«Yok artık Osman!»ı sevdim

Bu üslupta tartışmalara ihtiyacı var mı Türkiye'nin diye sorsam, cevabı hazırdır:</br>&#8211; Tartışmak isteyenler işe bu sualden mi başlasın, demek istiyorsun?

Bu üslupta tartışmalara ihtiyacı var mı Türkiye'nin diye sorsam, cevabı hazırdır:
– Tartışmak isteyenler işe bu sualden mi başlasın, demek istiyorsun?
Osman Yağmurdereli özdeyiş kıvamında bir laf etti geçende, «Eşimin saç telini bir tek ben görmek isterdim» diye... Biri böyle deyince, benim bildiğim, bunu söyleyenle göz göze gelmemeye çalışılır. Adam saçmaladı, büsbütün utandırmayalım inceliğidir bu. En güzel cevabı, üç kelimeyle eşinden almış zaten:
– Yok artık Osman!
Bu yetmezmiş gibi, Abbas Güçlü'nün programına telefonla katılan Fazıl Say da Osman'dan:
– Kendisi hakikaten orada Bekir Coşkun'un anlattığı, göbeğini kaşıyan adam durumundadır benim gözümde, diye söz etmiş.
Lafa atışmalardan başladım. Abbas Güçlü'nün Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ndeki canlı yayınından söz ediyorum (Genç Bakış, 26 aralık, Kanal D). Osman'dan gayri Fikri Sağlar ve Berhan Şimşek de orada imişler. Fazıl'dan gayri Musa Kart ile Ahmet Özal da telefonla katılmışlar tartışmalara. Yani şenlikli bir toplantı olmuş Abbas'ın programı.
Osman'ın Fazıl'a verdiği cevabı da aktarayım. (Fazıl'ın sözlerini alkışlayan gençlere de öfkelenmiş anlaşılan, sitem ediyor):
– Ben Fazıl Say için gelsin burada konuşsun dedim diye suçlu mu oluyorum? (Biraz önce ona «Telefonda racon keseceğine, gel üniversiteye öğrencilerin karşısında konuş!» demiş çünkü.) Ama o bana göbeğini kaşıyan adam derken sessiz kaldınız.
*
Bu «Göbeğini Kaşıyan Adam» hakaretini Bekir Coşkun üretti. Telif hakkına saygı göstererek dünkü Akşam, bu konuda bilgi tazelemiş. Metin şuymuş: «O göbeğini kaşır. Göbeğinin tombik olması ona mutluluk verir, çünkü bu yaşamın tadını çıkardığı anlamına da gelir. Ayağını altına alıp oturur. Haberleri sevmez. Eğlence programına bakar. Kitap okumaz. İlgi duyduğu tek gazete, turşu kavanozlarının altına serdiği geçen yılın gazetesidir. Liderlerle ilgili en kapsamlı düşüncesi Müslüman adam, demokrasi ile ilgili tek fikri Çalsın ama iş yapsın!'dır. Sonra göbeğini kaşır.»
Kabalık ediyor sanmayın, Bekir, çoğunluğu temsil ettiğine inandığı sıradan bir vatandaşı tarif ediyor. Yoksa en yakınından bile «Muhterem eşim» diye söz edecek kadar naziktir.
Dil Yâresi

  • Mehmet Y. Yılmaz'ın bir yazısından alıyorum: «Kendisinden gibi biz diye söz edenlere hep sormak istemişimdir, diyor. diye. Benim bildiğim bu üslup emperyal majestelerinin üslubudur.» (Hürriyet, 27 aralık). Katılıyorum.
    Benim bu uyarıya ilave etmek istediğim bir not var. İlahî hukuk anlayışında hükümdar, hep bildiğiniz gibi Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi sayılır. Ve kararlarını açıklarken, Tanrı'ya saygısızlık etmiş olmamak için, Ben yerine Biz demeyi tercih eder. Kutsal kitaplarda da dikkati çeken bir itinadır bu. Elçi ben demekten sakınır.
    Kendini bu konumda vehmeden köşekadıları da az değildir.
    Dizilerde tempo tutarsızlığı
    Fransızca yazan Belçikalı bir romancıdır Georges Simenon (1903-1989). Evcek benimsediğimiz yabancı yazarlardan biri. Polisiye romanlarıyla ve bunların kahramanı Komiser Maigret ile tanınır daha çok. Psikolojik atmosfer romanları ve otobiyografi kitapları da var. Çoğunu seve seve okudum. Bence yazı sanatının anlatma ustalarından biridir.
    *
    Fransa'ya sık sık gittiğim 60'lı yıllarda Paris sahaflarında 2 veya 3 franga satılan elden düşme kitaplarından kucak dolusu alıp getirirdim. Bizim evde bile 100'den çok kitabı olabilir. Kitap sayısı 200'den fazlaydı diye biliyorum. Sait Faik Abasıyanık'ın kitabını Türkçe'ye çevirdiği çok nadir yabancı yazarlardan biridir.
    1975 yılıydı sanırım, Maigret'leri Türkçe bir dizi halinde topluca yayımlamaya niyetlendik. İsviçre'de yaşayan Simenon'la yazıştık. Tamam, dedi ama biz projeyi gerçekleştiremedik. Bu meyanda Simenon'dan izin istemiştim:
    – Maigret'nin kolalı beyaz yakası ve siyah rölöve şapkası Türk okuruna fazla yabancı gelebilir. Kıyafetinde gömlek ve şapka değişikliği yapabilir miyiz, diye.
    – Israr ederseniz hayır, demem diyordu cevabında; ama Maigret o çağın adamıdır. Türkçe'ye de kolalı yakası ve rölöve şapkasıyla aktarılması daha doğru olur.
    *
    Romanlar bir dilden öbürüne çevrildiği gibi, bu çeviri, uyarlama biçiminde de yapılabilir. Eser kamu malı niteliği almamışsa, çeviri gibi uyarlama için de yazarından izin almanız gerekir.
    Evveli akşam atv'de Sinekli Bakkal'ın ilk bölümünü seyrederken, Abdülhamid döneminde yaşayan hikâye kahramanlarının elinde cep telefonu görünce doğrusu irkildim. Benimki (kolalı yaka ve rölöve şapka) bir eksiltme değil, zamana ve mekâna bir uyarlama gayretiydi; Sinekli Bakkal'daki bir ilâvedir. Bana fazla ve rahatsız edici geldi. (Yaprak Dökümü ve Dudaktan Kalbe dizilerinde de cep telefonu kullanılmış. Sinekli Bakkal'daki spor otomobili yadırgayanlar da var.)
    Bence çok daha önemli olan bu dizilerde olup bitenin içine yerleştirildiği tempodur. Sahnelerin süresi, olay akışının hızı.
    – Hiç olmazsa, diyorum; olayların ve kişilerin tanıtım, düğümlenme ve çözülme aşamalarında tempoyu biraz artıramazlar mı?
    Bunu ben soruyorum.
    O romanların yazıldığı çağları ve yazarlarını çoğunuzdan daha iyi bilen biri olarak.