Yol bilen kervana katılmaz!

Erol Katırcıoğlu'nun köşeyazısını okuduktan sonra, sözlükler arasında bir gezintiye çıktım. Başlığı «Herkes çıtasını yükseltiyor»du(Radikal, 8 aralık).

Erol Katırcıoğlu'nun köşeyazısını okuduktan sonra, sözlükler arasında bir gezintiye çıktım. Başlığı «Herkes çıtasını yükseltiyor»du(Radikal, 8 aralık).
Sözlüklerde çıta kelimesini arıyorum. Hepsinde kısa bir tarifi var: «Düzgün biçilmiş, ensiz ve uzun tahta.» Eee? Başlıktaki deyimin anlamı nedir?
Ara ki bulasın! Deyimler Sözlüğü'ne baktım, orada da yok. Çağbayır Sözlüğü'nde Çıta gibi deyimine rastlayınca adeta sevindim. Oysa çıtayı yükseltme diye bir deyimi çoktandır kullanıyoruz. Sözlükçülüğün bizde neylesine lagar bir faaliyet olduğunu apaçık gösteren bir örnektir bu.
Oysa Erol Bey bu deyimi ne kadar güzel, nasıl da yerli yerinde kullanmış yazısında.
– Herkes çıtasını biraz yükseltiyor, diyordu. İstediği ve şimdiye kadar söyleyemediklerini daha yüksek sesle söylemeye başladı.
Kaotik görüntünün bir sebebi de bu, dedikten sonra örnekler veriyordu:
– Kürtler, PKK'nın muhatap alınmasını bile istiyebiliyorlar.
– «Türban» ya da «başörtüsü» konusunda da çıtalar yükseldi.
Kendini laik görenler ile muhafazakâr görenler yoğun bir tartışma içindeler. Alevîler de şimdiye kadar söyleyemediklerini söylemeye başladılar.
– Türkiye'nin, sorunlarını belki de asıl şimdi konuşmaya başladığını söylemek mümkün.
Yaygın küreselleşme dışında bizde asıl, islamî geçmişi olan bir siyasî kadronun yüzde 50'ye yakın oy alarak iktidara gelmesi, bu gelişmede etkili olmuştur, diyor. AKP Kürtlerden, laiklerden, muhafazakârlardan ve Alevîlerden de oy aldı. Nedir ki onlar da, parti olarak bu sorunları çözebilecek donanıma sahip değil. Çünkü onların da, demokrasi anlayışları bir yere kadar.
Yazısını neredeyse tekrar ediyorum; Katırcıoğlu'nun serinkanlı ve sağduyulu değerlendirmelerine katıldığım için. Bence daha da ilgiye değer bir doğruyu, yazının sonunda dile getiriyor:
– Sorunlarımız bugün belki de Avrupa'nın da bilmediği, denemediği yeni bir demokrasi anlayışına ihtiyaç gösteriyor.
Ve Türkiye'nin konuşur olmasını hayra alamet sayıyor.
– Bu gürültü, diyor; yeni bir siyaset, yeni bir demokrasi anlayışının temellerini atmak üzere yola çıkmış insanların, yürürken çıkardıkları ayak seslerinden başka bir şey değil.
Böylesine bir yenilenmeye, çıkış yolunu başkalarının tecrübesinde aramaktansa kendimizce icat etmeye, öylesine ihtiyacımız var ki!
Klozetin boyu ve demokrasi
Sol köşede savunulan düşüncenin bir kanıtı gibiydi Ceyhun Kuburlu'nun haberi (Hürriyet, 8 aralık). Antalyalı mimar Ercan Evren, polyesterden «klozet basamağı» yapmış. Onun üzerine tünüyor ve çömelerek, klozetin kapağına oturmadan, değmeden büyük aptesinizi yapıyorsunuz. Tıpkı eski helalarımızda olduğu gibi; oturarak değil, çömelerek ihtiyaç giderme hali.
Eski takunyelerin yerine Ercan Evren, «U» harfi şeklinde klozeti çevreleyen bir basamak koymuş. 20 santim yüksekliğinde. Gazetelerde, bu yeni imalatın (icadın) fotoğrafları da vardı o gün. Fiyatı 150 liradan başlıyormuş. Seri imalata geçmişler, satış artarsa fiyatı indirmeleri ihtimali de var.
Mucidimiz, çömelme yöntemi temizlik icabı olduğu kadar, dinimizin de gereğidir, diyor.
Bence de önemli bir rahatsızlık sebebiydi. Evde temizliğini sağladınız, diyelim. Ya klozete oturduğunuzda boyunuz kısa kalıyor ve ayaklarınız yere değmiyorsa.
Böyle de oldu yıllar yılı. Kâh yüksek klozeti zemine biraz gömerek, kâh daha kısa klozetler yaparak, bu sakınca yıllar sonra gidermeye çalışıldı.
Bakın Ercan Bey'in uyarlamasına. Klozetse klozet! Ama zemin ile oturak arasındaki mesafeyi kısaltarak, yani Amerikalılar ile aramızdaki boy farkını dikkate alarak pekâlâ bir çözüm bulmuş.
Benzer uyarlamanın, mesela demokrasi alanında da yapılması, aklın ve ihtiyacın icabı değil mi?
Dil Yâresi

  • Bu köşenin sevgili müdavimlerinden Salih Omurtak Bey'in imla yanlışlarından şikâyeti var. Cihannüma'da da maşallah yazdığınızı gördüm; bu imla doğru mudur, diyor.
    – Evet, imla kılavuzlarımız maşallah, diyor. Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe sözlüğündeki yazılışıyla, aynen alıyorum, mâ-şâ-Allah'tır.
    Sonra la lettayin'i soruyor. Lalettayin diye bitişik yazıyoruz artık. Ama Devellioğlu'nda imlası lâ-ale-t-ta'yin şeklinde.
    – İmla kelimesi sözlüklerde «Bir dilin, doğru yazmak için konulmuş belli kurallara uygun olarak yazıya geçirilmesidir» diye tarif edilir. Kılavuzlarda yazılı olan da kurallardır. Bunlara hepimizin uyması gerekir.
    Bir sorduğu da şu, okurumun: «Tevdiat hesabı ile mevduat hesabı arasındaki çok ince farkı açıklar mısınız?».
    – İkisi de Arapça ved>tevdi'den («Emanet olarak bırakma») türetilmiş kelimelerdir. Tevdiat (tevdi'nin çoğulu) «Banka ve benzeri yerlere para yatırma, para veya senet tevdi etme»nin adıdır. Mevduat ise «Bir bankaya faizle yatırılan paralar; emanet edilen, emanet olarak bırakılan şeyler» anlamına gelir.

  • İnternet'e Türkçe bir karşılık aramıştık. Bilgisunar teklifine okurlarım pek iltifat etmediler. Hep Dil Akademisi ihtiyacımız var, derim ya. Olsa, orada bu gibi çalışmalar toplu halde yapılır ve milyonlarca insana munis gelmesi beklenen tekliflerin şansı da artabilir.
    Belli ki Türkçe bir ada ciddî ihtiyaç var. Çok ses geldi sualime. En ağır basan teklif bilgiağı oldu. Gerekçe de şu: «Bilgisunar, bilgisayar'a çok benziyor. Akla bir cihaz getiriyor. İnternet bir şebekedir. Ağ kelimesi daha münasip. Bilgiağı diyelim.»