Yasak üçlü: rakı, balık, peynir

Bana, gün geldi «Sen artık rakıydı, konyaktı, viskiydi... Yani yüksek alkollü içkilerden vazgeç», dediler. İlle içeceksen akşamları bir iki bardak şarapla idare et!»

Bana, gün geldi «Sen artık rakıydı, konyaktı, viskiydi... Yani yüksek alkollü içkilerden vazgeç», dediler. İlle içeceksen akşamları bir iki bardak şarapla idare et!»
O tarihte üç çeşit rakı vardı memleketimizde, hepsi Tekel fabrikalarında üretilen. Benim işim ortanca kıvam Kulüp Rakısı ileydi. Meğer ne çok çeşidi varmış şarabın; yerlisinin ve yabancısının... Şaştım yahu!
Evin yeni kumandanı kızım Zeynep, sigara ile rakının ardından bir şeyi daha yasak etti bana; şarabın yanında cips olmaz, fazla yağlı, dedi. Dedi mi akan sular duruyor bu yeni rejimde. Taze meyveleri mezeleştirdik.
Biraz önce de televizyonda, her nedense Tütün ve Alkol Piyasası düzenleme Kurulu’nun (Mehabetli bir adı var, değil mi?) son yasağını hatırlattılar.
Doğrudur, yasak 7 haziranda konmuş ve uygulama 7 temmuzda (bugün) başlayacak denmişti.
Tamı tamına kırk bir yıl içtikten sonra ve bundan gene tam yirmi bir yıl önce, bir sabah karar verip tütünle helalleşmiş olan kulunuz, kurul kararı ve devlet zoruyla alkollü içki yasağı kararını yadırgamadım dersem yalan olur.
Evet, alkolün dumanı yok çevreyi zehirleyecek, demiyorum; o yok da, nerede duracağını bilemeyen çoktur. Bunu da bilmeyen yoktur aramızda.
Zaten içme değil yasakladıkları, alkollü içkilerin reklamı yapılmasın istiyorlar. Ben yaştakiler, yarı veya çeyrek yaşımda olanlar için de değil zaten. İçki reklamı yapacaklara gençleri hedef seçmeyin, diyorlar. İçkiyi diğer gıda maddeleriyle ilişkilendirmeyin! (Beni en çok rahatsız eden şu talimat: «Rakı, balık ve beyaz peynir üçlüsünü reklamlarda ZİNHAR [ki «Sakın, aman, asla! demeye gelir] yan yana bulundurmayın!»)
Bakın bir uyarı daha var: alkollü içki reklamlarında cinsellik istismar edilmeyecek, pornografiye yer verilmeyecek! (Ben böylesini hiç görmedim, pornografik yayınlar da mı kullanılıyor?)
Saçmalamadan yasak koymak mümkün de değil galiba!
Bir ay önceki tebliğde bir hüküm vardı, sinema işletmecilerini çileden çıkaran: «Alkollü içki reklamları sinemalarda, o da 18 yaş üstü seyredilebilir kaydı olmayan filmler bittikten sonra gösterilebilir!»
İşletmeciler isyan ediyordu:
– Film bittikten sonra gösterilecek reklamı seyirci oturup da seyretmez ki, diye...
Ben çocuklarıma sigara ve içki yasaktır, demedim. Vakti gelince hepsini beraber içtik, bu arada tütünü gene birlikte bıraktık.
Torunlarımın yanında «Tütünü hem tek kararla, hem de bir günde bırakmaktan; gelen bir yıl içinde analarının, babalarının da aynı şeyi yapmış olmasından gurur duyduğumu» evet mübalağa üzre tekrarladığımı inkâr etmem.
Meslekî yamukluk belki, yasak denince tüylerim diken diken oluyor. Tepem atıyor!

