Yangından mal kaçırır gibi

Meclis'teki Hükûmet Programı tartışmalarına kulak vereyim dedim, olmadı. Canım çekmedi diye kendimi ayıplamıştım.

Meclis'teki Hükûmet Programı tartışmalarına kulak vereyim dedim, olmadı. Canım çekmedi diye kendimi ayıplamıştım. Ertesi gün baktım, Murat Yetkin beni teselli edici izlenimlerini yazmış: «Meclis kulisinde, Hükûmet Programı'ndan çok, AK Parti'nin hazırlamakta olduğu yeni anayasa taslağı konuşuldu» diyor (Radikal, 4 ağustos).
Murat'ın sıradan bir şeymiş gibi, laf arasında, yeni anayasanın mensubiyetine dair dediğini de fark etmişsinizdir: «Ak Parti'nin hazırlamakta olduğu...» AKP mensubu olmayanlar arasında bu nitelemeye katılmayanı zor bulursunuz.
Tartışma ve oylama aşamalarından önce «Yeni anayasamızın bütün önçalışmalarını da birlikte yapsaydık» diye esef beyan etmeyen yok, denebilir.
AKP bir heyet kurup, ilk hazırlığı -anlaşılan çok daha önce- başlatmış. Heyet bu metni AKP'li hukukçulara devretti. Onlar da, eleştiri ve önerilerini de ekleyerek, metni ilk heyete geri göndermişler.
Sıra geldi bu anayasa metninin (yani tasarı teklifinin) kamuoyuna açıklanmasına.
Yazılanları ben de okudum. Yüzde yüz katıldığım bir uyarıyı İlter Türkmen yaptı. Dedi ki:
– «Economist dergisi Türkiye'yi bu aşamada bekleyen en büyük sınavın yeni Anayasa olacağını vurguluyor. Doğru bir görüş. Yeni bir Anayasa'ya mutlak surette ihtiyaç duyulduğu yadsınamaz. Ancak bu konuda acele etmek ve seçimlerden sonraki çalkantılı ortam yatışmadan bir ilk taslağın bazı maddeleri üzerinde erken tartışmaları tetiklemek galiba hata olmuştur» (Hürriyet, 4 ağustos).
İçimden:
– Keramet buyurdunuz İlter Bey! diye haykırmak gelir.
Unutmayın ki bu ülkede çok insanın, içinde biriken eleştirilerini ve hazır önerilerini yüksek sesle ifade etmek isteyeceği bir temel konumuzdur, tartışmaya açacağınız metin. Yangından mal kaçırır gibi, nedir bu acele?
1960 Anayasası'nı İstanbul'dan «getirtilen» ünlü hukuk hocalarına alelacele nasıl sipariş ettiklerini Madanoğlu Paşa'dan dinlemiştim:
– Yere bağdaş kurup oturdum. Koltuklarda, kanepelerde hukukçu hocadan geçilmiyor. Söze «Biz bu ihtilal işine sayın hocalar, dangalakça girdik, diye başladım.» derdi.
Müdahale 27 Mayıs'ta yapıldı. Dediğim toplantı 28 mayıs günü. Hocalar ilk raporlarını o günün akşamı Paşa'ya teslim ettiler. Ne var ki, on kişiden oluşan heyetin üyeleri arasında bile, her konuda görüş birliği sağlanamamıştı. Bu ayrılık yetmezmiş gibi, Siyasal Bilgiler'in İdarî İlimler Enstitüsü'nde kendiliğinden (Prof. Tahsin Bekir Balta'nın başkanlığında) kurulmuş bir heyet de ikinci bir tasarı metni hazırlamıştı.
Millî Birlik Komitesi bu iki metni, topladığı Kurucu Meclis'e verdi. Orada komisyonlardan, bu arada Meclis'teki partili temsilcilerin süzgeçlerinden de geçen tasarı bir referandumda oya sunuldu ve yüzde 61,5 «evet»le kabul edildi. CHP ile Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi evet'çi, Adalet Partisi ile kısmen Yeni Türkiye Partisi hayır'cı taraftaydılar.
1961 Anayasası'nda değişiklik çalışmaları 1969'da başladı. 1971'de çok önemli değişikliklere gidildi.
Ondan ötesini de anlat, biraz ayrıntılara gir deseniz (Mesela bir Senato'nun gerekliliğine veya gereksizliğine dair uzun boylu tartışmalar var), anlatmaya sayfalar yetmez.
O tartışmaları, sonraki değişiklikleri, uygulamadaki çözümsüzlükleri yaşamış kiminle konuşsanız, bugünün siyasetçisine sanırım aynı şeyi söyleyecektir. Müsaade ederseniz ben, günümüzde daha etkili olabilir diye düşündüğüm bir kaynaktan faydalanarak, size, bir hâdis-i şerîf'ten nasihat aktarayım:
«Acele etmek şeytan işidir. Ama beş şey bundan müstesnadır: l Kızını evlendirmek. l Borcunu ödemek. l Cenaze hizmetlerini sonuçlandırmak. l Misafiri doyurmak. l Günah işleyince hem'an tevbe etmek.»
Gördüğünüz gibi, acele caizdir listesinde anayasa yapmak yok!
Mümtaz'er BEY'e dikkat!
Prof. Mümtaz'er Türköne adıyla ben ilkin, Mümtaz adına eklenen «kesme'li» er eki sebebiyle ilgilendim; doğru telaffuza yardımcı olan bir imla biçimidir. Kesme çizgisinin bulunmayışı bazı yerde (Mes'ut, Kur'an, Neş'e, Meş'ale) yanlış telaffuza yol açıyor.
Mümtaz'er Bey meğer, yeni AKP hanım milletvekillerinden Özlem Türköne'nin eşiymiş. Özlem Hanım da, seçim öncesi sohbet programlarının birinde Okan Bayülgen'e haddini bildirme girişiminde bulunan milletvekili.
Onlar orada, ekranın elverdiği ölçüde tartışa dursun (Okan gençlere kendi üslubu içinde çoğu zaman adlarıyla hitap eder. Biz yaşıtız anlamında, anlayana elbette, bir yakınlaşma, benimseme jestidir bu. Özlem Hanım'ın böyle bir alışkanlığı, dünyası yok demek ki... Üzerinde durulacak bir tepki değildi onunki de; hakkında bir fikir edinme dışında.), evet ekranda bu atışma devam ederken meğer Mümtaz'er Bey de hop oturup hop kalkmaktaymış:
– Bayülgen eşimle konuşurken epeyi öfkelendim, diyor. «Bu adama bir yerde rastlarsam döverim herhalde» dedim. Sonra da «Şimdi değil de soğuduktan sonra hakkından geleyim» dedim. Yaptığı saygısızlıktı ve bunda ısrar etti çünkü... (Fadime Özkan'la mülakat, 3 ağustos, Star gazetesi)
Hürriyet'te okudum, Bekir Coşkun'a kinaye yoluyla «Çomar» diyen de aynı kişiymiş.
Demek hanım milletvekili eşleri üzerinde (sayıları artıyor) durmak gerekecek. Biz Prens Philip'i gördük; Türkiye'de de Özer Çiller'i. Bu arkadaş yarın birgün Meclis kapısında, eşiyle tartışan milletvekillerinin yolunu keseceğe benzer. Tedbirli olmalıyız!