Yaşlı bir gazeteci olsaydı da...

Gazeteci olarak bir eskiliğim (belki eskimişliğim) var. İnsan olarak, bir ağırlığı bulunmak gereken yaştayım.

Gazeteci olarak bir eskiliğim (belki eskimişliğim) var. İnsan olarak, bir ağırlığı bulunmak gereken yaştayım. Ama önemli noksanlarım da var ki, sesim o kadar gür çıkmıyor. Buna üzülüyorum.
Halbuki Türkiye'nin, gün görmüş, gücünü bilgiden, tecrübeden ve sağduyudan alan, güvenilir, sesine kulak verilir bir gazeteciye bugünlerde acil ihtiyacı var.
Basın-yayın dünyamızın bu nitelikte gördüğü mensuplarına genç yaşlarında yatırım yapması lazım. Kısaca anlatabilmek için sizden, şu suale zihninizde bir cevap aramanızı rica edeceğim.
– Gazete, dergi, radyo, televizyon gibi yayın organlarımızda bir haberci, bir yorumcu, bir sözcü var mıdır ki, mensubu olduğu kurum ona, «Sen ihtiyaç duyduğun, gerek gördüğün zaman yazacaksın. Haberin veya yazın, hep birinci sayfadan girilecek değerde olsun; çünkü Yazı İşleri'ne senin her yazının böyle değerlendirilmesi talimatı verildi. Sana kimse haberin, yorumun nerede diye sormayacak. Hangi hadisenin veya meselenin üzerine gideceğine, ne zaman, neyi, nasıl yazacağına sen karar vereceksin. Yol ve sair giderler konusunu hiç düşünme. Bu ödemeleri adına çıkarılacak çek defteriyle sen yapacaksın. Haydi, kolay gelsin!» diyebilen bir gazete diyorum, var mıdır acaba?
Varsa da ben bilmiyorum.
(Şimdi beğenilmeyen eski dönem gazetelerinde, başyazar-gazete sahipleri, bir anlamda bu konumda gazetecilerdi. Nitekim onların gazetelerinde başka telden çalacak köşekadısı barınamazdı. Hüseyin Cahit'ler, Ahmet Emin'ler, Hakkı Tarık'lar, Falih Rıfkı'lar, Ali Naci Karacan'lar, Cihat Baban'lar... mesela böyleydi. Denebilir ki onlar, kendi kendilerini istihdam etmekteydiler.)
İşte ben, o veya eşdeğeri konumda bulunan gazetecinin Türkiye'nin bugünü üzerine yazacaklarını okumak isterdim. O nitelikte bir gazeteci olabilmeye ve bana bu imkânı tanıyacak bir anlayışla buluşmaya da can atardım.
Esinti sanmayın, ciddî bir ihtiyacımızı söylüyorum. Bizi ayacak, gür ve güvenilir bir sese şu günlerde sahiden çok ihtiyacımız var. Ben son altmış senesini iyi hatırladığım Türkiye'yi, bugünkü kadar şaşkın, hiç görmedim.
Ama siz bana:
– Efendi, sen neden söz ediyorsun? Biz şimdi fırlama gazetecilik anlayışına övgüler, hayranlıklar, hasretler terennüm etmekle meşgulüz, deseniz de kırılmam. Benimki de bir hasretin ifadesi nihayet. Keşke mümkün olsaydı, demeye getiriyorum.
Dil Yâresi

  • TRT 1'de Konuşuyorum adlı program (8 haziran). Konu Türkçe. Jülide Gülizar orada. TDK Başkanı Prof. Ş. Haluk Akalın ve üç biliminsanı daha (Prof. Öcal Oğuz, Prof. Cengiz Tosun, Psikiyatr Erol Göka) oradalar. Aradılar, telefonla ben de katıldım.
    Konuşmalar ilgi çekiciydi. Ama benim gazeteciliğim tuttu, TDK Başkanı dostuma sordum:
    – Haluk Bey, Türk Dil Kurumu'nda halen, siz dahil çalışan sayısı kaçtır? Komitelerde geçici olarak çalışanları sormuyorum. TDK'dan aylık ücret alan görevli sayısı kaçtır?
    Cevap verdi:
    – Ben dahil iki kişiyiz.
    Ben üç kişi sanıyordum. Haber değeri olan bir bilgidir. İstifadenize sunulur.
    Gazeteci ile siyasetçi
    Yaşını başını almış, bilge bir gazetecimiz yok da siyasetçimiz var mı, dersiniz? İlk akla gelecek isim, evet Süleyman Demirel. Başı çok sıkışınca ona başvuranlar olduğunu işitiyoruz. Ama, ne çok görmüş-geçirmiş siyaset bilgesinin onlara nasihatinden haberimiz oluyor, ne de bu tavsiyelerin ne derece ciddiye alındığından.
    İktidar partisi ileri gelenleri Güniz Sokak'tan geçmiyor galiba. Uğrayan gazeteciler oluyor. Ama üniversite hocalarından, iş dünyası temsilcilerinden, ordu mensuplarından da Demirel'in kapısını çalan yok gibi gelir bana...
    O nesilden bir eski siyasetçi, bu sefer de seçime girmekten men edildi, bildiğiniz gibi. Mitinglerde söylemeye hazırlandıklarını daha fazla içinde tutamamış. Bakın Allah aşkına, şu Necmettin Erbakan'ın dediklerine:
  • «Türkiye tarihî bir noktadadır. 22 Temmuz seçimleri bu sebepten dolayı Çanakkale Savaşı kadar, hatta ondan da daha önemlidir.»
  • 54. Hükûmet'in (Başında Necmettin Bey'in bulunduğu hükûmetin yani) Türkiye'de herkese refah sağladığını ve milletin yüzünü güldürdüğünü söyledikten, ondan sonrakilerin Türkiye'yi İMF'ye teslim ettiğini de hatırlattıktan sonra, ilave ediyor: «AKP döneminde evladına Kuran okutan babaya hapis cezası kanunu çıkartıldı. diye kanun yapıldı. Esnafa kredi verileceğine, domuz çiftliğine kredi verildi.
  • Ve soruyor Erbakan: «AKP ne demek biliyor musunuz? Arka Kapıdan Kaçanlar Partisi demek.»
  • Hüküm fıkrası: «Un var, su var, tuz var, diye sevinmeyin. Ekmek yapmak için maya lazım maya! O maya sizde yok.» (Tercüman, 12 haziran).
    Bizde siyasetçi de gazeteciyi mumla aratır, demek geliyor içimden. Deyimler böyle zamanlar içindir: Al birini vur birine!
    TELAYNAK
  • Doğru cevabı bil: ARA KAZAN! diye bir program. Baş harfi «S» olan bir çok kelime, diğer harfleri kapalı. Bu, ünlü bir hanım sanatçımızı da niteleyen sıfattır. İpuçları: Yavuz Selim, Kanuni Süleyman. Arada kalan kelime, diyorlar.
    – Ayol SULTAN kelimesini soruyor. 0. 592'li bir telefonla aranıyor. Ben de denedim.
    Adrese ulaşmak ne mümkün!
    Avusturya'dan «Sultan!» diye haykıran Nevin Hanım'ın da çok kereler aradığı besbelliydi.