Yalnız askerle olmaz; faziletli dirayetli siyasetçi de lazım

Kürt sorunu tartışılıyor. Tartışma kalitesi üzerinde durmanın anlamı yok, ha deyince yükseltilmesi mümkün değil zaten. Söylenenler arasında doğru değerlendirmeye yarar bir gözleme ratlarsam hemen altını çiziyorum.

Kürt sorunu tartışılıyor. Tartışma kalitesi üzerinde durmanın anlamı yok, ha deyince yükseltilmesi mümkün değil zaten. Söylenenler arasında doğru değerlendirmeye yarar bir gözleme ratlarsam hemen altını çiziyorum.
İsmet Berkan'ın şu dediği gibi: «Kürt sorununun çözümünden biz ne anlıyoruz?» (Radikal, 20 kasım).
İlk bakışta pek sade bir suale benziyor. Hiç de öyle değil!
Bu sualin cevabında anlaşmadıysanız, bırakın bir asırdır ihmal ettiğiniz bu müzmin meseleye bir çözüm bulmayı, siz henüz mesele dediğiniz hadisenin adını bile koyamamışsınız, demektir.
PKK muhatabımız değil. Meclisimizde yer almış bir siyasî kuruluş olan DTP mensuplarına, İsmet Berkan'ın sualini bir kelimesini değiştirerek sorsak:
– Hanımlar beyler! Kürt sorununun çözümü derken, siz bundan ne anlıyorsunuz?
Seksen yılı geride bırakmış bu müzmin meseleye onların da doğru teşhis koyamadığını görürüz.
Benzer hallerde çıkar yol, karşı tarafta aklı başında insanlar bulup, çözümü birlikte aramaya başlamaktan geçer. Ben olsam çözüm arayışında mesela Ahmet Türk'le işbirliğine önem verirdim, diye düşünürüm.
Çözüme giden yolda omuz omuza verilebilecek, Bizim Kürtler'den birini daha keşfettim. Bir hanım! Aklınıza Leyla Zana'nın gelmeyeceğinden eminim. Aysel Tuğluk'tan söz ediyorum. Farkında mısınız son günlerde bu ikili, DTP üst yönetimiyle aralarına bir mesafe koyma ihtiyacını duydu. Bence hayra alamet değil.
*
Bizim Kürtler diye bir meselemiz yokmuş gibi davranmayı çıkar yol zannettiğimiz yıllardan beri, aynı şeyi düşünürüm:
– Kuruluştan sonra hadiseler çıkmış, neredeyse iç savaş denemeleri yapılmış, ama bakın 1950'den sonra otuz-otuz beş yıllık bir sükûnet dönemi var. Neden? Çünkü çok partili düzen duruma el koymuş. Etnik kökenin lafı bile edilmez olmuş. Demokrasinin bir fazileti de bu değil mi?
Bence değil. Çünkü demokrasi aynı zamanda, toplumda bir çatlak ve anlaşmazlığa dönüştürülebilir farklılıklar arayan bir zümrenin de işine gelen rejimin adıdır.
Siyasetçilerden söz ediyorum, derken, elbette onlar arasında mevcudu hamdolsun hâlâ tükenmemiş fazilet ve dirayet sahibi siyasetçileri kastetmiyorum. Siz de bu iki meziyete sahip olmayan siyasetçiler türünün tükendiğini düşünmezsiniz herhalde.
O tür, mesleğini icra için farklılıkları aramakla kalmaz, bulamazsa yaratmaya da çalışır. Asıl marifet, her düzende siyaseti (ve memleketi) bu zümrenin şerrinden koruyabilmektir.
Karşı tarafta yer alanlar arasından gözünüzün kestikleriyle en önemli işbirliği alanınız, sözünü ettiğim bozguncu zümre mensuplarını etkisiz duruma getirmek olabilir.
Kimin üzerine vazifedir bu? Nitelikli siyasetçinin! Benim mesleğimin mensuplarına düşen görev de, fazilet ve dirayet sahibi siyasetçilere destek olmaktır.
Bir «Üç Arkadaş» hikâyesi ki...
Hocam Şükrü Baban «Hukuk okudun aldanabilirsin, dedi bir gün. Şunu hatırında tut. İnsana hürriyetini anayasalar sağlamaz. Daha önemli olan cebindeki paradır.»
Sözünü dinleyerek gayret de ettim, gazetecilik dışı işler yapmaya çalıştım. Ne diyebilirim şimdi, beceremedim işte. İnanın inanmayın, parayı harcamak için değil, hürriyetime sahip kalabilmek için istiyordum.
Böyle olunca insan çok kazanan başarılıları pek kıskanmıyor. Ama tanıdıklarımdan üç kişi var ki onları kıskanırım. Tekfen olarak halka açıldılar ve fazlasını da hak ettikleri güveni, ilgiyi gördüler. Feyyaz Berker'i, Necati Akçağlılar'ı uzaktan tanıyorum. Nihat Gökyiğit'in dostu olmakla övünürüm. Hayırlı insanların elinde para bile güzelleşiyor.
Bu üç büyük gönüllü adamı, başından başlayarak biri anlatsa ya bize! Örneğin sahicisi kendi reklamına tenezzül etmiyor.
Dil Yâresi
FAZİLET, DİRAYET ve MEZİYET

  • İlk yazıda bugün, fazilet ve dirayet kelimelerini başlıkta da kullandık. Bir de meziyet var. Reşat Nuri Güntekin Türkçe'sini ağır ve anlaşılmaz bulan neslin mensuplarına hesap verme ihtiyacını duydum. Şimdi açalım sözlüğümüzü:
    FAZİLET, ar. i. «Dürüstlük, iffet, namus, merhamet, alçak gönüllülük, yiğitlik, sadakat, adalet, kerem ve ihsan gibi ahlakî meziyetlerin hepsine birden verilen isim.» (Türkçe Sözlük içinERDEM, «Ahlakın övdüğü iyilikçilik, alçak gönüllülük, doğruluk» demek.)
    DİRAYET, ar. i. «1. Çabuk kavrama yetenegi, kavrayış, anlayış. 2. İlim ve tecrübenin verdiği becerikllilik, iktidar.» (Türkçe Sözlük için DİRAYET tek kelimeyle «Zekâ».)
    MEZİYET, ar. i. «Bir kimse veya bir nesneyi benzerlerinden üstün kılan vasıf, üstünlük.» (Türkçe Sözlük de farklı değil: «Bir kişiyi veya nesneyi benzerlerinden üstün gösteren nitelik».)
    Bu yazıyı okuyanlar, beni:
    – Ee seninki ne de olsa şair mizacı, diye ti'ye alacaklardır. Sen, kafiyeli olarak «fazilet, dirayet ve meziyet» dersin.
    – Bir FAZİLET kelimesini tarif için on farklı kelimenin yan yana getirilebilmesi bir anlam zenginliğini gösterir. AŞK ile SEVİ kelimelerini düşünün. Peki, âşık'ın karşılığı nedir, diye sorun, alacağınız cevap «Vurgun veya tutkun» olacak.