, Polonezce czepska’dır» diyor. Ayverdi Sözlüğü’ne göre «Bulgarca şapka’dan» ve Türkçe Sözlük’e bakarsanız düpedüz Rusça’dan.
Ama çorba’nın şeceresinde Rusça’dan söz eden yok. Hepsi kelimenin Farsça’dan geldiğini söylüyor. Ayverdi ayrıntı vermiş: Farsça şûr «tuzlu» ile aba>ba’dan «yiyecek» oluşmuş şorba’dan diyor.
Hata benim. Kimse kulağımı çekmeden bari ben düzelteyim, dedim.

İlahi, deriz ya!
Bayramın müjdesi bir değil, ikiydi. Rahşan Ecevit, dışında kalacağı bir siyasî partinin bayram ertesi kurulacağını haber verdi. Demokratik Halk Partisi olabilirmiş adı. Ama henüz kesinleşmemiş.
Beride Mustafa Sarıgül (Yani nâm-ı diğer Türkiye Değişim  Hareketi lideri) daha ileri bir noktada: 2011’de iktidar ve başbakan olacağını açıkladı.
Not. Başlıktaki «ünlem» olan İlahi, «Ey benim Allahım!» hitabı değil; «Ne tuhaf, hay Allah!» anlamındaki hayret ve sitem ifadesi olan İlahi!’dir.