Yaşar Paşa kızmaz inşallah!

Olanı biteni takip ederiz. Kimimiz haber yapar, kimimiz yorum. Ertesi sabah da öbür gazeteler bu haberi nasıl değerlendirdi, diye merak ederiz.

Olanı biteni takip ederiz. Kimimiz haber yapar, kimimiz yorum. Ertesi sabah da öbür gazeteler bu haberi nasıl değerlendirdi, diye merak ederiz.
Yaşar Büyükanıt'ın, toplantı ertesi gazetecilerle konuşurken sarf ettiği sözlerin altını çizdim.
Dolmabahçe'de Başbakanla neler konuştunuz, sualine verdiği cevapta:
– İki makam bir araya gelince bir şeyler konuşur, dedikten sonra gazetecilere bir de ders vermiş: Her şey söylenebilir de, yeri ve zamanı var.
Buna rağmen konuşmasını sürdürmüş. Kuzey Irak'a müdahale konusunda bir suali var:
– Ne yapacağım ben? Askerden ne bekleniyor?
Harekâtı başlatacak da, Hükûmetin, ondan ne beklediğini açıkça bildirmesini istiyor. Devamı da var, dinleyin:
– Mesela içeri girip (Kuzey Irak'a yani) sadece PKK'yla mı boğuşacağız? Yoksa Barzani ile de bir şeyler yapacak mıyız? Bir de ABD var ortada... Bana yazılı talimat verilmesi lazım, diyor.
Dün merak ettiğim, gazetelerin Paşa'nın bu sözlerini nasıl karşıladığıydı. Biraz önce «Her şey söylenir amma, söylemenin de bir yeri ve zamanı vardır» diyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral, Kuzey Irak'a girince Barzani'ye ne muamele etmesi gerektiğini, oradaki Amerikan askerleriyle bir çatışma çıkarsa bunun nasıl karşılanacağını, Başbakan'a «sellemehüsselam» (Türkçesiyle «Ulu orta, çekinmeden, destursuz») sormakta bir sakınca görmüyordu. Suali gazetecilerin, bu demektir ki bütün milletin, cümle âlemin huzurunda ve yüksek sesle sormasını, hayret edilecek haldir, yadırgayan bir gazeteye ve gazeteciye de rastlamadım.
Aralarındaki konuşmanın bu kısmını ben, bir dil sürçmesidir olmuş, büyüteç tutup hadise haline getirmenin anlamı yok diye, yazıma almamıştım. Dün maşallah, bu sözleri gerine gerine okurlarına aktarmayan gazetemiz yoktu.
Bir Genelkurmay Başkanı, Başbakanı'na, «Emrediyorsanız girelim Irak'a, diyor; siz yazılı bir emir verin. Bir de Barzani'yi ortadan kaldırmamızı istiyor musunuz, Amerikalılarla çatışırsak bu sizi rahatsız eder mi, bunları da söyleyin bana. Hazırız zaten, hemen harekete geçeriz. Merak etmeyin!»
Nerede konuşuyor bunları Başbakanla? Onun bulunmadığı bir yerde, söylediklerini bütün dünyaya duyurmakla görevli gazetecilerin önünde.
Bu tavrı anlamakta güçlük çekenleri lütfen yadırgamayın!
Dün haberler yanında arşive aldığımız 8 köşe yazısı oldu, Büyükanıt'ın konuşması üzerinde duran. Sözlerini beğenenler, onu çok haklı bulanlar yanında, tereddütlerini ifade eder gibi olanlar da vardı.
Ben birinden ciddî şekilde faydalandım. Yakın tarihi her zaman iyi değerlendiren Erdal Şafak'ın dünkü yazısından.
Rusya Federasyonu Başkanı Putin'in, 10 şubat günü Münih'te yaptığı konuşma metni ile (Bu metnin tam çevirisi Genelkurkay sitesinde yayımlanmış) Yaşar Paşa'nın sözünü ettiğimiz konuşması arasındaki benzerlikleri işaret ediyor Erdal Şafak. Hayret edilecek kadar birbirini hatırlatan değerlendirmeler, yorumlar, hatta adlandırmalar: NATO'nun şaşkınlığı, çifte standartlar, Birleşmiş Milletlere bakış, terörü mazur görme... gibi. Erdal Şafak «Türkiye ile Rusya'nın bakışları hiç bu kadar örtüşmemişti» diyor (Sabah, 1 haziran).
İlhan Kesici'yi dinlediniz mi?
Bayıldığımı sanmayın, ama havada fazlaca siyaset var. İlhan Kesici lafı ağzında çiğnemeyen, bilgili ve sağlam mantıklı bir siyasetçidir. Devlet adamı aslında. Türkiye her nedense, işe yarayacağı çok belli biriyle karşılaşınca duraksamadan edemez.
Dedim ya geçen gün, Ertuğrul Günay'ın AKP'ye, İlhan Kesici'nin de CHP'ye katılmaları kamuoyunda çok yadırgandı.
Ankara Kulisi'nde Fikret Bila ile Murat Yetkin, oturtmuşlar İlhan Kesici'yi karşılarına (CNN Türk, 1 haziran) belli ki niyetleri, bu ağzı iyi laf yapan adamı bir güzel terletmek.
Ama ne mümkün! İlhan Bey'e CHP'ye niye girdiğini sorduktan sonra tek yapabildikleri, nefeslerini tutup beklemek oldu. «Bir reklam arası vermemiz gerekiyor» demekte bile zorlandılar.
Kendisine ne sorulacağını doğru tahmin eden ve zor suallere teklemeden gürül gürül cevap veren bir hatibi çoktandır dinlememişim.
Hasretmişim meğer... O cevapları metin halinde ele geçirirsem, size de aktarırım. Dinlemeye değer şeyler söyledi, İlhan Kesici. Bize daha nice diyeceği bulunduğu da çok belliydi.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (Nurdan Özcan)

  • Yedi yaşındaki oğlum bana bir sual sordu, net cevap veremedim. «Tövbe estağfurullah» ne demek, dedi. Tövbe, «Pişman olma, hatadan geri dönme»; estağfurullah ise «Karşımızdaki kişi bizi övdüğünde veya kendini küçümsediğinde bu söyleneni kabul etmediğinizi belirten, bir nezaket sözü»dür. Dedim, ama tövbe estağfurullah ne zaman, nerede kullanılır, bunu tam olarak anlatamadım. Yardımcı olursanız sevinirim.
    – Nurdan Hanımcığım bu deyişten amaç, ifadeyi, tekrar yoluyla güçlendirmektir, diyebiliriz.
    Tövbe, «İşlediği bir hatadan, suç veya günahtan pişmanlık duyup bunu bir daha yapmama kararını dile getiren sözün adı»dır.
    Estağfurullah'ın, sizin tarifini verdiğinizden önce gelen anlamı şudur: «Allah'tan af ve mağfiret dilerim, anlamında dua sözü.»
    Yani tövbe estağfurullah!, «Ben bu hatayı bir daha işlemeyeceğim, Allah beni bu seferlik affetsin!» anlamında bir yakarıştır.