Yakın tarihe bir göz atalım mı?

Bütün bu çırpınışlara, giderilemeyen endişelere sebep, AKP'nin seçimlerden bir kere daha ezici bir üstünlükle çıkması ihtimali midir, diye soruluyor.

Bütün bu çırpınışlara, giderilemeyen endişelere sebep, AKP'nin seçimlerden bir kere daha ezici bir üstünlükle çıkması ihtimali midir, diye soruluyor. Soran çok oluyor ve bana öyle geliyor ki, Türkiye'de asıl büyük çoğunluk bu suale cevap aramaktadır.
Şimdi benim yaşımda olup da 1954 Genel Seçimleri'ni hatırlamamak mümkün mü?
Hatırladıklarımı, çok özetleyerek anlatmaya çalışayım. Tayyip Bey'in de şu diyeceklerime göz atacak vakit bulabilmesini çok isterim.
Gerçek anlamda çok partili ilk seçim, Türkiye Cumhriyeti adlı ülkede, 21 temmuz 1946 pazar günü yapıldı. Millî Şef İnönü sıfat değiştirmiş ve seçime, CHP Genel Başkanı olarak katılmıştı. Bu ilk seçim içimize sinmedi. Sandıklara hile karıştığını öğrendik. Seçimde CHP 396, DP 62 ve bağımsızlar 7 milletvekilliği kazanmış sayıldı.
Meclis'te olup biteni daha bir dikkatle takibe başladık. (Lisenin son sınıflarındayız.) İlk dört yıl çabuk geçti. DP'li milletvekili sayısı, Millet Partisi'nin kuruluşundan sonra 31'e kadar düşmüştü.
Bu 1946-1960 dönemine dair çok şey bilmenizi isterdim. Alınan dersler insanın, daha sonra olacakları önceden kestirebilmesine yardımcı oluyor.
14 mayıs 1950 günü yapılan seçimlere hile karıştığından söz eden olmadı. Netice: CHP milletvekili sayısı 67'ye düşerken DP milletvekillerinin sayısı 393'e çıkmıştı.
Tayyip Erdoğan okusun istediğime göre, hadiseleri, Adnan Menderes'in siyasî hayat hikâyesiymiş gibi anlatayım.
Kurucu dörtlü içinde parlayan yeni sima Adnan Menderes'inkiydi. Başbakanlığı pek yadırganmadı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın işlere ne ölçüde katılacağı (veya karışacağı) hakkında kimsenin net bir düşüncesi yoktu. (Galiba Celal Bey de daha önce bu konu üzerinde düşünmemişti. Devlet ve Hükûmet Başkanları, ilişkilerini, zamanla ve adeta el yordamıyla bir hale yola... koydular demeye de dilim varmıyor.)
1950'ye kadarki hükûmetlerin ekonomi politikalarından söz edildiğini ben hatırlamıyorum. Yeni bir icat olan helikopter'in teknik şemalarını bile uzun uzun inceleyen ve genç mühendis-subaylardan bilgiler alan İsmet Paşa'nın, ekonomik meseleler hakkında ne düşündüğüne dair büyüklerin aralarında bir şeyler konuştuğunu da hatırlamıyorum.
Savaş ve kıtlık, yoksulluk yıllarından yeni çıkmıştık. Kurulan fabrikalarla, döşenen demiryollarıyla, halkevleriyle övünerek oyalanacak ruh halinde de değildik. Savaş öncesine kadar halinden şikâyet etmeyen memur aileleri, şimdi perişandı. İşinsanları vardı herhalde (Benim bildiğim mesela Adana'da mensucat fabrikatörlerinden, İstanbul'da demir, kömür, tütün krallarından söz edilirdi). Ama sanayi ve ticaret işyerlerinde çalışanların varlığı pek hissedilmezdi. Memurlar, esnaf, zanaatçı takımı, tarlasını süren, ineğini, keçisini sağan köylüler...
DP listesinden milletvekili olduktan sonra muhalefete geçen Cihat Ağabey'in (Baban) herşeye rağmen:
– Bu memleketin ekonomisinde bir canlanma olduysa, bunu yaratan gene de Adnan Menderes'tir dediğini unutmuyorum.
*
Bu bahse, bir fevkâladelik olmazsa devam edelim.
AKP'den de bir muhalif çıksın!
Hayır, zorlasanız da ses vermeyeceğim. Taa!.. Demirel çıkıp da bizzat, «Evet, ben Çankaya'da bir dönem daha göreve talibim» diyene kadar. Ne düşündüğümü o zaman öğrenirsiniz, sevgili merakî okurlarım.
Gelin biz, meydanda, gözler önünde cereyan eden bir hadisenin kahramanını konuşalım.
– Kuzum Abdüllatif Şener ne yapıyor? Takındığı tavırdan maksadı nedir? Ne bekliyor? suallerine cevap arayalım.
Reha Muhtar dün, benim de okuyup anlayabileceğim bir yazı yazmıştı. (Basın dünyamızın «hovarda-meşrep» aşk yazarlarının, kadın ruhunun güç patikalarında gezinti davetlerine ayak uyduramadığım için, o konuda yazdıklarından yazık ki faydalanamıyorum. Ademoğlu, hemcinsinin bu bilgiyi nereden edindiğini düşünmeden de edemiyor galiba.)
Abdüllatif Şener'in manifestosundan söz ediyordu, Muhtar:
– Ey Tayyip, Abdullah ve Bülent Bey kardeşlerim! Benim dediklerimin hep tersini yaptınız, demek istedi diyor. Bana müsaade! Bunları yapmadığınızı anlatmak için, ben aranızda yokum. Çünkü doğrularımı size, aranızdayken anlatamıyorum. Belki ben olmayınca anlarsınız!
Muhtar, Şener'in bugüne kadarki uyarılarını da hatırlatıyor: l Yeri geldi şarap muhabbeti yaptım. l Ben Aleviyim, dedim. l Her Mülkiyeli biraz komünisttir, diyen de benim. l Mitinglere katılanların da milletvekili olduğumu söyledim. l 4 yılda 25 üniversitede konuştum. l Hepimiz Cumhuriyet çocuğuyuz. Laikliğin tanımı Anayasa'da var, dedim... (Vatan, 5 haziran)
Hepimiz biliyoruz Şener'in bu dediklerini ve başta üç lider arkadaşı, AKP Grubu'nun onu adeta işitmezden geldiğini.
*
Şener, Fikret Bila'nın okul arkadaşıymış. «Dürüst, dik duruşlu, ulusal konularda duyarlı, herkesi kucaklamak isteyen bir kişiliği vardır, diyor ve ilave ediyor Bila: Aday olmadı. Elbette bunun bir siyasî anlamı var. Bazen bir şeyi yapmak kadar, yapmamak da bir siyaset biçimidir.»
Sormuş Şener'e:
– Partide kalacağınıza göre, sizinki mücadele mesajı taşıyan bir açıklama mıdır?
Şu yorumu getiriyor Bila:
– AKP gibi tartışılmaz lider hâkimiyetinin bulunduğu bir partide Şener'in aldığı tavır, önemli bir itiraz, bir karşı duruş anlamı taşıyor. (Mill., 5 haziran).
Olumlu bir tavır, sevinilecek bir hadise yani. Bence de, AKP Genel Başkanı'nın güvendiği bir frene ciddî ihtiyacı var.