Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Orhan Pamuk ve bir de «hukuk»

Parislilerin zihnine bir küşâyiş geldi anlaşılan diye okudum, dünkü Radikal'in haberini. Aşırı sağcı Le Pen Efendi ve taifesi aleyhinde...

Parislilerin zihnine bir küşâyiş geldi anlaşılan diye okudum, dünkü Radikal’in haberini. Aşırı sağcı Le Pen Efendi ve taifesi aleyhinde de bulunsalar, Paris Belediyesi meşhur Eyfel Kulesi’ni Türkiye’yi simgeleyen kırmızı ve beyaz renklerle aydınlatma kararını uygulamaya başladı.
Paris Belediyesi kısa süre önce yönetmen Nuri Bilge Ceylan’a, Cannes Film Festivali’nde aldığı ödüllere ilaveten kentin simgesel madalyasını vermişti. Bir ay kadar sonra Paris aynı şekilde romancımız Yaşar Kemal’i ödüllendirdi. Paris’te Türk Mevsimi dolayısıyla oluyor bunlar da, biz bir taraftan hoşnut olurken bir taraftan da «Eniştem beni niye öptü?» diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Yadırgama sebebimiz de belli: Sarkozy’nin Türkiye’nin AB’li olması konusundaki huysuzlukları.
Dün Radikal’de, Paris’in aynı Mevsim tertibinden Orhan Pamuk’a da bir madalya verdiği haberini okudum. Ondan ibaret de değil. Salı günü Paris Belediye Sarayı’nda madalya töreni yapılmış. Belediye Başkanı da orada. Başkan Bertrand Delanoé «Orhan Pamuk’un iyi bir okuyucusu» olduğunu söylemiş bu arada; Türkiye’nin AB üyesi olmasını istediğini açıklamayı da ihmal etmemiş.
Haberi okumuş olmalısınız. Orhan da Türk yazarlarının Paris’i her zaman sevip benimsediklerini söylemiş. Paris gibi İstanbul’un da zengin tarihi vardır, demiş ve eklemiş: «Bu ödülü yaşadığım kent İstanbul adına alıyorum.» Odeon Tiyatrosu’nda da bir gece düzenlenmiş romancımız adına. Öteki Renkler adlı kitabından bölümler okunmuş. Tiyatronun müdürü «Türkçe’yi tiyatromuzda ilk defa misafir ediyoruz» demiş. Odeon oyuncularından Fanny Ardant ile Orhan, Türkçe ve Fransızca olarak beş ayrı bölümü okumuşlar.
Sonra Sorbonne’da Prof. Sophie Basch ile Orhan yan yana bir söyleşi yapmışlar. (Belki bir seminer seansıydı. Görünce sorarım Orhan’a.)
Sahici bir keyif benim için bunları okumak. Bilir misiniz ben çok önce, «Bir gün bir Türk yazarı Nobel edebiyat ödülünü alırsa, onun adı Orhan Pamuk olacaktır» diye yazan -hayır kâhin değil- iyi bir roman okuruyum. Ve Orhan’ı se-ve-rim!
*
İnanın yarım saat sonra da şu haberi okudum (veya dinledim, tam hatırlamıyorum). Yargıtay, Orhan Pamuk hakkında, İsviçre’deki bir mülakatta «30 bin Kürdü ve 1 milyon Ermeniyi öldürdük» dediği için manevî tazminat davası açılabilir kararına varmış. Karar Hukuk Genel Kurulu’nca alınmış.
Şişli 3. Asliye Mahkemesi bu sebeple asıl, Şehit Anaları Derneği ile ziyade ünlü avukat Kemal Kerinçsiz tarafından Orhan hakkında açılan manevî tazminat davasını reddetmişti. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu kararı esastan bozmuş. Şişli Mahkemesi davayı yeniden görüşmüş ve ilk kararında direnmiş. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da direnmiş ve yerel mahkeme kararı bir kere daha bozulmuş. Pamuk «karar düzeltme» talebinde bulunurken sormuş: «Her Türk vatandaşının dava açma ehliyeti olduğu kabul edilirse, bunun vereceği sonuç da düşünülmüş müdür? Bu durumda düşünme ve ifade özgürlüğünden söz edilebilir mi?» diye.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Orhan’ın «karar düzeltme» talebini de reddetmiş.
Şimdi Şişli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi davayı, esastan ele alarak bir kere daha inceleyecek ve karara bağlayacak, demektir.
Ben de takip ederim.

