Yumruk yumruğa 5 milletvekili

Yakın akraba çocukları olarak biz, hemen de hep bir aradaydık, diyebilirim. Aynı ev, aynı bahçe, aynı okul.

Yakın akraba çocukları olarak biz, hemen de hep bir aradaydık, diyebilirim. Aynı ev, aynı bahçe, aynı okul.
Oynarken anlaşmazlık çıkar kavga da ederdik, evde, bahçede... Okullarda da öyle. Ankara'daki İsmet Paşa İlkokulu'nda, iki sınıf arasında saf saf dizilip, elimizdeki sopalarla süngü savaşı yaptığımızı da unutmadım.
Meydan dayağı dedikleri başka bir şeydir, ama herkesin gözü önünde futbol oynarken takım halinde toplu bir dayak da yedik! Arnavutköy-Bebek arası Boğaziçi (Feyziâti) Lisesi'nin sahasında Kuruçeşmeliler bastı bizi. Ellerinde sopa da değil sırıklarla. Hepimizi adamakıllı benzettiler.
Düşünüyorum da, demek ben çocukken de toplumsal değil bireysel eğilimde biriymişim, diyorum.
– Arkadaş sen ne diyorsun, suali mi belirdi zihninizde?
Dünkü gazetelerin birinci sayfasında yer alan kocaman bir fotoğrafa bakarken, bir yandan da düşünüyorum.
Hepiniz görmüş ve dikkatlice bakmış olmalısınız. Fotoğraf 28 mayıs pazartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çekilmiş. Beş milletvekili Meclis'te dövüşüyorlar. İkisi CHP'li, Sami Tandoğdu ile Salih Gün; üçü AKP'li, Alim Tunç, Hacı Biner ve Veli Kaya. Taraflardan biri, iki kişiden oluşuyor, hamle eden de bu ikili; nitekim fotoğraf, Tandoğdu'nun da Gün'ün de yumrukları Tunç'un yüzüne isabet ettiği sırada çekilmiş (A.A. Nuri Kaynar imzalı).
Boks maçı anlatma ve yazma alışkanlığım yok; maçın bu görüntüsünü yorumlamaya kalkmayacağım.
Benzer sahneleri daha çok, Güneydoğu Asya parlamentolarında çekilmiş fotoğraflarda, filmlerde seyrederken gülüp geçiyoruz. O görüntüler, kavgaya tutuşanlar daha çevik, atletik, hatta akrobatik olduğundan mı nedir, seyrederken bayağı da eğleniyoruz.
Bizim Meclis'te evveli gün çekilmiş olan fotoğraf bana hiç de eğlenceli gelmedi. Yazarken de, ara verip birçok kere seyrettim o görüntüyü. Sahneyi birinci sayfasında değerlendirmeyen üç gazete vardı: ekonomi gazetesi Dünya, spor gazetesi Fanatik ve Gazeteciler Cemiyeti'nin yayın organı Bizim Gazete. Diğerleri elhak fotoğrafa hak ettiği değeri vermişlerdi, birinci sayfalarında.
Gazeteciliği, köşekadılığını filan unutun bir an! Size söylemek istediğim şudur:
– O fotoğrafta gördüğüm adamların, benim ve çocuklarımın kaderi üzerinde söz sahibi olmalarına isyan ediyorum.
Dil Yâresi
Türkçe dostlarından (İsmail Demirci)

  • «Ukala» ve «tombul» kelimelerinin kimi kitaplarda «ükela» ve «tonbul» şeklinde yazıldığına şahit oluyorum. Bir de «evet»in tersi olan «hayır»ın telaffuzunda kimileri «haaayır'ı» tercih ediyor. Hangisi doğrudur.
    – Ukala yazılır, ortadaki «a» kısa ve kalın, «l»yi incelten sondaki «a» ise uzun söylenir. Tombul imlası doğrudur. Aslı «tonbul» olsaydı da biz onu «tombul» diye telaffuz ederdik; «nb»yi «mb» telaffuz etme eğilimimiz yüzünden.
    Hayır'ın farklı telaffuzuna gelince. Aktör Galip Arcan diksiyon dersinde, vurgu ve titremleme (entonasyon) farklarıyla kırk çeşit «Hayır!» demişti.
    Avrupa Münazara Yarışması
    Dünyanın buluşma merkezi olan şehirler vardır. İstanbul da bunlar arasındaki yerini alıyor. Kongreler, turnuvalar, festivaller giderek çoğalıyor.
    Geçenlerde bir gün Koç Üniversitesi Münazara Kulübü üyesi gençlerle buluştuk. Beni de ilgilendiren ve duygulandıran bir girişimlerini anlattılar bana. Bu yıl Avrupa Münazara Şampiyonası İstanbul'da yapılacakmış.
    Münazara «Bir konu üzerinde, belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma» demektir.
    Gençlerden öğrendiğime göre, üniversiteler arasında ayrı ayrı Dünya ve Avrupa Münazara Şampiyonaları yapılagelmekteymiş. Avrupa Şampiyonası'na dört yıldır Koç Üniversitesi takımı da katılmış. Başarılı olmuş ki, 2007 yılı Avrupa Münazara Şampiyonası'nın İstanbul'da yapılması tartışmasız kabul edilmiş. 5-11 ağustos haftasında yapılacak şampiyonaya 25 ülkenin 80'e yakın üniversitesinin münazara takımları katılacakmış. İstanbul'da temsil edilecekler arasında Oxford, Cambridge, LSE (London School of Economics), Berlin ve Erasmus üniversiteleri de var.
    *
    Bir zamanlar Türkiye'de de münazaralar yapılırdı. Ben, Kabataş Lisesi'ndeki sınıflararası münazarada «Aile, modası geçmiş bir kurumdur» tezini savunan ve kazanan takımın kaptanı olarak, üniversiteyi bitirir bitirmez evlenince az sarakaya alınmamıştım.
    İstanbul Üniversitesi'nde fakülteler arası münazaralar zorlu geçer ve ilgi çekerdi. Bütün halkevlerinde yapılırdı, ama merkez arenası Eminönü Halkevi'ydi.
    *
    5-11 Ağustos'taki Vehbi Koç Avrupa Üniversitelerarası Münazara Şampiyonası 2007'ye 208 ayrı takım, 700'e yakın öğrenci katılacak ve yarışmaların jürilerinde 160 kadar uzman yer alacak. Avrupa dışından da (ABD, Kanada, Avusturalya, Orta Asya'dan) münazaracılar gelecek.
    Şampiyonanın, yarışmaları ve sosyal faaliyetleriyle Türkiye'nin öğrencilerarası en büyük organizasyonu olacağı söyleniyor. Final maçı ve kapanış töreni Topkapı Sarayı'nda yapılacak. Final Maçı'ndan önce tanınmış bilim, siyaset ve iş adamlarından oluşacak iki takım arasında bir gösteri maçı da var programda. Şampiyonaya, 30'u aşkın Türk üniversitesi katılacak.
    Üç not daha: Dil İngilizce. Takımlar ikişer kişilik. Konular taraflara, münazara başlamadan 10 dakika önce veriliyor.
    İngilizce bilmediğime bir kere daha üzülmeyeyim de ne edeyim, söyler misiniz bana!