Yaa, seçmen diye de biri var!

Kazasız belasız geçen 22 Temmuz Seçimi'nin sonuçlarını milletçe adeta, bir köylü dostumun çok sevdiğim hayret nidasıyla karşıladık:

Kazasız belasız geçen 22 Temmuz Seçimi'nin sonuçlarını milletçe adeta, bir köylü dostumun çok sevdiğim hayret nidasıyla karşıladık:
– Şaştım yahu!
Halkoyu araştırma işinin sessiz kahramanlarından Adil Gür'ün yönettiği bir çalışmanın sonuçları vardı dünkü Milliyet'te. Hepimizin aklından geçen bir sual kullanılmıştı haberin başlığında:
– Oylar kime, neden verildi?
Okuyun, seçim ertesi yazılan, yapılan yorumları, hepsinin ardında şu sarsıcı gerçeğin gölgesini göreceksiniz:
– Biz birbirimizi tanımıyoruz aslında. («Doğru dürüst tanımıyoruz» diyecektim, vazgeçtim; «hemen hiç» tanımıyoruz.)
Şimdi bir iki örnekle, Adil Gür'ün belirlediği, partiden partiye değişen «oy verme gerekçeleri»ni görelim:

  • AKP'ye oy verenler: 1. İktidardaki iyi hizmetleri için. 2. Siyasî görüşüme yakın olduğu için. 3. Tayyip Erdoğan için.
  • CHP'ye oy verenler: 1. Cumhuriyet ve laiklik konusunda endişeliyim. 2. Siyasî görüşüme yakın parti. 3. Hep bu partiye veririz. (Baykal için diyenler altıncı sırada.)
  • MHP'ye oy verenler: 1. Teröre çözüm bulacak partidir, diye. 2. Siyasal görüşüme yakın parti. 3. Hep bu partiye oy veririz. (Bahçeli dördüncü sırada geliyor).
  • DTP'ye oy verenler: 1. Siyasî görüşüme en yakın partidir. 2. Hep bu partiye oy veririz. 3. Lideri (Ahmet Türk diye belirtilmemiş) için.
    Çalışma 7, 8 temmuz günleri yapılmış. Sonuçlar bildirilirken, benim gibi kestirmeden «oy veren» değil, «oy vereceğini söyleyen» demeye özen gösterilmiş.
    *
    İktidarın asıl sahibi millettir, diyoruz. Belli sürelerle ona, tercihlerini soruyoruz. Evde ana-babamızı, okulda öğretmenimizi, işte müdürümüzü veya patronumuzu mümkün mertebe tanımaya çalışmaz mıyız? İstediklerini yerine getirebilmek için, onların tercihlerini bilmek gerekmez mi?
    O zaman, alışverişi doğrudan kitlelerle olanların, yani bütün üreticilerin (tarımcıdan sanatçıya kadar), bütün tacirlerin, sanayicilerin, müzisyenlerin, ressamların, yazarların, reklamcıların, oyuncuların, gazetecilerin... ve siyasetçilerin, kitlenin ihtiyaçları, şikâyetleri, dilekleri yanında, bir anlamda müşterileri (geçim kaynağı) olan milyonların psikolojisini de iyi bilmeleri ve takip etmeleri gerekmez mi?
    Araştırmaları seçimden seçime yapmakla, «hekimsiz köy» niteliğinden ilelebet kurtulamayız.
    Dil Yâresi
    Türkçe dostlarından (Ferşat Ballı)
    Söz okurumun:
  • Haber 10.com adresinde AA kaynaklı bir haber: 1. «İlçeye bağlı Karahallılar köyünde Osman Örs (61), evinin yakınlarında oğlu Aydın Örs tarafından bıçaklanmış halde bulundu.» (Bıçaklayan kim? Aydın Örs mü yoksa başka biri mi, belli değil. Sen nelere kadirsin ey virgül!) 2. Devam ediyoruz. «Oğlu tarafından hastaneye kaldırılmak istenen Osman Örs, yolda yaşamını yitirdi.» (Ne kadar da severmişiz edilgen yapıları! Şunu «Oğlunun hastaneye kaldırmak istediği Osman Örs yolda yaşamını yitirdi.» şeklinde yazsak, zaten yaralanmış olan Osman'ı bu kadar aktif hale sokup yormasak, olmaz mı?)
    Sıra gene türbana geliyor
    Geçen seksen yıla rağmen, şikâyetleri, dilekleri, tercihleri çok önemli olan seçmeni (yani milletimizi, bizi, kendimizi) doğru dürüst tanıyamadığımızın en son ve açık delili, seçim sonuçları karşısındaki şaşkınlığımız oldu.
    Gelişmeleri düzenlemeye çalışabilirsiniz, çalışmalısınız, ama önlemek isteyince bunu her zaman başaramazsınız. Meclis'te Yahudi mebus olduğu gibi Kürt mebus da bulunabilmelidir, deseniz -mesela 1950 seçimlerinde- kızılca kıyamet kopardı. Yeni Meclis'te yirmiden çok Kürt var, bizim Kürtler'den tabii... İtiraz eden oldu mu?
    Bir yola çıkmışız, gidiyoruz. Hedeflediğimiz mutlu günler kadar, günümüzün çevre şartları, milletlerarası ilişkiler, geçmişin sırtımıza yüklediği ağırlıklardan geri kalanlar da var. Yükün tamamından kurtulup hızımızı hemen artıramıyoruz. Ama birbirimizi ikna ederek, bazen uzun süreler sabrederek yükü gittikçe hafifletiyor ve hızlanıyoruz.
    Gitmeyin şimdi üzerine. Bütün pürüzleri birden gideremeyebiliriz. En ileri ve müreffeh toplumların bile, çözümlenememiş ilkel pürüzleri var. Din konusunda, dil konusunda, dirlik konusunda, birlik konusunda... ama var.
    Beğendiğimiz, güvendiğimiz siyasetçi Abdullah Gül, dilerdim ki «milletin iradesi» gibi, bu beşerî, bu tarihî gerçeği de görmezlikten gelmesin!
    Eee, o da insan!
    TELAYNAK
  • Öteden beri, Savaş Ay'ın halkın arasına karışma tavrını, üslubunu beğenirim. Bu konuda bir tarzı olan ikinci televizyoncu bence Kadir Çöpdemir'dir.
    Savaş Ay'ın A Takımı yeniden harekete geçiyormuş. Kanal 1'de (Yarın, 23.00). Sır (The Secret) adlı kitabı konuşacaklarmış.
    İyi kötü tanıdığımız ünlü kimselerin, katıldıkları programın sahibine, sunucusuna göre, birinden diğerine adeta değiştiklerini söylersem, beni yadırgar mısınız? Aynı kişi, ne bileyim Beyazıt Öztürk'ün, Seda Sayan'ın, İbrahim Tatlıses'in ve Okan Bayülgen'in programlarında farklı farklı kişilere dönüşür gibi oluyor... diye, dediğimi açmaya çalışıyorum da, zor oluyor biraz.
    Demek istediğim, bildiklerimiz de olsa, mesela Savaş Ay adlı aynanın karşısında farklı birini seyreder gibi oluyoruz.
    Bu gözle seyredin bakalım, bana hak verecek misiniz?