Protestonun sebebini bize de söyler misiniz, Tayyip Bey?
Bizim Başbakan, İMF-DB’nin İstanbul toplantılarını açarken «Dışarıdaki protestoları da dikkate alın!» diye bir akıl verdi kendisini dinleyenlere. Ertesi gün, yani Taksim’de ve civar caddelerde olup biteni hepimiz gördük. Başbakan dün gene ekrandaydı. Anlayışsızlığımızı alaya alan bir yüz ifadesiyle... «Ben de herhalde cam çerçeve kırarak başkalarını mağdur duruma düşürenleri kastetmedim» diyordu. Meğer o dünya kamuoyunu uyarmaktaymış da, biz yanlış anlamışız.
İlham kaynağı şairlerimizin geçen gün adlarını sıralarken, Ziya Paşa’dan da söz etti mi Tayyip Bey? Hatırımda onun bir dizesi var: Şairim amma ki etmem bihûde lâfügüzaf, der Paşa... Ama Başbakanımızın şairlik gibi bir iddiası yok galiba; onunki nihayet şiir sevgisi.
Onu bırakın da, meşhur nâtıka gücüyle bize asıl, İMF’yi ve Dünya Bankası’nı protesto edenlerin, bize ve bu toplantılara katılmak üzere şehrimize gelmiş yabancı uzmanlara ne demek istediklerini anlatsa, Başbakanımıza teşekkür etmez miydiniz?
Ben ederim, çünkü sokaklara dökülenlerin derdi sahiden nedir, sualine tatminkâr bir cevap bulamadım. DİSK, KESK, TMMOB ve TTB sözcülerini ben de gördüm bir ekranda; sebilhane bardakları gibi yan yana dizilmiş, «Bu insanları Başbakan kışkırttı» diyorlardı.
Tayyip Bey’in yaptığı nihayet (artık hangi protestoları kastettiyse), gösteriye katılanların dediklerini de işitmezden gelmeyin uyarısıydı. Peki ne diyordu, 6/7 Eylül talancıları gibi cam çerçeve indiren protestocular? Biri de çıkıp bize, sokağa dökülen bu insanların ne dediğini, neyi nasıl protesto ettiklerini anlatsa ya!
Kongreler şehri olsun istediğimiz İstanbul’da bir araya gelmiş yabancıları niye yuhaladıklarını biz de bilelim dersek, hata mı etmiş oluruz? Ülke olarak İMF’nin, DB’nin yabancısı mıyız? İMF ile anlaştık mı diye sormuyor muyuz aylardır birbirimize? Ben onları pek masum buluyorum da, sıkışınca kapılarını çaldığımız adamlara yok yere haksızlık etmeyin, demek istiyorum sanmayın!
Ne dediğinizi, ne istediğinizi anlamıyorum. Öfkenizi cam çerçeve kırarak kendi insanlarımızdan çıkaracağınıza, kelimelere döküp anlatın ki biz seyircileriniz de olup bitene dair bir şeyler öğrenelim, derdindeyim.
Bunu belki de Başbakan Tayyip Bey’e sormalıyız. İstanbul’da veya yabancı bir ülkede protestolar yapıldığını veya yapılacağını bilerek, gelen misafirleri uyardığına göre, protestocuların ne istediğini de herkesten önce o bilecektir.