Yalnız memur ile işçi değil ki!

Ahmet Kıvanç'ın, «Emeklilik uçurumu büyüyecek» haberini, sevgili şairin dediği gibi mübalağa üzre bir dikkatle okudum (Radikal, 30 kasım).

Ahmet Kıvanç'ın, «Emeklilik uçurumu büyüyecek» haberini, sevgili şairin dediği gibi mübalağa üzre bir dikkatle okudum (Radikal, 30 kasım).
Derim ya, ben işçi emeklisiyim. On beş yıldan beri söylüyorum: Emekli memurların durumu bizden daha hallice olsa da, Türkiye'de bütün emeklileri, dul ve yetimleri koruyan, ömürlerinin kalan yıllarını güvenli, sağlıklı ve huzurlu geçirmelerini sağlayan bir sosyal sigorta sistemi henüz kurulmamıştır. Ödenebilen para maaş değil, geçmiş hizmetlere teşekkür bâbında, bir tür bahşiş'tir. (Maaş'ın bir açıklaması da şu: «Yaşamak ve geçinmek için gerekli olan şey, rızık.»)
Bunun aksini iddia eden varsa, uzun uzadıya tartışmaya hazırım. Derdimizi, benim durumumda olanlara (yani işçi ve esnaf emeklileri ile dul ve yetimlere, bu arada elbette memur emeklilerine de) uzun uzun anlatmama hiç gerek yok. Onlar bilir zaten!
Evet haberi, önemli ifadelerin altını çizerek iki kere okudum.
5510 Sayılı SSGSSK Tasarısında (Kısaltmayı cana yakın buldunuz mu? Tamamlanırsa «Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu» oluyor) bazı değişiklikler yapılacakmış.
Hukukçu değilim evet, ama dört küsur yıl devam edip bir hukuk fakültesini bitirdim. Şu arada durup, baştan sona bir kere daha okudum haberi. Hayır! Size özetleyerek açıklayacak kadar anlayabilmiş değilim. Örnek cümleler aktarayım sadece.

  • «Prim ödedikleri her yıla ilişkin emekli aylığı bağlama oranı yıllık yüzde 2,6'dan yüzde 2,0'ye çekilecek; işçi ve memur arasındaki emekli aylığı uçurumu daha da açılacak.» (Halen, aynı süre çalışmaya karşılık emeklinin memuruna yüzde 75, işçi ve esnaf olanına yüzde 65 ödeniyormuş.)
  • Haberden bir alıntı daha: «Yeni sistemde 25 yıllık çalışmanın sonunda, 1 000 lira maaşlı memurlar 750 YTL emekli aylığı almaya devam ederken, işçi ve esnafın aylığı 650'den 500 YTL'ye düşecek»miş.
    Bir not daha: Çalışma Bakanlığı'ndaki toplantılarda memurlarla ayrı, işçilerle ayrı görüşülmüş. Böyle olduğunu DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi'den öğreniyoruz. «Memur ile işçiyi karşı karşıya getiren bir anlayışı doğru bulmuyoruz» diyen de o.
    Karşı karşıya gelecek talihsizler arasında bir evi çekip çevirecek kadınlar ile erkekler, anababalar ile çocuklar, ev sahipleri ile kiracılar, çarşıdan da geçmek zorunda olan ücretliler ile aynı konumda sayılan esnaf da var.
    Dil Yâresi
  • Yalçın Bayer haberin kaynağını da veriyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Today's Zaman gazetesi muhabirine söylemiş.
    – Hükûmet Türk alfabesine q, w, x harflerini eklemeyi düşünüyor, demiş.
    Yalçın görmese farkında olmayacağız. «Bu üç harfin eklenmesiyle iki dilin birbirine yakınlaşabileceğini» söyleyenler de var imiş. Mesela eski DEP milletvekillerinden, Kürt-Pen Yazarlar Birliği temsilcisi Sedat Yurttaş. Dahası, İngiltere İçişleri Bakanı Jack Straw'ın Ankara'da İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a ilk sorduklarından biri de 32 harfli alfabe olmuş. Bakanımızın cevabı:
    – Çok önemli gelişmeler değil, ama çalışmalar var.

    Türkçe dostlarından
  • İnternet'e Türkçe'de ne diyelim, diye sorduk. İlk cevaplar gelmeye başladı.
    – «Bilgisunar daha çok server'in karşılığı olabilir. Sonra İnternet özel ad, dünyada bir İnternet var, her yerde kullanılıyor.» (Azmi Tekinalp)
    – «Bilgibağı, diyelim. Hem bağlantı, hem de üzüm bağı gibi lezzet üreten yer. Bilgi lezzetlidir.» (Mehmet Tulgan)
    – «İnternet bilgiyi sunar, doğru. Ancak bilgi, film, kitap, dergi, müzik, oyun, kumar, sohbet ve benzerlerini de sunar. Bence ağ, örgü gibi kelimelerle bir ad üretilebilir.» (Burç Beşgül)
    – «Bilgisunar buluşu için bir sualim var: Dünya'da İnternet'e, İnternet dışında bir ad takan kaç dil / ulus / millet var? Şu site, genel olarak İngilizce terimlerin diğer bütün dillerdeki karşılıklarını göstermeye çalışır. Faydalanacağınızı umarım:
    http:/www,websters-online-dictionary.org/definition/internet (Ali Büke)
    Hepsine teşekkürler!
    Murat Belge'yi kazanmak için
    Bizim işimiz topluluklarla; ama insanlarla bire bir, yüz yüze bir ilişki değil. Daha çok romancı gibi, çoğunu belki hiç tanımayacağımız okurlarla uzaktan uzağa bir buluşma.
    Melek'in her akşam, sessizce masama bıraktığı «tıklanma listesi»ne, ben de merakla bakarım. En çok tıklanan Radikal yazarı, Perihan Mağden'dir. Hemen ardından gelen iki yazarımız daha var: İsmet Berkan, Murat Yetkin.
    Açıkça söyleyeyim. Perihan'ın asıl cazibesi işveli üslubunda diyorum. Ee, İsmet ve Murat Radikal okurunun en çok ilgilendiği alanın yorumcuları.
    Sonra? Sonrasının izahı benim için daha zor. Seyrek de olsa bazen o basamaklara çıktığım oluyor. Bu yaşta, böylesine genç ve çağdaş havalı bir gazetede, ilk 10'a girdiysen ne mutlu sana; çeneni (ve kalemini) tut ve sevin, diye Hakkı Efendi'yi yüreklendirmeye çalışıyorum.
    Ama tıklama (daha doğrusu tıklanma) listesi beni, dün olduğu kadar hiç şaşırtmamıştı. Liste başında «Kimse ateist olamaz» diyen Namık Kemal Zeybek var. Yazısına «Ben bir ateist olarak...» diye başlayan Murat Belge'yi tashih ve (ikna görünüşü altında) teşvik etmeye çalışıyor. «La ilahe illallah sözü arınmanın açarıdır» diyor. (Açar, «anahtar» demek ya!) «Hayır, siz tanrı tanımaz değilsiniz. Sadece Tanrı'nın adını değiştiriyorsunuz» diyor. Okumadıysanız, nasıl iyi niyetli olduğunu size ben anlatamam.