Yaşar, «İnce Memed», bir davet

Herhangi bir iddiam olmasa da edebiyatla oldum olası ilgiliyim. İlgisiz görünüşümün sebebi bizde konunun gündeme gelmeyişi daha çok. İki noktaya değineceğim:

Herhangi bir iddiam olmasa da edebiyatla oldum olası ilgiliyim. İlgisiz görünüşümün sebebi bizde konunun gündeme gelmeyişi daha çok. İki noktaya değineceğim: 
* Yaşar Kemal «Aslında İnce Memed’i hiç sevmem» demiş. Engin Ardıç (Bir yaşlarda aynı kitapları okuduğumuz izlenimini alırım) bu itirafa değindi (Sabah, 11 nisan): «Kahramanını sevmeyen yazar, edebiyat tarihinde bir ilk olsa gerek.» diyor.
Bence Yaşar Kemal’de sonradan edinilmiş bir «haletiruhiye» olsa gerektir. Biz onu, en ünlü kahramanından hoşnut bilirdik. Bana sorarlarsa «Türk romanının Viva Zapata’sı, derdim. Haşin, insafsız, kötü bilinen iyi adam! Okur, bundan pek hoşlanır.»
Bir kere daha söyleyeyim. Bana, Yaşar’ın en sevdiğin romanı hangisidir, diye sorarsanız cevabım değişmez: 1969’da yayımlanan Ölmez Otu’dur. (Kemal Tahir’i sorun: Cevabım, Devlet Ana veya Yorgun Savaşçı değil, Köyün Kamburu olur.
1960 yılıydı. Adnan Benk rahmetliyle (ve koca bir ekiple) Meydan Larousse’u hazırladığımız yıllar. Adnan’dan o yıl yayımlanan İnce Memed’in ikinci cildi için bir yazı istediler. Yazdı. Önce oku diye bana da verdi. Bir roman uzmanı ne diyor, diye merak ederek okudum.
İnce Memed dağda tek başına ayağa kalkmış, yanında yakınında kimse yok, diyor ve soruyordu:
– Kim görüyor da duruşunu, kıyafetini tafsilatıyla anlatıyor bize... Tanrı-romancı mı?
Sonra, Yaşar’ı marksist bildiğini ve marksçı düşüncenin tanrı-romancı kavramına duyduğu düşmanlığı anlatıyordu.
Aynı konuyu Eleştiri dergisindeki bir mülakatta da işlediler, diye hatırlıyorum. Hariçten gazel olacak amma, ben Yaşar o tarihten ve o tartışmadan sonra İnce Memed’ten soğudu diye düşünürüm.

* Zaman gazetesinin Pazar ekinde bir haberdi: «Başbakan, Dolmabahçe’de edebiyatçıları ağırlayacak.» (11 nisan). Galiba 70’e yakın yazar çağrılmış. Gazete tam listeyi vermemiş amma, davetlilerden on beşinin adlarını ve hatta resimlerini kullanmış.
Resimdeki sırayla Adalet Ağaoğlu, Ayşe Kulin, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk kitaplarını okuduğum, (günah çıkarıyorum biraz da) Elif Şafak, İskender Pala, Hilmi Yavuz, Selim İleri, Ahmet Ümit varlığından haberdar olduğum, yazılarını okuduğum simalar. Altısı hakkında fikir sahibi değilim.
– Ee, ne konuşuyorsun öyleyse? sualine de cevap vereyim: Vallahi haklısınız! 