Gül’ün yerinde olmak istemem
Meslekte gazeteci’den beklenen tam tarafsızlıktır. Köşekadıları’na gelince; onlar haberleri kendi gözlükleriyle de değerlendirebilir. Yargı terimlerinde ısrar edersek, belli bir kişiyi, meseleyi veya davayı iş edinmiş, yani savunmaya kararlı olanlara avukat-gazeteci mi, diyeceğiz? Yoksa ona da tarihî bir ad mı yakıştırmalıyız: dava vekili gibi, muhami gibi...
Birinden bir şey isteniyor. Karar ona bırakılmış. Neredeyse bir ağızdan tempo tutmaya başlamak üzeresiniz:
– Haydi! Haydi! Haydi, diye.
Her neyse ben bugün, herkesten çok bir kişiyi ve en üst görevliyi, yani Cumhurbaşkanı Gül’ü haklı bulduğumu beyan edip, (Başbakan, Muhalefet Lideri ve Genelkurmay Başkanı dahil) diğerlerinden şunu isteyeceğim:
– Meseleleri, Cumhurbaşkanı’nı güç durumda bırakacak kerteye kadar getirmeyin, germeyin, yok yere büyütmeyin! 

Dil Yâresi
* Bu kutucuğun içinde, bir sual var ki bana en çok sorulandır; herhalde ben de burada en çok, bu suale inandırıcı bir cevap vermekte zorlanmışımdır.
Sonuncusu şuydu: «Gazetelerde sık sık şu tür bir tanımlamayla karşılaşıyoruz: Eski İstanbul Valisi, Eski Yargıtay Başkanı gibi...
«Bu tür bir tanımlamanın doğrusu İstabul’un eski valisi, Yargıtay’ın eski başkanı... değil mi?»
İmza, «Av. Hüseyin Özdemir.»
*
Sırayla gidelim:
* Tanımlama, «tarif etme» demektir. Burada gerekli terim tamlama’dır. Onun tarifi, yani tamlama da şu: «Bir tamlayan ile bir tamamlayan’dan meydana gelen kelime öbeği, belirtme öbeği, tertip. (Bunlar isim ve sıfat tamlaması olarak ikiye ayrılır: Pencere camı, Türkiye Büyük Millet Meclisi / İyi insan, ucuz mal, tahta masa gibi...»
(Maddeyi Ayverdi Sözlüğü’nden aynen aktardım.)
* İsim tamlamaları takı alışlarına göre üçe ayrılır: 1. Sevim’in kalemi. 2. Çocuk paltosu. 3. Altın kalem.
* Birinci tür isim takılarında araya kelime veya kelimeler girebilir:    1. Sevim’in dün kaybolan kalemi bulundu, denir.
* İkinci ve üçüncü tür isim tamlamalarında, tamlayan ile tamlanan arasına kelime girmez; tamlananın sıfatları tamlamanın başına gelir; 2. Siyah çocuk paltosu gibi... 3. Yeni altın kalem gibi...
* İstanbul Valisi ve Yargıtay Başkanı ikinci tür isim tamlamalarıdır. Tamlananların (ki örneklerimizde vali ve başkan’dır) sıfatı olan eski’nin, isim tamlamalarının (ki sualinizde İstanbul Valisi ve Yargıtay Başkanı’dır) önüne getirilmesi bu kuralın gereğidir.
* İsim tamlamalarında kelimeler yer değiştirebilir, düşebilir, çoğullanabilir; tamlanan takıları düşebilir, art arda gelebilir; zincirleme tamlamalar olur; isim tamlamalarında fiil çekimlerinde de farklılıklar vardır; bunların kuralları da...
*
Cevabım uzadı, affedersiniz! Ben kısaca «İsim tamlamalarında kural, iki kelime arasına bir üçüncünün girmemesidir» deyip çıkıyordum işin içinden. Siz tekrar be tekrar sormakta ısrar edince, uzun uzun anlatmaya çalışayım bari, dedim. (Rahmetli Tahir Nejat Gencan ustadan kopya çekerek.)