Yeni bayramyeri: Televizyon

Bu bayramda da davetler aldım. Halk türkülerine yeniden hayat vermeye çalışan derlemeciler gibi, geçmiş zamandan hatıralar devşirmeyi iş edinen televizyon sohbetçileri vardır.

Bu bayramda da davetler aldım. Halk türkülerine yeniden hayat vermeye çalışan derlemeciler gibi, geçmiş zamandan hatıralar devşirmeyi iş edinen televizyon sohbetçileri vardır. Ağzı laf yapan yaşlılardan seçerler ekran misafirlerini.
– Hakkı Bey! Bu bayramı karşılıklı konuşalım mı?
Son yıllarda çok bilmiş ve kararlı bir halim var:
– Beni mazur görün, diyorum. İsterseniz başka şeylerden laf edelim. Ama eski bayramlar bahsinde, inanın anlatacak bir hatıram yok benim.
İnanmıyorlar, çünkü onları göz göre göre aldatanlar, bugün de var. Ve ben, kulaktan dolma hatıralarla geçip dinleyicinin, seyircinin karşısına, «Neydi, nerede o eski günler?» makamında terane bağlayanlardan hiç hazzetmiyorum.
Ne var ki, bayramlık sohbet daveti sahiplerine bir gerçeği anlatmak mümkün olmuyor.
– Çağırdıklarınız benim yaşıtlarım, ki eski bayramları bilmezler, bilemezler. Biz ilkokul öğrencisiyken Mecidiyeköy'ün çilek bahçeleri, Kadıköy'de Kuşdili Çayırı, Papazın Bağı, Boğaz'da Göksu Deresi, Altınkum, ötede Florya mesireleri eğlence yeri olmaktan çıkmıştı, demekten dilimde tüy bitti, ama anlatamıyorum.
Aramızda sohbete durup, Direklerarası'ndaki Ramazan eğlencelerini anlatanlar da var.
– Hazır o bahse girmişken Philadelphion dönemi (Şehzadebaşı caddesinin Bizans çağındaki adıdır) hatıralarınızı da anlatın, diyorum.
Bunu onlara soranların hiç kabahati yok, diyebilir misiniz?
Ben çocukluğumda bir süre kaldığımız taşra kentlerinde, daha çok da kasabalarında bayramyeri değil de panayırlar gördüm. Bayramyeri diye gidebildiğimiz, mesela Göksu Çayırı'ndan çok daha çeşitli, renkli pazar ve eğlence yerleriydi. Adana'da ortaokul arkadaşlarımla gittiğimiz bayramyerinin rağbet gören eğlencesi de, şarkıcıların yanında sahneye çıkıp saz eşliğinde göbek atan rakkaseler'di. (Adları dansçı, göbekçi, hatta çengi'ydi o zamanlar; oryantal lafı sonra keşfedildi.) Seyircilerin çoğu sakal traşı olmamış sarhoşlar ile bacağı, göbeği açık kadın görmeyi bir imtiyaz sanan sıcak iklim delikanlıları.
Eski bayram ziyareti, bu vesileyle hasret giderme, bayramyerlerinde gün boyu, kabare benzeri yerlerde ve kıraathanelerde iftar-sahur arası, geceleri düzenlenen eğlence hatıralarını bırakın da, diyorum; yeni bayramyerimiz (daha bir çok şeyimiz olan) televizyon ekranlarında farklı bir şeyler yapın!
– Gel keyifli bir sohbet yapalım, davetini tekrarlıyorlar.
Gidenlere de şaşmıyor değilim doğrusu!
Fazıl Say'la neyi konuşuyoruz?
Fazıl Say sohbeti de bir tatili hak etti dersem, hak verir misiniz? Tartışmaya katılanların maşallah sonu gelmiyor. İyi kötü ben de ne düşündüğümü söylemek isterim. Ama söylenenleri demetleme işimiz ağır mesaiye dönüştü, ardı arkası kesileceğe benzemez hal aldı.
Hayır hayır, bıkkınlık söz konusu değil. Aksine, tepkinin yaygınlığını ve bir konuda böyle ısrar edilişini ben ilgiye değer buluyorum.
Ardı alınamayan eleştirilerin ve hak vermelerin çokluğu başlı başına bir anlam taşıyor.
Bence toplumumuzda bir yeni davranış biçiminin, ortak karara varmada yeni bir yöntemin işareti olarak üzerinde durmamız gereken bir aşamadır bu.
Toplumumuzdaki bu değişikliğin adını koymayı da bilmeliyiz.
Dil Yâresi

  • Bülent Ersoy ile Hürriyet yazarı Hadi Uluengin bilmem tanışırlar mı? Bir araya gelseler, yanlış telaffuz edilmiş Osmanlıca kelimelerle süslenmiş bir sohbetin tadını çıkarabilirler.
    Uluengin «Fobi kelimesi kâdim Yunanca'dan iner» diyor (Hürriyet, 19 aralık). Kadim'deki «a»ya şapka giydirmiş (Yani efendim, uzatma-inceltme işaretini kullanma ihtiyacı duymuş, nedense!)
    Fobi («yılgı, olağan dışı korku») kelimesiyle yetinemeyip, fobik (Fransızca phobique) sıfatına dört elle sarılması da bir tuhaf, ama ben şapkalı kâdim'e değinmek istiyorum. Uluengin'in Kâdim Yunanca'dan maksadı Eski Yunanca ise, şapkaya hiç gerek yok. O «kıdem»den gelen kadim'dir, ki «a» harfi şapkasız yazılır ve kısa telaffuz edilir. «A» sesi uzun olan kâdim sıfatı, Arapça «Bir yere gelmek, varmak, girmek» anlamındaki «kudüm» kelimesinin türevidir ve «ayak basan, varan, ulaşan» demektir.
    Bülent Hanım kızımın da dikkatine sunuyorum. Çünkü o da kısa «a»ları uzatarak söylemeyi pek sever. Dikkat etsin!
    TELAYNAK
  • Ben, seyirci olarak tek kişiyim, yapayalnız. TV kanalları sayıları ve kadrolarıyla ciddî topluluklar oluşturuyor. Bayram günleri değişik ve güzel programlar da yayımlanmış olabilir; benim gözümden kaçan.
    NTV'deki Haydi Gel Bizimle Ol, eğlenceli bir potpuriydi mesela; parçalar kısa tutulmuş ve iyi seçilmişti. CNN Türk'te Cüneyt Özdemir'in, çok beğendiğim iki oyuncudan oluşan (Dolunay Soysert ile Sinan Tuzcu) bir çiftle sohbeti de ihmal edilemeyecek lezzetteydi.
    İlk programda nitelikli unsurlardan oluşan çeşidin, ikincide, severek seyrettiğimiz oyuncuların kendilerinden söz ederken de cazibelerini kaybetmeyişlerinin tadı vardı.
    Başkaları da var idiyse, seyrettiğiniz, bana söyleyin de haksızlık etmiş olmayalım.