Gazetenin okunmaz yeri yok
Sayfa sayısı 20’den, 24’ten az olan gazete yok; 40’ı, 50’yi, 60’ı geçen gazeteler de var.
Önce bir tekerlemeyi kendimce değerlendirerek gireyim bu bahse: Ben okura okur demem, her sayfadan tat almadıkça!
Benim meslek hayatım boyunca, Türkiye’de yayımlanan gazetelerin sayfa sayısı 6’dan başlayıp 60’a kadar çıktı. Her biri 25/30 sayfadan tamamı, (daha doğrusu benim her gün gördügüm 12 gazetenin sayfaları toplam) 300-360 civarındadır. Sayfa başına ortalama 1 dakikadan 5 ila 6 saat eder. Ediyor.
*
Pazar günü Hürriyet’in İK ekinde bir başlık bana pek davetkâr geldi. Burcu Özçelik’in uzmanlarla mülakatlar da yaparak hazırladığı yazının başlığı «2025’te ofisler böyle olacak» idi. Ve iyi seçilmiş, biri büyük üç resim. Bir el uzanmış, metalik bir mankenin elini tutmak üzere.
2025’i tutturabilirsem asırlık ve müzelik bir pîrifâni’ye dönerim. Ama «Bana ne lazım o vaktin ofisi?» demiyor insan. Bütün bir sayfayı satır satır, ilgi duyarak, esen bilimkurgu havasından haz da ederek okudum. Kutlarım Burcu’yu başarılı bir çalışma ve güzel bir haberdi.
– Nasıl bir izlenim mi aldım?

* İyi tarafından başlayalım. Ofis, yani sabit işyerinden her yerde çalışabilme düzenine geçilecek. İş gezileri artacak, çalışma saatleri çeşitlenecek, evinizde de çalışabileceksiniz. «Tam teşekküllü internet ortamı» bu serbestinin ve seyyaliyetin başlıca güvencesi.
Serbest çalışanlar çoğalacak. Bağımsızlık da... Farklı şirketlerle ilişkide olabileceksiniz. Boş zamanlarınız artacak. İnsan ömrü biraz daha uzamış olacak, üç nesil yan yana çalışabileceksiniz. Çalışana alışveriş çeki, spor salonu üyeliği, yaz tatili paketi gibi ikramlarda da bulunulacak.
Sosyal sorumluluk ve tabiata saygı, iş hayatında daha çok ağırlık kazanacak.
Sürekli eğitim vazgeçilmez olacak. Uyum yeteneği itibar görecek. İngilizce yanında yeni yabancı diller öğrenilecek: Çince, Rusça, Arapça. Beceriklilik en az meslekî bilgi kadar önemli ve etkili olacak.
Kişisel girişimcilik artacak. Emeklilik kavramı gündem dışı kalacak. Kadınlar her alanda daha etkin ve etkili olacak. Bedensel engelliler iş hayatında daha kolay yer bulacak.

* Bana iyi gelmeyecek gelişmeler kısaca şunlar: İşyeri sıcaklığından eser kalmayacak. («İşyerleri internet kafelerine benzeyecek» diyor Burcu.)
Yaratıcılık destek bulacak (çok iyi) ve hiyararşi azalacak. (Endişe konusudur. Ben gazeteciliği özgürlük kadar disipline de ihtiyaç duyulan bir iş alanı diye biliyorum.)

Huuu MEDYA!
* Haberi yanılmıyorsam yalnız Hürriyet kullandı pazar günü. Reklamcılar ki bizim dünyamızda, birlikte çalışmayı tercih edebileceğim arkadaşlardır, aralarında bir anket yapmışlar. 62 reklam ajansından 190 kişi, yüzde 76,8’i yüksek öğrenimli.
Sorulan 44 sualden (diğerleri de meraka değer) üçüne verilen cevaplar vardı haberde.
1. Sabah işe başlar başlamaz girdiğiniz internet sitesi hangisidir?
* İlk sırada hurriyet.com.tr
2. Düzenli olarak okuduğunuz gazeteler hangileridir?
* Hürriyet, Radikal, Milliyet, HaberTürk ve Sabah. (Radikal için övünülecek bir durum. Reklamcıların çok ilgilendiği, bakalım bizim reklam nasıl çıkmış diye pek merak ettiği bir gazete de değilken.)
3. Beğendiğiniz köşe yazarları?
Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun, Yıldırım Türker, Perihan Mağden, Emin Çölaşan. (Hafif zarif ve hırçın yazarlar. İkisinin ben de her yazdığını okurum. Reklamcıların onlarla ilgilenmesinin sebebini çıkaramadım.)